Dil ve EdebiyatTürk Dili

Kelimeler Sembollerdir

D

il, bir “uydurma sesler topluluğu” değildir. Her kelime, beynimizde, konuşma merkezlerinde yerleşmiş mefhumlara tekabül eden birer “mücerret” “sembol” dür ve insanlığın zuhurundan bugüne, insan düşüncesine paralel olarak gelişmiş, olgunlaşmıştır, Bu arada, zaman zaman yeni mefhumlar için kelimeler bulunmuş (uydurulmuş değil) ve gerektiğinde de çeşitli insan toplukları birbirlerinden kelime alıp vererek dillerini zenginleştir mişlerdir.

Bir dilin ihtiva ettiği kelime sayısı, o dilin ifade gücünü belirler. Bir insan konuşma veya yazı dilinde ne kadar birbirinden farklı kelime kullanabiliyorsa o kadar “akıllı” dır. Kullanabileceği kelimelerin sayısı ise onun konuşma dili ile sınırlandığından, demek oluyor ki, insan zekası ve aklı, o insanın mensup bulunduğu toplumun lisanı ile sınırlıdır. Mesela, ingilizcede 120.000 kelime vardır. Gelmiş geçmiş en büyük yazarlardan biri olan Shakespeare eserlerinde birbirinden farklı ancak 30.000 kelime kullanmıştır. Onu Victor Hugo, onu da Goethe takipeder.

Kur’an-ı Kerim’in Arap dilinde nazil olmasının hikmetini herhalde bu dilin üstün ifade gücünde aramak gerekir.

Dilde “yabancı kelime” olamayacağı gibi, bir dilin “özleşmesi” de düşünülemez. Bir ihtiyaç karşılığı başka dillerden alınan kelimeler o dilin potasında eritilerek hazmedilir ve o dile maledilirler. Rumcadan lisanımıza girip de Arapça zannedilen “Efendi” ve “Kaldırım” kelimeleri, Arapçadan batı dillerine geçerek Fransızcadan bize alınan “Alkol”, İngilizceden aktarıldığı halde tamamen başka manaya kullanılan “Spiker”, gene aynı şekilde, kullanılış yeri ve anlamı degiştirilerek Arapçadan alınan “Mektep” kelimelerinin Türkçe olmadığını iddia etmek, sığır eti yiyen bir insanın artık insan değil bir sığır olduğunu iddia kadar gülünç ve saçmadır.

Yabancı kelimeleri ayıklamaya çalışmak ve kelime uydurmak, dilin ifade gücünü ve dolayısıyle o dili konuşanların düşünce kabiliyetini tehlikeli bir surette kısırlaştıracaktır.

Bugün konuşulan Fransızcada sadece 22 “Öz Fransızca” (yani Gaulois dilinden gelme) kelime olduğunu düşünürsek, Türkçemizin ne derece saf ve temiz kaldığını daha iyi idrak ederiz. Bu da Türkçenin kuvvetidir.

Düşünce âletimizi,dilimizi, birtakım dernek, kurum veya yazarların kelime uydurarak ve tasfiyelere girişerek degiştirmeye kalkması ise, cerrah olmayan bir kimsenin eline neşteri alip apandisit amaliyatı yapmasından daha vahim neticeler doğuracak bir teşebbüs olmaktan ileri gidemez.

 

Prof. Dr. Ayhan Songar

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9