Dil ve EdebiyatTürk Dili

Medyaca

S

ize bir dil masalı anlatacağım. Ama sakın paniklemeyin, sonra yalan yanlış talking edersiniz de show‘unuz berbat olur. Yine de üzülmeyin, bir shopping center‘e gidip birşeyler buying ederek desarj olmaya bakın. Ya da bir chicken house‘da eating yapın, sakın ha paniking olmayın.

İşte Medyacadan çarpıcı bir örnek. Aşağı yukarı böyle konuşuyorlar. Cıvıma dönemine gireli kaç yıl oldu bilemiyorum ama lisanımızı mahvetmede epeyce mesafe alındı. Öyle ki ekranlarda yamalı bohça benzeri az Türkçeyle bol İngilizce karışımı bir dil kullanılıyor.

1985’lerden sonra Türk kelimesini kullanmamak için nasıl özel bir dikkat sarfediliyorsa, şimdi de Türkçeyi salata bir dil haline getirmek için şedid bir gayret gösterisi seziliyor. Buna Pop dalgasiyla, sunuculuk mesleği ile gelen bir moda diyebiliriz. Yarışmalara pek meraklı ülkemizde dilin yabancılaştırılmasıyla ilgili milletlerarası bir yarışma yapılsa, herhalde birinci geliriz. Bu sebeple Atatürk Kütür Dil ve Tarih Kurumu‘nun yabancı kelimelere karşılık bulma konusunda dilimizi savunma savaşı verdiğini takdir edersiniz.

Bozulma Halktan Gelmiyor

Gümrük Birliğine girdik gireli insanlanımız bir tuhaf hal aldılar. Bu bozulma halktan gelmiyor. Çünkü halkın hayal gücünün dile, dilin zenginleşmesine, özellikle yabancı terimlere karşılıklar bulmaya pekçok katkısı vardır. Yozlaştırma daha çok aydın geçinenlerin marifetiyle oluyor ve Türkçe adeta karışık bir meze tabağında halka sunuluyor. Tabağın içinde neler yok ki… Türkçemiz tabaktaki anguez, Amerikan salatası, tarama, havyar ve isli balık arasında bir dilim beyaz peynir durumundadır. Hele hele sunucular Recaizade‘nin roman kahramanı Bihruz beye taş çıkartacak bir anlayışla Türkçeyi kapı dan edip bu ratingler, argumanlar, back groundlar, absurdlerle kulağımızı tirmalamakta.

Adam “alisveriş merkezi” derse ayIıp olacağı, rakiplerinden geri kalmamak düşüncesiyle shopping center‘i tercih ediyor. AIış-veriş merkezlerinin adlarına bakın! Planet, Continent, Carrefour, Bauhaus vs. Bu yabancılaşma öylesine yaygınlaşıyor ki, bundan bizim Avrupalaşmayı lisanımızdan vazgeçmek şeklinde algıladığımız sonucunu çıkarabiliriz.

Panikleme, panik yapma uydurmacasına ne demeli? Panik, zaten yabancı bir kelimedir; dilimizde “paniğe kapılmak” şeklinde yeri varken, zamane çocuklarının sokak aralarında uydurdukları şekilleriyle sunucuların lugatine gepmiştir. Vah ki vah…

Bakın George Orwell ünlü kitabı “1984”te milletlerin dil yıkımıyla nasıl sürüler haline geldiklerini, Sovyet sistemine benzer uygulamalar sergileyerek anlatıyordu. Gerçekten de topa tüfeğe hiç gerek kalmadan milletleri kökten sarsacak, atom bombası tesiri gösterecek yollardan biri, onların diliyle oynamak, böylece bir karma dil, müstemleke dili meydana getirmektir. Bu da zaten yapılmaktadır.

Anamın Ak Südü Gibiyken

Bu dil anamın ak südü gibiyken, şimdi bir takım katkı maddeleriyle tadını, rengini yitirmede. Pırtık bir çevrenin ama Türkiye’yi yönlendiren bir takım insanların öğrettiği, yönettiği bir dil haline gelmekte. Bundan hepimiz ister istemez nasibimizi alıyoruz. Çünkü bunun için o yabancılıklar maalesef hayatımızın, soluk alıp verdiğimiz dünyamızın içerisine nüfuz ediyor. Naftalin gibi, bir kere bulaştı mı çıkmıyor kokusu. Mesela “Saat kaç gibi gelirsin?” diye soruyoruz. Yahut hal hatır sormanın adabını bir yana koyup, ağzı sakızlı Amerikan genci gibi “Nasil gidiyor?” deyiveriyoruz.Şu stres‘i bile atamadık… Yani üstümüzden atsak da dilimizden atamadık. Hem de güzel,öz  be öz Türkçesi gerilim varken. Gerilim diyemiyorsan, “daralım” de bari. Yok ona da tenezzül etmiyor.

Ya su rating ve endeks’e ne demeli? Ekonomiden siyasete her alanda boy gösteriyor. Diyorum ya, yakın geşmişte televizyonda, basında dil bu derece savruk kullanılmıyordu. Bugün ipin ucu kaçmıştır ve isteyen istediği biçimde kullanmayı herhalde demokrasinin icaplarından saymaktadır. Sanırım Cikita muzuyla beraber herşeyi ithal etmeye basladıktan sonra kelimeleri de ithal etmeye basladık.

Sovyetlerin parçalanmasıyla bağımsızklarını alan Türk Cumhuriyetleri daha önce hüküm süren Rus ideolojisiyle nasıl birbirinden koparılmış, Türkçelerini nasıl Rusça istila etmişse, bizim de dilimiz İngilizcenin taarruzuna uğramıştir. Biz ki, soydaşlarımızın dillerindeki tahribattan yana yakıla söz ediyorduk. Gerçek şu, bizimkisi ne Sovyet sistemine esaret sonucu… Bizdeki yıkım bir başka rüzgarla gerçekleşmiştir. Kendinden kaçış psikozu ile…

Sevinç Çokum

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9