MakalelerTürkistan

Türkistan’da Gül Sevgisi

1

991 yılının Temmuz ayında uçağa bindik. Önce Bükreş. Sonra Moskova. Arkasından Bişkek! Moskova’da Kırgızistan Oteli’ne indiğimizde, pasaportlarımızı alan tombalak yüzlü, mahmur bakışlı bir Kırgız memuresine sordum: “İsminiz nedir sizin?” Başını önündeki defterden kaldırmadan, yumuşak bir sesle cevap verdi: “Gülburak!”  İçimden “Allah! Allah!” dedim. “Hem Gül, hem Burak, Gülburak”.Duyduğum ilk Kırgız kadın ismi oldu. Ürperdim. Çünkü gül, bizim tasavvuf edebiyatımızda ve kültürümüzde Hazret-i Peygamber’in sembolüdür. Yeni doğan çocuklarımız için: “Bir gül-i Muhammedi doğdu!” deriz. Hazret-i Peygamber’in ter damlası bile gül-i Muhammedi’dir. Güle ve gül’lü isimlere hayranlığımız sebepsiz değil. Türkçe’de, gül kökünden en az yüz dallı, yüz tomurcuktu isim türetmemiz Hazret-i Peygamber sevgisinden.
    
   Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e indiğimizde beni, büyük bir müzeye götürdüler. Önümüze düşen zarif bir kızcağız, bir Çin kasesinin çınlamasını hatırlatan gümüş renkli bir sesle bilgiler veriyordu. Ayrılırken sordum: “İsminizi söyler misiniz?”
Güzel yüzü, bir gül gibi pembeleşti: “Gülmiiira!” Gülmira: Gül Dünyası demek. İçime bir sıcaklık yayıldı.

Kanışay/Ayçürok/Kanıkey/Çıyırdı/Çaçı-key/Bübükan/Burma/Ayturğan/Satkın/Buruluş/ Aksatkın/ Totu/ Kunduz/ Çolpan/Bubusayra /Çınar/ Tilen… gibi kadın isimlerinin çok kullanıldığı Kırgizistan’da duyduğum ikinci isim: Gülmira! Hayırdır inşaallah…


    Otele döndüğümüzde: “Hazırlanın”
dediler, “Yarın sizi Gülbahar Köyü’ne götüreceğiz!” Gülbahar ismi beni savurdu. Bir koltuğa oturup düşündüm. Bütün bu güllü isimler acaba tesadüfen mi beni kucaklıyor? Gülbahar Köyü’nde misafir indiğimiz evin büyük oturma odasından sofadaki bir kadına seslendiler: “Bahtıgül, oy Bahtıgül. ” İçimden “Allahım” dedim. “Önüme hep gül bahçeleri açıyorsun. Senin gül’üne can kurban.” Bir sabah Gülbahar Köyü’nden Kırgızistan’ın Oş şehrine indik. Beni bir halk pazarına götürdüler: “Şimdi burada sizinkileri göreceksiniz!” dediler. “Sizinkiler”den maksatları “Ahıskalı Türkler.” Gerçekten de pazarın en kalabalık yerinde, karşıma bizimkiler çıktılar. Kaşlarıyla, gözleriyle, yüzleriyle, dilleriyle yüzde yüz bizimkiler…

   Derme çatma bir masa üzerinde domates satan bizimkilerden genç bir kıza yaklaştım: “Bereketli olsun bacım!” dedim.Gözleri iri iri açıldı. Bir süre hiç birşey söyleyemeden, şaşkınlıktan açılmış bir ağızla karşımda dondu kaldı. Sonra, kendinden 4-5 metre uzakta, yine domates satan arkadaşına ağlar gibi bağırdı: “Gülsenem! Kız Gülsenem! Koş gel! Şahabımız (sahibimiz) gelmiş Gülsenem!!!” Gülsenem, tezgahını bırakarak koşup boynuma sarıldı. Yüreğimi dağlayan bir sesle sızlandı: ” Bizi ne zaman kurtaracaksınız gardaşlık! Bizi ne zaman kurtaracaksınız?” Ah! Gülsenem, ebediyyen unutamayacağım, senin feryadından beni kim kurtaracak acaba?..   Bir gün sonra Kırgız Demokratik Hareketi Başkanı bir hanım, bizi öğle yemeğine davet etti. Adı Gülara Hanım imiş. Beş bin üyeleri varmış.

Yeni yeni güller

     Anlattıklarını dinleyemiyordum. Çünkü aklım bir gül sarkacında sallanıp duruyordu. Önce: Gülburak. Sonra Gülmira. Arkasından Gülbahar, Bahtıgül ve Gülara! İçimde misilsiz güller, yavaş yavaş açılmaya başladı. Çekilen bir sis arkasında gördüklerimi ah bir de size anlatabilsem! O gün, Kırgız Yazarlar Birliği Başkanı Doç. Osman İbrahim’in akşam yemeğine davetliydik.Eşinin ismi Gülcemal değil miymiş? Kendi kendime sorup durdum: “Bu gül demetleri tesadüf mü Allah’ım? Neden hep gül?..” Artık dikkatim hep gül üstüne kaymaya başladı. Gülcemal Hanım’dan ayrıldığımız gecenin sabahında Ala Arca Devlet Parkı’na doğru yola çıktık.

     Bindiğimiz minibüs, bir ara bir dağ başında ayran satan, kımız satan kadınların yanında durdu. Ben de arabadan inerek sağa sola bakınmaya başladım. O dağ başında, yanıma Ahıskah bir trafik polisi geldi. Ayak üstü sohbete başladık. Sordum: “Evli misiniz?” “Evet efendim.” ” Çocuğunuz var mı?” “Bir kızım var efendim. Ellerinizden öper. Adı: Gültanem!” Kulaklarıma inanamadım, derin bir ürpertiyle sarsıldım. Üzerimden bir ağırlık mı kalkmıştı; yoksa ayakta duramayacak kadar kendimi yorgun mu hissediyordum? Oturmak için arabaya döndüm.

  Benimle birlikte Ala Arca Devlet Parkı’na gelen ve içimdeki fırtınadan zerre kadar haberi olmayan Kırgız rejisöre döndüm: “Murat Ali Beg, bana iki kadın ismi söyleyin! Şu anda aklınıza ne geliyorsa onu söyleyin.” Ve Vallahi ve billahi Murat Ali  gülümseyerek yüreğimi kanatlandırdı: “Gülten! Gülsen!..” İçimden: “Tamam Ya Rabbi, dedim. Fazlasına dayanamayacağım! Senin Gül’üne can kurban!” Güllü isimler  Yüzümü uzun süre avuçlarımda sakladım. Utanmasam orada sessiz sedasız ağlayacaktım. Altında sırılsıklam olduğum bu gül yağmuru, beni uzun yıllar önce gördüğüm müthiş bir rüyaya götürdü.
   
   
Siz rüyaya inanır mısınız? Benim gördüğüm öyle rüyalar vardır ki, bütün teferruatıyla gerçekleşmişlerdir. Ne kıl kadar noksan, ne kıl kadar fazla!..Eski Türk yurtlarıyla, Türkiye dışındaki Türkler’le ilgili olarak gördüğüm bir rüyayı size de anlatabilsem, benim kadar duygulanır, yüreğinizden bütün damarlarınıza doğru bir ince alevin yayıldığım hissedersiniz.Hazreti Peygamber güzelliğidir. Gül kökünden, yüzden fazla isim üretmemiz, etrafımızı bir gül cennetiyle ışıklandırmamız, Hazret-i Peygamber sevgisindendir. Aynı mübarek duygularla yaşayan Kırgız kardeşlerimizin güllü isimlerine bakın:
   
    Gül, Gülü, Gülay, Azatgül, Atırgül, Altıngül, Gülayşe, Ayşegül, Anargül, Gülaş, Asılgül, Gülara, Gülayım, Gülüm, Gülayayım, Gülafşan, Aygül, Ayımğül, Adam-gül, Gülten, Gülsen, Bahtıgül, Ba-zargül, Gülbahar, Gülbazar, Gülbara, Batmagül, Gülbayram, Gülbarçın, Beşegül, Burmagül, Gülbana, Gülbeden, Gülbeste, Gülbübü, Gülbadam, Bübügül, Gülcan, Cazgül, Gülçehre, Cihangül, Ceengül, Gülcemile, Cumagül, Gülcar, Cipargül.Güldeste, Güldane, Gülendam, Gülen, Gülfinel, Gülgaagı, Gencegül, Gülgiyik, Gülesel, Gülhumar, Gülizar, Gülistan, Gülipe, Gülburak, Gülkan, Kanımgül, Gülkumar, Gülkaynar, Gülkerim, Gülkökül, Gülümkan, Gülkayır, Kayırgül, Gülkız, Güllale, Lalegül,Gülmaral, Gülmira, Gülmayram, Maralgül, Gülnur, Gülnar, Nurgül, Nazgül, Nazıgül, Gülnaz, Gülnara, Orazgül, Gülperi, Peyşegül, Ravşangül, Gülsara, Sağımgül, Sağıngül, Gülsana, Gülsarat, Gülsatar, Gülsüm, Sarıgül, Saymagül, Gülseren, Seynegül, Saygül, Samargül, Sadegül, Şayırgül, Gülsün, Şaygül, Tazegül, Tacıgül, Gülüsat, Gülzade, Gülzana, Gülzara, Gülzat, Ziynagül, Gülziynet….    

  Benim Kırgızıstan seyahatim böyle başladı. Kırgızıstan’a gülden bir yürekle gittim. Kırgızıstan’ı bir gül yağmuru altında gezdim.

Yavuz Bülent Bâkiler

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17