Dil ve EdebiyatTürk Dili

Türk Dünyasının Dilinden Anlarmısınız?

D

ünyada hiçbir millet Türkler kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış değildir. Bugün, Çin sınırlarında kalan Doğu Türkistan’dan tutun da Balkanlara kadar geniş bir sahada Türk soyundan gelen insanlarla karşılaşırsınız. Buna Sibirya’ya yakın bölgelerdeki Türkleri de ekleyebilirsiniz. “Yalnızca Türkçe bilen biri bu coğrafyada seyahat ederse gittiği hiçbir yerde sıkıntı çekmez.” özdeyişi Türk Dünyası’nın sınırlarının genişliğini anlatmak için söylenmiştir. Ünlü Macar Türkoloğu Vamberi’nin de bir derviş kılığında Türk Dünyası’nı dolaştığı bilinir.

Günümüzde, Türklerin bir kısmı (Türkiye Türkleri, Azeriler, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Türkmenler, Kıbrıslılar) müstakil devletlerinin bayrağı altında yaşarlarken; bir kısmı da başka devletlerin vatandaşları hâlinde hayat sürerler: Uygurlar, Tatarlar, İran Azerileri, Irak Türkmenleri, Nogaylar, Gagavuzlar, vb.    

Böylesine geniş bir alana dağılmış Türklerin aralarındaki bağlar yalnızca soy akrabalığıyla izah edilmeyecek kadar köklüdür. Dünya Türklüğünü birbirine bağlayan ortak kültür değerleri vardır. En başta, dünyadaki Türklerin ezici bir çoğunluğu Müslümandır ve bütün Türkler bugün hâlâ Türkçe konuşurlar. Bununla birlikte, Dede Korkut Hikâyeleri, Köroğlu destanı, Nasreddin Hoca (Molla Nasreddin) fıkraları ve daha birçok anonim masallarımızı, inançlarımızı, geleneklerimizi kendi folklorlarında yaşatırlar. Bu kitlenin bugün 200-250 milyon civarında bir nüfus oluşturduğu söylenebilir.
 Böylesine geniş bir coğrafyaya dağılmış olan Türklerin birbirinden farklı problemleri  vardır. En başta, Rusya, Balkan ülkeleri, Çin gibi gayrımüslim diyarlardaki Türklerin, bugüne kadar, İslâm dininin icaplarını yerine getirmede hayli zorlandıkları malûmdur. Bilhassa, soğuk savaş yıllarında komünist idareler altındaki Türk yurtlarında camilerin çoğu kapatılmış, din eğitimi büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştı.

Irak ve İran gibi ülkelerde yaşayan Türklerin ise bu hususta(din) bir sıkıntısı olmamakla birlikte, onların da kendi dillerini ve kültürlerini gelecek nesillerine taşımada pek çok zorlukla karşı karşıya geldiklerini biliyoruz. 

 Türklerin bugün birbirileriyle anlaşmalarının önünde bazı engeller var. Bunların en önemlisi her bir Türk topluluğunun ayrı bir lehçeyle konuşmasıdır. Bu lehçelerden bir kısmı birbirine yakın olduğundan bazı Türk toplulukları birbirlerini daha rahat anlarken bazılarının, birbirlerini ilk duyuşta anlaması zordur. Meselâ, Türkiye Türkleriyle Azeri Türkleri veya Irak Türkmenleri, hatta Gagavuz Türkleri, Kıbrıslılar birbirini rahatça anlarken, bu kitle Kazakları ve Kırgızları anlamakta zorlanır.  

Öte taraftan, Kazaklar, Kırgızlar, Tatarlar da diğer Türklere göre birbirlerini çok daha rahat anlarlar. Özbek ve Uygurlar da kendi içlerinde diğer Türk topluluklarına kıyasla daha iyi anlaşır. Ancak şunu da ilâve etmek lâzımdır ki bize en uzak gibi görünen Türk lehçelerini bile üç beş ayda öğrenmek mümkündür, fazla değil.

 Çeşitli Türk lehçelerini konuşanların birbirini anlamada az veya çok zorlanmaları tarihin ve coğrafyanın getirmiş olduğu şartlarla ilgilidir. Bunlara Türklerin her bir bölgede farklı yabancı dillerle temas etmelerini ve farklı emperyalist(sömürgeci) politikalarla karşı karşıya kalmalarını da ekleyebiliriz. 

Meselâ, Irak ve Suriye Türkleri Arapçayla, İran Azerileri ve Afganistan Özbekleri Farsçayla, Uygur Türkleri Çinceyle; Kazak, Özbek, Kırgız gibi Türk toplulukları da Rusçayla temas ettiklerinden, dillerinde bu yabancı dillerden pek çok kelime barınır ve bu yabancı kelimeler diğer Türklerle anlaşmayı bir ölçüde ektikler. Buna karşılık bu dillerdeki Arapça ve Farsça kelimelerin ortaklığı anlaşma oranını yükseltir. Ayrıca Türklerin, içinde bulundukları ülkelerin farklı alfabeler kullanması da anlaşmayı olumsuz etkileyen unsurlardandır.

 Son asırlarda alfabe seçiminin, Türklerin serbest iradesine bırakılmadığını da bir kenara yazmak lâzım. Bilhassa, Sovyet rejiminin hâkim olduğu yıllarda, Rusya, Türk toplulukları arasındaki bağları gevşetmek için Kiril alfabesinin farklı şekillerini bu topluluklara dayatarak kendi kültür politikasını icra etmiştir. 1990’dan sonra Lâtin alfabesine geçen Türkmen, Özbek ve Azerilerin, alfabelerinde farklı harflere yer vermiş olmaları da anlaşmayı güçleştiren daha başka bir unsur. 

Bugüne kadar, Türk Dünyası’nda Lâtin harfleri temelinde bir alfabe birliğine ulaşma yolunda gerek ilmî, gerek diplomatik pek çok toplantı yapılmasına rağmen bu hususta bir arpa boyu yol alınmış değildir.  

Günümüzde, Türk toplulukları arasındaki bağlar her şeye rağmen gittikçe güçleniyor. Türk Dünyasına seyahatin önündeki engeller büyük ölçüde kalkmıştır. Seyahat şirketlerimiz Orta Asya’ya çeşitli turlar düzenlemekteler. Artık Şeyh Nakşibendî’nin medfun olduğu Semerkant, Hoca Ahmed Yesevi’nin kabrinin bulunduğu Yesi (Türkistan)’ye seyahat etmenin önünde hiçbir engel kalmamıştır. 

Artık, Türk yurtlarında, çeşitli kurumların gayretleri sonucunda Türkiye Türkçesiyle eğitim veren veya Türkiye Türkçesini öğreten kurslar, okullar ve üniversiteler vardır. Bunlar bazı zorluklarla da olsa Türk Dünyasını birbirine yaklaştırmada köprü rolünü yerine getirmekteler. Yunus Emre Kültür Merkezi bütün dünyada, bu arada Türk Dünyası’nda, Türkiye Türkçesini öğretiyor. 

Televizyon yayıncılığının uydu vasıtasıyla gerçekleştirilmesi ise bilhassa Türkiye Türkçesinin çeşitli ülkelerde hızla öğrenilmesini sağladı. Bugün, Irak Türkmenlerinin, Azeri Türklerinin, Türkmenistanlı gençlerin pek çoğu Türkiye Türkçesini rahatlıkla anlar hâle geldi. 

Önder Saatçi

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9