Dil ve EdebiyatTürk Dili

Türk Dili

D

il, bir milletin kültürel değerlerinin başında gelir. Bundan dolayı ona büyük ehemmiyet vermek gerekir.

Aynı dili konuşan insanlar “millet” denilen sosyal varlığın temelini teşkil ederler. Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu için, insan topluluklarını bir yığın veya kitle olmaktan kurtararak, aralarında “duygu ve düşünce birliği” olan bir cemiyet, yani “millet” haline getirir.

Dilini bilmediğimiz bir ülkede, etrafımızda milyonlarca insan kaynaşsa da kendimizi yalnız hissederiz.

Fert, konuştuğu dili hazır bulur. Dil, ferde cemiyetin bağışladığı en büyük miras ve donatımdır. Ana, baba, çevre, okul, çocuğa dil vasıtasıyle cemiyetin asırlar boyunca biriktirdiği hayat tecrübesini ve kültürünü de aktarır.

Türkçeye binlerce yıldan beri giren yabancı kelimeleri çıkarmağa kalkanlar bu vakıayı gözönünde bulundurmadıkları için, kelimeye cümleyi, yani duygu ve düşünceyi feda etmişlerdir. Aşağıdaki deyim ve atasözlerine bakınız:

Akıl almak, akıl almamak, akıl dağıtmak, akıl defteri, akıl dışı, akıl erdirememek, akıl hocası, akıl işletmek, akıl kârı, akıl kesmek, akıl kumkuması, akıl öğretmek, akıl satmak, akıl sır ermez, akıl vermek, akılda bulundurmak, akıldan çıkmamak, akılla ölçmek, akıllara durgunluk vermek, akıllı düşman”.

Akıl kelimesi Türkçeye Arapçadan geçmiştir ama bu yirmi kadar deyimi Türkler vücuda getirmişlerdir Türkiye’de onları bilmeyen bir Türk tasavvur edilemez.

Şimdi “akıl” kelimesi Arapçadır diye onu dilden çıkarmak, “Türkçedir” diye ölü “us” kelimesini diriltmeğe çalışarak, yirmiden fazla canlı deyimi yok etmek “akıl kârı” mıdır? Ve böyle bir davranış ilme ve millî kültür anlayışına uyar mı?

Türkçede, konuşma ve yazı dilinde “akıl” kelimesinin kullanıldığı kim bilir kaç bin, kaç yüz bin cümle vardır? “Us” kelimesini kabul edersek onların hepsini “us”a çevirmemiz gerekecek. Türk milleti bundan zarar mı edecek, kâr mı edecek?

Konuşulan ve yazılan Türkçe, binlerce yılın mahsuludur. O, Türk milletinin ortak malıdır. Ona elbette yabancı kelimeler, hattâ deyimler karışmıştır. Divan edebiyatının yazıldığı Osmanlıca on binlerce yabancı kelime ve terkiple doludur. Böyledir diye, eski Türk edebiyatını Türk kültürünün dışına mı atacağız?

Divan edebiyatı, eski Türk kültürünün bir parçası ve en güzel aynasıdır. Onu eski  Türk  medreselerinden, tekkelerinden, sarayından, çarşısından ve günlük hayatından ayırmağa imkân yoktur. Onu da ötekiler gibi Türkler vücuda getirmiştir.

Türkler, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra, daha önce vücuda gelen İslâm medeniyetini de almışlar, fakat onu içlerine sindirmeğe çalışırken, kendilerine göre tasarruflarda bulunmuşlardır.

Malzeme dışardan alınmış olsa bile yapı Türkündür. Yunus Emre, Âşık Paşa, Bakî, Nedim, Nef’î, Şeyh Galib, Türk kültürü içinde doğmuş, yaşamış, eser vermiş şahsiyetlerdir. Onlar eserlerini “Osmanlıca” denilen dil ile vücuda getirmişlerdir. Daha doğrusu eserleriyle Osmanlıca denilen zengin ve ince “kültür dili”ni cümle cümle, beyit beyit onlar yazmışlardır.

Kendi milletinin tarih ve kültürünü öğrenmek ve incelemek isteyen her Türk, bu eserleri anlamak ve onlardan zevk almak için, bu dili bilmek zorundadır. Yabancı kültürlerden istifade etmek için, yabancı dili okullarımızda öğretmek maksadıyle bunca emek ve para harcarken, kendi millî kültür kaynaklarımıza sırt çevirmeği mazur göstermek bir hayli güçtür. Bunun adına gaflet, cehalet ve dalâlet derler.

Türkçeye yabancı dillerden girmiş olan her kelimenin tarihî ve kültürel bir mânâsı vardır. Onlar Türklerin diğer miletlerle olan kültür alışverişinin delilleridir. Bize düşen onları çıkarmak değil, anlamağa ve değerlendirmeğe çalışmaktır.

Bizim Türk dili deyince sadece Türkiye Türkçesini göz önünde bulundurmamız da yanlıştır. Türkiye Türkçesi, daha önceki Türkçenin bir devamıdır. Türkçeye Anadolu’ya geldikten sonra yerli dillerden pek çok kelime girmiştir. Fakat on binlerce kelime ve deyim bizi, Malazgirt öncesine bağlar.

Türkiye dışında yaşayan yüz milyona yakın Türkün konuşma ve yazı dili de bizi ilgilendirir. Bütün Türklerin kullandıkları dili, deyimleriyle tesbit eden bir lügata ihtiyaç vardır.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9