Türk Dili

Öztürkçe Masalı

 

Milli ve tabii Türkçe ile ‘’Öztürkçe’’ adını verdikleri hayal mahsulu ‘’Dil’’ arasındaki ilmi ve tarihi çelişkiyi göremeyecek derecede dil ve kültür şuurundan mahrum kimselerin elinde, dilimiz bir çıkmaza sürüklenmiş bulunuyor. 

Aydınlarımız, milletimizi Türk-İslam kültür kaynaklarından kopararak, Batı Kültürlerinin bir uydusu haline getirmek için bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirmiş, bu fırsatı büyük bir ustalık ile kullanabilmişlerdir.
Kısacası, dilde yapılması gerekli olan milliyetçi ıslahatı, ‘’Devrim’’ adı altında, ilmi bakımdan savunulması mümkün olmayan istikametlere kaydırmakta gecikmemişlerdir. Nitekim yüzyıllardan beri dilimize yerleşmiş ve bütün vasıfları ile Türkçeleşmiş pek çok Arapça ve Farsça kaynaklı kelime, tasfiye edilmek istenmiş ve dilimiz bu surette fakirleştirilmiş iken, Batı dillerden alınan veya güya ‘’ Öztürkçe’’ olan çok sayıda ne idüğü belirsiz kelime sayesinde elde ettiğimizden kazanç sadece birbirimizi anlayamaz hale düşmek olmuştur.
Misaller verelim. Milli mücadele sözünün ‘’Öztürkçe’’ karşılığı ‘’Ulusal savaşımdır.’’ Milli mücadele ifadesi, bu milletin hürriyet ve bağımsızlığı için yek vücut verdiği bir mücadeleyi anlatır. İkincisinin manasını varın solculardan sorun!

Cevap, şart, imkan, ihtimal, hürriyet, millet, vatan, ‘’Yabancı’’ sayılarak dilimizden atılmak istenen kelime ve mefhumlardandır. Bunlar, bugünkü sınırlarımız içinde ve dışında Türk kavimlerinin ortaklaşa inandıkları mefhumlar, kullandıkları kelimelerdir. Halbuki, bakınız sokak ve caddelerimiz club, coiffure, taxi, supermarket, elegant, bonjour, boutique, cafe…  levhalarından geçilmez hâlê geldi. Hani nerededirler, ‘’ Tüm duyarlıklı öztürkçecilerimiz?’’
Osmanlı münevverlerinin resmi kitabet dilini tasfiye maksadı ile yola çıkan dil hareketi, neticede halk tarafından yine anlaşılmayan sun’i bir aydınlar argosunun vücuda  getirilmesi ile başlangıçtaki halkı davasından saptırılmış bulunmaktadır. 

Televizyon muhabiri vatandaşa soruyor: ‘’ Denize girebilmek olanağı buldunuz mu?’’  Vatandaş cevap veriyor: ‘’ Hayır efendim, bu imkânı bulamadım.’’ Yarışma programındaki takdimci soruyor, ‘’Anımsıyamadınız galiba?’’ Cevap: ‘’Hayır efendim, hatırlayamadım.’’ Arkasından, yanıt, koşul gibi bir takım sözler. Vatandaş etrafına bakınıyor, ‘’Birşeyler mi yanıyor, koşalım mı acaba?’’ işte, ‘’ Halkçılık’’ anlayışından bir iki örnek!
Ümit Gençlerde 

Dildeki bu sun’iliğin bu zorlamacılığın ve vücuda getirilen mefhumlar anarşisinin, Türk bilim hayatında özlenen gelişmeyi de kösteklediği ve Osmanlı ulemasının yerini alan yeni aydınlar sınıfının da halktan kopuk yaşayışını sürdürdüğü hakikati bütün çıplaklığı ile karşımızdadır. 

‘’ Milli ‘’ eğitimimizdeki çarpıklıklar sebebi ile gençler, daha onbeş-yirmi yıl önce yazılmış kitapları okuyamaz hale düşürülmüş, kültür ve bilgi dağarcığı utanç verici ölçülerde zayıf bir nesil yetiştirilmiştir. 

 O halde, Dil İnkilabı adı altında milliyetçi bir niyet ile yola çıkan hareketin, neticede nasıl olup da devrimci ideolojiler hesabına işleyen bir silah haline getirilmiş olduğuna şaşmamak gerekir. Dildeki istikrarsızlığın sebep olduğu fikir ve düşünce boşluğu, manevi kültür bağlarından kopmuş bulunan gençleri kim kaparsa onun elinde kalır durumuna düşürmüş, solcuların basın, yayın, radyo ve televizyon kuruluşlarında planlı bir çalışma neticesinde elde etmiş  bulundukları tesirli üstünlüğün hazır kurbanları haline getirmiştir.

Bu memlekette senelerden beri bir dil akademisi meselesi konuşulur. Bir kaç sefer kanun teklifi Meclis’e sevkedilmiş, her seferinde görüşülemeden kadük olmuştur. Şu uyarıyı yapmak mecburiyetini hissediyoruz. Dil akadimisinin bir gün başkaları tarafından kurularak Dil Kurumu’nun teklif ettiği kelime ve usulleri ‘’İlmi’’ bakımdan temize çıkarmak ile vazifelendirileceğinden  kimsenin şüphesi olmasın.

 Ümit yine gençlerdedir. Milli kültür davasına inanmış olan gençler, ilmin gösterdiği yolda ilerlemek, Türk tarih şuurunu, dil bütünlüğünü ve dil zevkini sonuna kadar savunmak mecburiyetindedirler.
 

İlgili Gönderiler

1 / 7