Türk Dili

Kuş Dili!

 

Dört ciltlik bir felsefe eseri… Konuların muğlaklığı bir yana, öyle bir dil kullanılmış ki; bazı bölümlerini sökmek, bilmece çözmekten beter.
“Algılanabilecek kanımsamalar…”
Algılamayı hadi öğrendik diyelim. “Kanınmasama” ne demek?

“Saticfactions” karşılığı verilmiş; aç önce “satisfaction”ı bul, sonra kanımsamayı tahmin et… (“insel anlak” da, “beşeri idrak” demekmiş. Ne zerafet, değil mi?!)

Oturmuş, 2000 küsur sayfalık bir eser meydana getirmiş. Kim bilir ne emekler harcamıştır? Ortaya konan ciltler, gerçekten de büyük bir çalışmanın mahsulü.
Peki ama neye yaramış?

Cümlelerinin yüzde sekseni tahminle karineyle güç-belâ manalandırılabilen bir eser serâpa cevher olsa ne çıkar? “Yalınçlık, töz, ardalanma, dalınç, algıç, uylaşımsal…”

Kendi aralarında bile anlaşma imkânlarını tam olarak sağlayamamış durumdalar. Her biri ayrı yarı karşılıklar uydurmakta. “Dil” sanki milletin değil de babalarının malı. Keyiflerine zevklerine göre kelime imal etmekteler. “Temayül”e biri eğilim derken, öbürü “yönseme” diyor… “İzafet”in yeni adı; çoğunun dilinde “görelik” bir kaçının ağzında “ilişkincilik”…

Sözde ilim dilinin gelişmesine katkıda bulunuyorlar. Ama ne katkı! Bu metotla olsa olsa “kuş-dili” geliştirilir.
Bir şeyleri geliştirdiklerine, bir takım müsbet işler yaptıklarına sahiden de inanıyorlar mı dersiniz?
Hiç sanmam.

Düpedüz züppelik bu… Yani, psikolojik bir hâdise… Farklı olmak farklı görünmek ihtirası… İhânet, bu zaâfı kullanıyor.

Yazdıklarının bir sayfasını dilleri dolaşmadan, dudakları acaipleşmeden, kulakları tırmalanmadan okuyamazlar. “ardalanmaz”, “pekinlik”, “uylaşımsal”…
Eğleniyorlar herhalde!
 

İlgili Gönderiler

1 / 7