Dil ve EdebiyatTürk Dili

Müfredat Değişirken…

D
ilimizin yeniden eski kıvamına kavuşması için keşke;  Çocuklarımızın ileride “Olasılık” kelimesini kullanma “ihtimali” hiç olmasa! “anımsama” kelimesini gün gelse kimse hatırlamasa!
“Sorun” kelimesini kullanmamak için mücadele etmeyi herkes kendi “meselesi” olarak görse ve öğretmenler okullarda çocuklara “öneri” kelimesini kullanmamayı “tavsiye” etse! 
Köşe yazılarında “olası” kelimesinin dilimize vereceği “muhtemel”zararlardan bahsedilse! 
“Yazın” kelimesi “edebiyat” dünyasından ebediyen kovulsa ve edebi eserlerden  “yapıt” diye bahsedilmese! 
“Bellek” kelimesi “hafızalardan” silinse! “deneyim” kelimesinin, yanlış basılan bir nota gibi dilin akışını bozduğu “tecrübe” ile sabit olsa!
Bir imparatorluk dili olan Türkçemizin ahengini bozan “gereksinim” kelimesine kimse “ihtiyaç” duymasa! “güvenç” kelimesine hiç “itimat” edilmese! 
Edebiyatçılarımız “kanıt” kelimesinin dilin mimarisini nasıl tahrip ettiğini “ispat” etse!
Yeni yetişen nesil “kuşku” kelimesine “şüpheyle” baksa! “olanak” kelimesinin kullanılmaması için herkes bütün “imkanların” seferber etse! “Saptama” kelimesinin dilimizi nasıl keyifsizleştirdiği “tespit” edilse!
“Türkçe ağzımda anamın ak sütü gibidir.” diyen şairin, altı kelimelik bir cümleye onca heybet ve lezzetle sıkıştırdığı mânâyı idrâk edebilsek! 
Ağızda metalik bir tat bırakan, soğuk ve mâzisiz kelimelere cümle vizesi vermesek!
Yüzyıllardır ecdâdımızın bir elmas gibi işlediği, üzerlerine Osmanlı kokusu sinmiş kelimelerimiz “faili” “mâlum” cinayetlere kurban giderken; nesebi meçhul, hafifmeşrep kelimelerle oynaşanlara “durun” diyebilsek!
Fethedilmiş toprakları “bizim” diye kucaklarken fethedilmiş kelimeleri “yabancı” diye dilden atmaya çalışanların kötü niyetlerini geç de olsa anlayabilsek!  
Ve dilimizi yeniden sevsek, hatta âşık olsak. Sizce de güzel olmaz mıydı?

Salih Uyan

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9