Dil ve EdebiyatTürk Dili

Kültür Dili

K

ültür dili tabirini, günlük konuşma ve ilim dili dışında geniş manâda yazılı ve sözlü edebiyat dili karşılığı olarak kullanıyorum. Günlük konuşma dilinin başlıca özelliği, günlük ihtiyaçlara cevap vermesidir, içine bazı unsurlar karışsa bile o ilmi ve edebi bir maksat gütmez. Sözlü halk edebiyatı, şekli ve muhtevası bakımından günlük dilden farklıdır. Bundan dolayı o kültür diline girer.

Okuma-yazma bilmeyen nice halk hikayecisi ve şairleri vardır ki, günlük dili estetik bir maksatla kullanırlar ve böylece toprağı altın yaparlar. Halk kültürü ile beslenmiş bir köylünün dilinde onlar pırıl pırıl parlar.

Atasözleri bunların başında gelir. Atasözleri “ata” kelimesinden de anlaşılacağı üzere geçmiş asırlardan kalmadır. Bunlarda bugün kullanılmayan Öztürkçe, Arapça ve Farsça kelime ve deyimlere rastlanılır:  “ Aba altında sultan satar”” “Abanın kadri yağmurda bilinir”, “Abdestsiz sofuya namaz dayanmaz.”, “ Acele ile kalkan nedametle oturur.” ,”Adam ahbabından bellidir.”,” Belaya sabır gerek. Bin nasihatten bir musibet yeğdir”. vs…

Binlerce yıllık mazisi olan sözlü halk kültüründe, her biri ayrı bir mânâ ve hikmet taşıyan binlerce atasözü vardır. İçlerindeki Arapça, Farsça kelimeler dolayısıyla bunları Türk kültür dilinden çıkarmaya veya değiştirmeye kalkan biri boşuna emek harcamış olur. Kültür eserlerinin başlıca özelliği geniş kütleye mal oluşlarıdır. “Öztürkçe yeni atasözleri uydurabilirsiniz, fakat onları halka mâletmek elinizde değildir.” Halka mal olmuş, yazı diline girmiş deyimler de öyle. İçlerinde Arapça ve Farsça kelimeler var diye bunları yabana saymak, bin yıllık kültürü hiçe saymak demektir. Bir milletin kültürü binlerce yıllık hayatın mahsulüdür. Kültüre saygısı olan insan onları yıkmaya değil, anlamaya ve onlardan istifade etmeye çalışır.

Yazılı edebiyat kültür dilinin en büyük hazinesini teşkil eder. Yazılı edebiyat, günlük dilden ve sözlü edebiyattan yüzlerce defa daha zengindir. Bunun sebebi, yazının binlerce yıllık sözleri saklaması ve biriktirmesidir. Kültür denilince bilhassa yazılı eserler anlaşılır. Bunların arasında hâlis edebiyatın dışında, eski çağlara ait inanç ve ilim kitapları da vardır. Bunlarda yazılı olan inançlar ve fikirler, bugüne uymasalar bile, kültür tarihi bakımından değer taşırlar. Zira onlar bize eski çağda yaşamış olan insanları tanıtırlar.

Eski Mısır, eski Çin, eski Hint, eski Türk medeniyetleri, tıpkı Avrupalıların değer verdikleri eski Yunan ve eski Roma medeniyetleri gibi beşeri değerler taşır. Hayran olunan Avrupa kültürü,kendi tarihi eserlerinin yorumlanmasından ve işlenmesinden çıkmıştır. Bizde de Ömer Seyfettin, Yahya Kemal, Ahmed Hamdi Tanpınar, Behçet Necatigil, Mustafa Necati Sepetçioğlu. Turan Oflazoğlu gibi tarihi kaynaklardan istifade eden yazarlar vardır. Fakat henüz yazılı Türk kültürü kıyısı bucağı bilinmeyen bir meçhuller ülkesidir. Onlarda bizim duygu düşünce ve havalimizi besleyecek gıda vardır. Yoksa satıhta kalınır.

Alain: “Kültür, kaynaklara gitmektir.” der. Gerçekten de öyledir. Fakat kaynaklara gitmek ilgi ve emek ister. Eskilerin bugün bize ne vereceğini önceden bilemeyiz. Bu, bakış ve işleyiş tarzına bağlıdır. Eski şiirin tadına varanlar, onları okumaktan zevk alıyorlar. Onlardaki ince mânâ ve nüktelerle mest oluyorlar.Türkiye’de maalesef nesiller, yanlış düşüncelerle, hattâ kasıtlı olarak tarihe ve milli kültür kaynaklarına gitmekten men edilmişlerdir. Türkiye’de kültür buhranının kısırlık ve taklitçiliğin başlıca sebebi budur. Yazılı eserler Türk ve dünya kütüphanelerinde saklı bulundukları için, istenilse onlara gidilebilir. Kendi çocuklarına yabancı kültürleri öğretmek için tedbirler alan bir milletin, kendi kültür eserlerinin dilini onlara yasak etmesi anlaşılması güç bir durumdur.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 10