Dil ve EdebiyatTürk Dili

Kelimeler ve Kültür

G

idin, herhangi bir köyde bir vatandaşa meselâ Fuzuli’den bir gazel okuyun; dinleyecek ve şüphesiz anlamayacaktır. Fakat yüzünde belli belirsiz bir tebessümün dolaştığını farkedeceksiniz. Belki de içini çekecek, gözleri bulutlanacak. Çünkü Gül, bülbül , canan, aşk, gönül ve benzeri kelimelerin (veya sembollerin) onun ruhunda da akisleri vardır. Asırlar içinde teşekkül eden ortak semboller, basit bir halk adamının bile zihninde aynı tedaileri uyandırmaktadır. Bir de aynı adama “Öztürkçeci” bir şairden bir şiir okuyun; bu sefer mânâsız gözlerle bakacak. “Ne diyor bu adam?” diye soracaktır. Çünkü kelimeleri yabanadır ve mecazlarının vatandaşın temsil ettiği kültürde karşılığı yoktur.

Hemen her kelime, tıpkı gül, bülbül, cânân, aşk, gönül gibi, gizli veya açık, ortak şuurun damgasını taşır. Yani her kelime aynı zamanda ortak kabul görmüş, kesif, müşahhas birer düşüncedir. Bir kelimeyi atıp yerine yenisini koyduğunuz zaman, beraberinde tarihe ve cemiyete mal olmuş bir düşünceyi de atıyorsunuz demektir, “öztürkçe” hareketinin temelinde de zaten kelimelerin ardındaki bu kültüre düşmanlık yatar. Yoksa mesele, falanca kelime Arapça, filânca kelime Farsça meselesi değildir.

Şiirin hayal dünyası, kelimelerin ardındaki kültürle doğrudan doğruya ilgilidir. Kelimeleri öldürmekle, aynı zamanda bir mecaz dünyasının ahengi de bozulmuş olur. Edebiyatımızın tarih ve cemiyetle münasebeti bu yüzden kesilmiştir. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse,her gün biraz daha bozulan, ifade gücü kaybolan Türkçe, yapısındaki kültür veya kültür sezgisi yok edildiği için, artık tarihi kültürümüzün dili değildir; mors alfabesi gibi derinlikten mahrum, tek buutlu bir anlaşma vasıtası haline gelmiştir, o kadar. Mizahın ve şiirin kültür sezgisiyle ne kadar sıkı bir münasebeti olduğu düşünülecek olursa, edebiyatımızdaki kısırlığın sebebini anlamak kolaylaşır,

Beşir Ayvazoğlu

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 10