Dil ve EdebiyatTürk Dili

Kelimeler

D

emirtaş Ceyhun küçükken İstiklâl İlkokulu‘na gidiyormuş, fakat anlaşılmasının zorluğundan dolayı “İstiklâl” kelimesinin mânâsını bilmiyormuş ve bir “yer adı” sanıyormuş. Buna hüküm bina ediyor ve şöyle diyor: “Bağımsızlık denilseydi bilirdim. (Bağımsızlık) sözcüğü güzeldir, (istiklâl) çirkindir.”

Hadi, “İstiklâl Savaşı” denilince anlamadın. Okullar her hafta, İstiklâl Marşı ile açılır, hafta sonu onunla kapanırdı. İstiklâl Marşı, “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl” diye biter, biz o kelimeyi çocuk hançeremizle üç bölümlü olarak epeyce uzatarak söylerdik.

Bu kadar çok tekrarlanan bir kelimeyi bir öğrencinin bilmemesi tasavvur edilebilir mi?

Kelimeyi kötülesinler diye, insanlarımızı kötülüyor. 1960 Vatan Yıllığı‘nda bazı ilanlar var. Ondan örnekler vermek istiyorum ki, en basit dilde bile o zamanlar nelerin bulunduğu anlaşılabilsin.

İş Bankası ilanı: ”Bilumum banka muameleleri  için”, “Memleket dahilindeki şube adedi…”

“Fay” reklamı:  ” Fay mucizesini ispat için ”en ikna edici delillerdir.”

“Opon” reklamı: ‘Sağlık mevzuunda, muayyen, zamanlardaki…”

“Kim” dergisinin ilanı: “…”Gerçeğini son bir yıl TEYİD etti… ” Önümüzdeki MÂNİALAR ne olursa olsun.”  

“Arçelik” ilanı: “… Mükemmeliyeti hususunda…”

“Pertev” ilanı: “… Bu mahzuru katiyetle önler.”

“UFA” ilanı: “Büyük bir İTİNA ile İMAL edilir. En hassas mideleri.”

Pamukbank ilanı: “İstikbal, tahsil,ihtisas, tafsilat,hususi…”

Edison ilanı: “Gözlerinizin sıhhati mevzubahis. 

“Muhtelif takatlerde” deniz motorları… Umumi, nakliyat, vasıta, mücehhez, menfaat, temin…

Halk bilmeseydi, bu kelimeler ilânlara, reklamlara  girer miydi?  Halk biliyordu, bunlar zorla bilemez hale getirdiler. Dayattılar, beyinleri yıkadılar.

Çetin Altan’ın 1959’da yazdığı yazıya bakın: “…Dünyanın Selameti uğrunda… bizleri İKAZ MAHİYETİNDE… UMUMİ YEKÛNU…  İKTİBAS edilmesi ile  HASIL olan NETİCE… AMME VİCDANI MUZTARİB  olmakta… TENKİD, TAHAMMÜL, ŞAHSİYET, TEŞEBBÜS, TÖHMET, MUTEDİL…”

Çetin Atan bu kelimeleri kullanıyorken, okuyucuları kendisini anlamıyor muydu ?

“Vatan”, Ahmet Emin Yalaman’ın gazetesi.

Hep “ilerici” ler yazıyordu: ”Şuur,İnkişaf, terakki, imkan , ihtimal, müşahede, mütalaa, müteakip, muayyen, muhtemel, mazi, istikbal, istîmal, muhkem, basiret, mesuliyet, behemehal, intiba, nisbet, kifayet, mücrim, binaenaleyh, müessir, âmil, mefhum, isnad, vâki davet, müracâat, müessif, matuf..” Bu kelimeleri, gazetede çalışan şıradan işçiler bile bilirdi. Bilmezlikten gelenler, yabancılaşma hücrelerinde edebiyat yapmaya çalışan (sonunda da milleti edebiyatsız bırakan) bir avuç inatçıdan ibaretti. Konuşurken başka, yazarken başka kelimeleri kullandılar.

 Tabii kelimelerle düşünüp; uydurmacaya tercüme ediyorlardı! Bu affedilmez bir samimiyetsizlikti. Dilimizi daralttılar, kararttılar, bozdular. Tabii kelimelerle düşündükleri için, kendileri hemen tükenmediler, Fakat, oluşturdukları uydurmacanın içinde doğanlara bütün düşünce imkânlarını kaybettirdiler. Onlar asli kelimelerle düşünüp, tercüme ediyorlardı; gençler bunu nasıl yapacaklardı? 

1950’li yıllardaki dikkatli bir gazete okuyucusunun(başka bir önemli vasfı olmaksızın) bildiği kelimeleri bugün hukuk mezunu bilmiyor. Ezberlemek zorunda kalsa bile bilmiyor; çünkü, dergilerde, gazetelerde siyasi aktüalitede, ders dışı kitaplarda o kelimelerin kökleriyle hiç karşılaşmamış. Tasarrufuna alamıyor.

  Kelimelerle ilgili özel hatıralarım vardır. Ben “iltizam” kelimesinin  1950’li yıllarda, gazete okuyucusu olan bir köylüden öğrendim… “Taaddî, tasdî, mütehallî” kelimelerini Menderes‘ten öğrendim… “Bu taaddiyi bize nasıl reva gördünüz?”diye soruyordu, İnönü’ye. Yassıada’da “Tasdîden ictinab ediyorum.” diyordu inleyerek.

Sonra nereye geldik? “Açık-seçik söylüyorumNe demişiz, ne etmişiz? Larc olalım, forse edelim. Yukarıya itelim, aşağıya çekelim.”..” Siyasi üslubumuz bu seviyede.

 Ef’âl-i mükellefin. Yükümlülerin eylemleri!..

TRT-l’ de, bir ses “Seni bîmürüyvet, seni bîvefa..” diyor. Yanımdaki sorar gibi bakıyor. Gülerek, ”Sayıklıyor işte!” demekten kendimi alamadım.

 Türkçenin bugünkü haliyle “eğitim dili” olmaktan  çıkarılmak istenmesini yadırgamıyorum. Sapmanın özündeki maksat buydu zaten.

Ahmet Selim

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 10