Dil ve EdebiyatTürk Dili

Dilde İki Aşırı Uç ve Orta Yol

T

ürkçe’nin kendine has kuralları vardır. Bunlar bilinen çağlardan beri hiç değişmemiştir. Bugün de Türkçe’yi kullananlar o kurallara uyarlar. Kurala aykırı bir durum oldu mu, herkes bunun farkına varır ve rahatsız olur. Türkçe kurallara hakim olamayan bir yabancıyı herkes farkeder ve onu düzeltmeye kalkar. “Ben bilmez Türkçe konuşma” cümlesi Türkçe değildir. Bunun Türkçesi; ” Ben Türkçe konuşmayı bilmiyorum”’ dur. 

Ben öztürkçe akımına kültür açısından bakıyorum. Henüz Türk düşüncesine girmemiş veya yerleşmemiş Batılı kavramlar için Türkçe köklerden yeni kelimeler türetilmesine karşı çıkmıyorum.Bilâkis bunu faydalı, hattâ zaruri buluyorum! Fakat bunların da kesinlikle Türkçe kurallara uygun olmasını istiyorum. Benim derdim Türkçeye girmiş, yerleşmiş, asırlardan beri Türk halkı ve Türk yazarları tarafından kullanılmış, artık bizim malımız olmuş kelimelerin Türkçeden çıkarılmak isten ilmesidir.

Meselâ Akıl,Millet, Hürriyet, Vatan, Ahlak, Edebiyat, Cemiyet, Rağmen, Münasebet, Alaka, kelimelerinin mânâsını bilmeyen bir Türk var mıdır? “ öztürkçeciler” Türk kültür diline girmiş böyle binlerce kelimeyi Türkçeden çıkarmaya çalışıyorlar. Ben bunu ilme, milli kültüre aykırı ve zararlı buluyorum. Türk yazı ve konuşma dili, Türk tarih ve kültürden ayrı düşünülemez. Onu düzeltmeye kalkmak, tarihi yeniden yazmaya benzer.

Fuzûli, Baki, Şeyh Galip, Namık Kemal, Abdülhak Hâmid gibi sadeleşme akımından önce eserler vermiş yazarların eserlerini tam ve aslına uygun olarak “öztürkçeye” çeviremeyiz. Onları red de edemeyiz. Bu da ilim ve kültüre aykın olur. Her nesil onların aralarından geçmeli, onları tanımalıdır. Bu da onların dilini öğrenmekle olur. Yahya Kemal arkaik kelimeleri kullanmak suretiyle güzel şiirler yazmıştır. isteyen eserlerinde onları da kullanabilir.

Dil konusunda alman tavırlan başlıca üç gruba ayırabiliriz:

a) Aşırı  “öztürkçeciler”
b) Muhafazakarlar
c) Mutediler

“Aşırı öztürkçeciler” yazı, hatta konuşmalarında hiçbir yabancı kelime kullanmak istemiyorlar. Böyle davrananların sayısı kaçtır bilmiyorum ama, yüzü geçmez sanırım.

Bazı şahıslar da var ki yazı ve konuşmalarında hiçbir yeni kelime kullanmamaya çalışıyorlar. Kendilerini bu âfetten korumak için, artık kullanılmayan eski kelimeleri tercih ediyorlar.

Meselâ kıymetli bir adam öldüğü zaman, “ öldü, vefat etti “ demiyorlar da “ elim bir kazaya” diyorlar. Bireylerin sayısı ” öztürkçecilerden” daha azdır.

Arada benim gibi yerli, yabana, eski yeni, sağ, sol ayırmaksızın işine yarayan her kelimeyi kullananlar vardır.  Böyleleri “mutediler” (ılımlılar) dır. Bugünkü Türk yazarlarından çoğu bu gruba girer. Onlar dillerini hayatın akışına göre ayarlarlar. Bence doğru olan da budur. “ dil ile hayat arasında sıkı bir bağ vardır.” Bu bağı koparmamak lâzımdır. Hayat bazı kelimeleri öldürür. Kötü adamların yaşaması gibi, bazı beğenilmeyen kelimelere de yaşama şansı verir. Bu sevimsiz kelimeleri en kültürlü insanların ağızlarında görün, şaşarsınız.

Her sahada olduğu gibi dil ve edebiyat sahasında da zıt kutuplar ve ortalar daima vardır ve var olacaktır. Yaşayan dili ve edebiyatı onların arasındaki münasebet tayin edecektir. Bunu tabii bulmak lâzımdır.

 

Prof. Dr. Mehmet Kaplan

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9