MakalelerMedeniyetimiz

Batı’nın Gerçek Yüzü

O

smanlı Devleti zamanında Batı’nın hedefi, topraklarımızı paylaşmak, bizi devlet ve millet olarak dünya haritasından silmekti. Fakat, bütün gayretlerine rağmen Türkleri Avrupa’dan çıkaramayan Batılılar, Osmanlı Devleti’ni savaş meydanlarında yenemeyeceklerini anlayınca alçakça bir yola başvurdular. Çünkü, Türk insanını ve Türk dünyasını inceleyen ajanları ve uzmanlarının vardıktan müşterek sonuç şuydu;“Dinleri yıkılmadıkça, Türkleri savaşlarda yenmek imkânsızdır!”

Bu tesbitten sonra Batılı diplomatların ve devlet adamlarının büyük çoğunluğunun kafasında yatan fikir, Türk insanımı İslâm dininden koparmak ve uzaklaştırmak olmuştur. Bunun için onbinlerce ajan ve misyoner görevlendirilerek bir yandan İslâm dini yıkılmaya çalışılırken diğer taraftan da körü körüne bir Batı hayranlığı aşılanmıştır.

Osmanlı topraklarının her köşesinde faaliyet gösteren birçok ajan sahte din adamı olarak, güya İslâm dinini savunur görünerek, teknolojideki her yeniliği “gâvur icadı” sloganıyla damgalayıp, bir kısım cahilleri aldatırken, birçok genç aydının da dinden kopmasını sağlamıştır.

Özel ajanlar tarafından dinden uzaklaştırılan Türk aydınları, misyonerlerin ve Batı’yı sempatik gösteren diğer ajanların tesiriyle millî ve manevî değerleri tahrip edildiğinden Batı hayranı olmuştur.

Ajanların ve misyonerlerin faaliyetleri bu kadarla kalmamış, Türk topraklarında yaşayan diğer toplulukları, hatta dinî ve etnik faktörü kullanıp, Türk insanını da devlete karşı kışkırtarak uygun zeminde huzursuzluk ve fitne çıkarmışlardır.

Müstehcenlik ve fuhuşun kök salmasında ise kadın ajanlar kullanmışlardır.

Hasta etmek için akla hayale gelmeyen entrika ve iğrenç politikalar yürüten Batılılar, ondan sonra da “Hasta Adam” dedikleri Osmanlı Devleti’nin topraklarını Birinci Dünya Savaşı sonunda paylaşmışlardır.

İstiklâl Savaşı ile istiklâl ve hürriyetini yeniden kazanan Türk Milleti, dünya milletleri arasındaki yerini tekrar almıştır.

Osmanlı Devleti’ni yıkarak emellerine kavuşan Batılılar’ın, Türkiye üzerindeki emelleri sona ermiş midir? Böyle olduğunu zannetmek, gerçekleri görmemek veya görmek istememek olurdu! Kitle haberleşme araçlarıyla millî ve manevî değerlerimizin plânlı, sistemli ve devamlı olarak tahrip edilmesi, bunun apaçık bir işaretidir.

Cumhuriyetten önce ve Cumhuriyet döneminde çıkarılan isyanlarda Batılılar’ın parmağı vardır. Bugün de Türkiye’de ve Türk Cumhuriyetleri’nde Batılı misyonerler ve ajanlar kol gezmektedir

Destekçilerin başında “Şark Meselesi”nin öncülüğünü yapan İngilizler gelmektedir. Bütün İslâm ülkelerini sinsi oyunlarıyla perişan eden, burada  kendi emellerine hizmet eden satılmış yöneticiler kanalıyla yönetimi perde arkasından yönlendiren İngilizlerdir. Bu oyunların farkına varamamak basiretsizliği ise islâm ülkelerine aittir.

Batı’nın  bu kadar hıyanetine karşılık, Türklerin Batı’ya olan tutumu, sadece adalet ve dostluk olmuştur. Bugün birçok Avrupalı, Osmanlı adaletini teslim etmektedir. Osmanlı idaresindeki Müslüman ülkeler, Osmanlı’nın kıyametini ancak bugün çok iyi anlamış olduklarını itiraf etmektedirler. Osmanlı Devleti yıkılınca, pek tabiîdir ki adaleti de yıkılmıştır.

Osmanlı Devleti’ni takip eden Türkiye Cumhuriyeti, Batı’ya her zaman dost ve müttefik olmuştur. Ama Batı’dan bunun karşılığını müsbet değil, menfî yönde görmüştür.

Türk’ün, Müslüman’ın varlığına tahammül edemeyen Batı, bize neden ve nasıl dost olabilir? Batı bizim kalkınmamıza, güçlenmemize niçin destek ve imkân versin? Böyle inanmak ve sanmak ancak gafletle izah edilebilir.

“ Yedi düvele karşı koymuş bir milletin evlatları, kendi geleceklerini küfrün hoşgörü ve insafına emanet edemezler! Şark’ın efendiliğinden Garb’ın yamaklığına düşürüleliden beri biz bizi unutur olduk. Bizi yok etmek için her yola başvuran Batılılardan, küfür cephesinden, haçlı zihniyetinden istimdad eder olduk! Bu ne zillettir, ya Rabbi!”

Uyan milletim, uyan; birazcık olsun uyan! Batı’nın gerçek yüzünü gör de kendine gel! Allah korusun Bosna-Hersek’in akıbetine düşme! Dünya çapında koca devletimiz böyle parça parça elimizden gitti. Boş laflara, aldatıcı ve oyalayıcı politikalara aldanma.

Başkalarının gücüne değil, kendi gücüne güven. Yaşayabilmek için her bakımdan güçlü olmak zorundayız. Ayrılığı, gayrılığı bir tarafa bırakıp, bütün gücümüzü ve enerjimizi ülkemizin ve milletimizin kalkınmasına, güçlenmesine harcamalıyız.

Gerçek yüzünü her vesileyle ortaya koyan Batı’nın insafına (!) sığınmak, ondan yardım beklemek bizi yükseltmez.    

Prof. Dr. İsmet Miroğlu

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 20