Dil ve EdebiyatŞiirlerimiz

Öksüz Minare

Yüz sürebilmek için bir nebze, Türk’ün eski haşmet ve azâmetine,
Hatvan üzerinden gittik de bir gün, o şanlı şöhretli Eğri Kalesi’ne.

Toplar, gülleler yerlerde, duvarlarda asılmış birkaç kılıç ve kalkan,
Sadece bunlar mı dedik Yâ Rab! O şanlı tarihimizden arta kalan?

Baktık ki, kalenin ardından yükselmekte, bir ince ve nârin minâre,
Bütün etrafı demir parmaklıkla çevrilmiş, tek başına kalmış biçâre.

Vakti ile Eğri Bağları’nda, bir Kethüdâ Câmii ve külliyesi varmış,
Namaz vakti gelince içi Müslümanlarla dolar dolar taşarmış!

Türk’ten sonra câmi yıkılmış, dağılmış o inanmış cemaat,
Devşirmeyi vezir yapan, külliyeden eser kalmamış, heyhat!

Öksüz kalınca minâre, câmiden, külliyeden, bütün sevdiklerinden,
Karanlık ve ıssız gecelerde, sessiz sessiz ağlarmış kederinden!

Kim el sürecek olursa, onun gözyaşından ıslanmış taşlarına,
Mutlak bir devâ sağlarmış, bütün dertlerine, hastalıklarına!

Zamanla bir ziyâretgâh olmuş, yöre halkına Öksüz Minâre,
Kimi mum diker, kimi bir bez bağlarmış, onun kafes demirlerine.

Ne mum dikebildik biz, ne bez bağlayabildik o Kale kapısına,
Fâtihalar sunarak ayrıldık, Kethüdâ ve cümle şühedâ hatırasına!

Görünce bizleri, sustu birden, sildi gözyaşlarını Öksüz Minâre,
Bu sefer de bizler ağladık, kana kana o öksüz kalmış minâre yerine!..

 

Oğuz Gökmen

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 10