KültürümüzMakaleler

Yeni Osmanlı ve Yeni Çarlık

B

olu’nun Göktepe Köyü’deki bir kabir taşında şu cümle yazmaktadır: Moskof keferesinden intikam alamadan fedayı cân eden alemdar Ali Ağa’nın ruhuna fatiha.  Bu malumat, Necip Fazıl merhumun “Moskof” adındaki eserinde mevcuttur. Ali Ağa ceddimiz, ne çekmiş, ne yaşamış ki intikam duygusunu  “seng-i mezar”ına dahi nakşettirip müstakbel nesillere miras bırakmış?

Ondan önceki nesiller, Ondan sonraki nesiller, daha sonraki nesiller, hep bu düşmanlığa sahipti…

Şu vak’a bile sebep olarak yetmez mi?: Ruslar, Kırım’ın kuzeyindeki Azak Kalesini basarlar. Ahali kılıçtan geçirilir. Kadın-kız perişan olur. I. Abdülhamid Han’a üzüntüden nüzûl iner/felç geçirir ve vefat eder.

O öfkelerden beslenen son nesil bizler olduk. 1970’lerde sosyalizm, ülkenin bir kısım çocuklarını aidiyetlerinden koparmıştı. Kopanlar, Marx, Lenin derken Rus dostu kesilmişlerdi. Türkiye’deki sağ-sol kavgaları diğer memleketlerdeki sağ-sol kavgalarından farklıydı. Oralarda ideolojilerin ihtilafı yaşanırdı. Bizde aynı zamanda Rus taraftarı olmakla olmamak da çarpışmaktaydı. Hiçbir dünya şehrinin meydanında bizdeki gibi “komünistler Moskova’ya” diye bağırılmamıştır!

Bu havada büyüyen biz nesiller, bir gün gelip Rusya ile dost olabileceğimizi düşünemezdik. Rusya ile Devlet-i ali Osman’ın yaptığı harpler, alt alta toplanınca 25 yıl tutmaktadır. Azak Kalesi, Sarıkamış, Kars, felaketler felaketi 1293/1876 Harbi ve benzerleriyle çeyrek asırlık vuruşmalar düşmanlıkların sebebidir. 

Bunlara bir de II. Dünya Harbinden sonra Soğuk Savaş döneminde kapitalist dünyanın propaganda ve körüklemelerini eklemek lazım. İstihbarat servisleri NATO için, Batılı devletler için gençlerimizi feda ettiler.

Böylesine bir tumturaklı psikolojideyken 1980’lerin sonunda SSCB’nin yıkılmasıyla apayrı bir dünyaya girdik. Kapılar açıldı. Önce Ruslar, bavul ticareti için İstanbul’a gelmeye başladılar. Sonra Türkler, Moskova’ya gitmeye başladı..

İki adam, iki ayrı ülkede iki farklı başarıya imza atarak ezberleri bozuyordu: Özal, Türkiye’yi Kemalist hapishaneden kurtarıp dünyaya açtı. Gorbaçov, Leninist Rusya’yı kendi ana omurgasına çekti.

Açılan kapıdan çıkan muhafazakâr müteşebbislerimiz, solculardan önce Moskovaları buldular, oraları imar ettiler. Zamanla iki devlet arasındaki ticaret çeşitlendi. “Ayıdan post, Moskoftan dost olmaz!” deyimi pörsüdü, düşmanlıkların yerini dostluklar aldı. İtimat öylesine pekişti ki koalisyon iktidarları, kışlarımızı Rus tabii gazına raptetti. Bu arada yığınla evlilik gerçekleşti.
Bunlar olurken Rusya’da da Türkiye’de de farklı çapta devlet adamları gelip gitti. Sonunda Rusya Putin, Türkiye de Erdoğan diye lider çıkarma talihini yakaladılar. İkisinin de dünden hız alarak yarına dair projeleri var. Biz OMT/Osmanlı Milletler Topluluğu derken Rusya da BDD/Bağımsız Devletler Topluluğu dedi. İkisinin de Orta Asya Müslüman Milletleri üzerinde tasavvurları bulunmakta.

Bugün her iki devlet de stratejilerini çizerken aslında ve esasında “Yeni Osmanlı” ve “Yeni Çarlık” demekteler. Yeni Çarlık, Kırım’ı yuttu. Ukrayna’nın üçte ikisini götürmekte. Gazı, Avrupa’ya karşı silah doğrultmuş vaziyette. Kafkaslar zaten sindirildi. Belki bugün değilse de hemen yarın kritik eşikte olacağız.
Şu meseleyi sorgulamak gerekir: Mevcut dostluk devam edecek mi, yoksa tarih tekerrür ederek yarın yine mezar taşlarına intikam cümleleri mi yazılacak?

“Dış politikada ebedi dostluk ve ebedi düşmanlık yoktur” karinesini yukarıda yazdıklarımız da isbat etmekte. Biz dostluğumuza vefalıyız. Ve fakat akıllı da olmak şart. Katar’la gaz anlaşması bundan. ABD ve diğerleriyle menfaat ortaklıklarımız inkâr edilemez. Ama şu da değişmez bir gerçek ki Yeni Çarlık’la komşuyuz. Bu bölgede dövüşmeden, paylaşarak yaşamaya mecburuz.

Rahim Er

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 242