Kültürümüz

Türklerin İslamiyet’e Hizmeti

T
arihin zaman dilimleri içerisinde İslamiyet’e hizmet noktasında iki millet öne çıkmıştır. Müslüman Araplar ile Müslüman Türkler. Diğer bazı milletlerinde hizmetleri olmuşsa da tabiri caizse İslamiyet’in mutfağında çalışmışlar; Müslüman Türkler ve Araplar kadar kendilerinden bahsedilmemiştir. Hizmetleri teşkilatlı hale gelmemiştir. Ferdi olarak hizmetlerini yok saymak mümkün değildir.
Vahyin indiği yer ve merkezi Hicaz’dır. Kurani ilimlerin mektebi ve Kurani ilimlerin ihtisas haline geldiği yer ise Türkistan’dır. Türklere de diğer milletler gibi peygamberler gönderilmiştir.
“Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.” Türklerde tek tanrı inancı, Göktürkler, gibi ifadeler onların daha önceden vahye muhatap olduklarının belirtisidir. Müşrik olan Arapların içerisinde “hanifler” olduğu gibi Türklerin içerisinde de “muvahhitlerin” olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir.
Peygamber Efendimizin ileride Türklerin savaşsız kendiliğinden Müslüman olacağını bir mu’cize olarak  “Türkler size dokunmadıkça, sizde Türklere dokunmayın” buyurmuştur ve gerçekten Türkler fevç fevç İslamiyet’i kabul etmişler, İslam’ın emrine girmişlerdir. Türklerin Müslüman olmalarını kolaylaştıran sebeplerin başında tek tanrıya inanmaları olmuştur. 
Merhum Prof. Dr. Osman Turan: “Türklerin İslam medeniyetine girişleri dünya tarihinin de en büyük hadiselerinden biridir. Bunun milli bünye üzerinde meydana getirdiği sonuçların incelenmesinden doğacak ilmi görüşlerden Avrupa karşısında alacağımız vaziyeti belirlemekte ve yürümekte olduğumuz yolu kontrol etmekle bize ibret alınacak dersler vereceğine dikkatlerimizi yoğunlaştırmamız gerekir.” 
Ve yine Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi adlı eserini tanıtırken, kitabın arka kapağında şu ifadelere yer vermiştir. “Türklerin tarih boyunca kıtalara hâkimiyeti biliniyor. Bu Türk milletini, tarihini ve medeniyetini anlamakta, hatta İslam ve Hristiyan dünyalarının tekâmüllerini izahta güçlük teşkil ediyordu. İşte bu eser milli, dini ve insani ideallere bağlı bir milletin, asırlarca nasıl bir cihan hâkimiyeti mefkûresine erişerek yükseldiğini ‘Nizam-ı Âlem’ davası ile başka milletlere ne derece adalet ve nizam getirdiğini hikâye eder. Bu kitap bu hüviyetiyle ilmi bir ihtiyacı karşılamağa çalışırken, bugün materyalist hastalıklara boğulmuş bir dünyada mevcut bir Birleşmiş Milletler idealinin nasıl nazariyatta kaldığını ve kifayetsiz olduğunu düşündürmekte; Türk tarihinde, devirlerin şartlarına göre, onun ne nispette gerçekleştiğini de göstermektedir. Eserin manevi ve ideolojik buhranlar içerisinde sarsılan Türk aydınlarının tarih şuuruna ve uyanışlarına hizmet etmesi de başlıca emelimiz ve mükâfatımız olacaktır.”
Müslüman Türkler Kuran-i ilimlerin bütün kollarında, hadis-i şerif ve bağlı hadis ilminde akaid ve kelam ilimlerinde, fıkıh ilminde vb. ulum-u aliye (yüksek İslami ilimler) ve alet ilimlerinde ( sarf, nahiv, beyan, bedii, mantık vb.) çok ciddi eserler vermişlerdir. Eserleri günümüze kadar Müslümanların istifadesine sunulmuştur.
Ayrıca tasavvufta, hem nazari ve hem ameli yönden büyük hizmetler ifa etmişler. Çokça Allah dostları, evliya, mürşid’i kâmil ve büyük zatlar yetiştirmişlerdir. Türk şeyhleri adıyla haklarında kitaplarda yazılmıştır.
Bilindiği üzere Osmanlı cihan devleti kuruluş safhasında, başta Pir-i Türkistan Ahmed Yesevi’nin manevi ikliminde yetişen Horasan erlerinin, derviş gazilerin ve alperenlerin katkıları çok olmuştur. Şeyh Edebali de buunlardan biridir.
Diğer taraftan Abdulkadir Geylani hazretlerinin manevi işareti ile onun torunu Seyyid Abdürrezzak’ın emri ile Bağdat’tan Bursa’ya kadar giderek, ‘’Beg’’ sarayının küçük bahçesinde kendisini karşılaması esnasında dua talebinde bulunan Orhan Gazi’ye, Seyyid Kasım Bağdadi’nin duası şu şekilde olmuştur:
“Allah’ım! İslam’ın Sultanı, âlemin Halifesi Sultan Orhan’a, evladına, askerlerine yardım et! Onlara din düşmanlarına karşı izzet ve galibiyeti nasip et! Onlara kıyamete kadar fakir ve zayıflara fazlaca merhamet ve lütfu nasip et! Ya rabbi! Sultan Orhan’ın ve çocuklarının eliyle Hz. Peygamber’in şerefi hürmetine müşrik, inkârcıların baskılarını def etmeyi ayrıca kâfirlerin bölge ve arazilerini fethetmeyi müyesser eyle! Allah’ım! Onu ve evlatlarını ceddim İmam Cafer es-Sâdık, Muhammed el-Bâkır ve Zeynu’l-âbidîn’in şerefi hürmetine selim bir kalple Allah’a gelen kişinin dışında malın ve çocukların fayda vermeyeceği güne kadar sevdiğin ve razı olduğun her şeye muvaffak eyle! Âmin ya Rabbe’l-âlemîn. Peygamberlerin önderine ve pak ailesine salat olsun!”
Bu buluşma h.724-725/1324 tarihinde vuku bulmuştur. Müslüman Türkler, Osmanlı cihan devletinin kuruluşunda İlay-ı kelimetullah uğruna cihad etmişler ve çeşitli fedakârlıklarda bulunmuşlar, Peygamber sevgisi ve aşkıyla gayret göstermişlerdir. Bu sevgiyi hiçbir zaman kaybetmemişlerdir. Her zaman Hazreti Muhammed Mustafa’ya karşı muhabbetleri aşka dönüşmüştür. 
Medine müdafii “Çöl Kaplanı’’ Fahrettin Paşa Mondros mütarekesi anlaşması olduğu halde, Medine-i Münevvere’yi, hücre-i saadeti terk etmemiş, bütün zorluklara rağmen direnmiştir. Bu direnme 61 gün sürmüştür. Kılıcını, İngiliz askerlerine değil kabr-i saadete bırakmıştır. Onun teğmenlerinden Mülazim İdris Sabih Bey’in yazdığı şiir, Müslüman Türklerin İslam’a hizmetleri ve Peygambere bağlılıklarını hususunda ifade edilmiş veciz örneklerden biridir.
Ebedi hadim’ül haremeyniniz, ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler…
………………….
Ne kanlar akıttık hep senin için,
O ulu Kitâb’ın hakkıçün aziz…
Gücümüz erişsin ve erişmesin,
Uğrunda her zaman döğüşeceğiz.
 Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz,
Can verir, cânânı veremez Türkler.
Ebedi hadim’ül haremeyniniz,
Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler…
Türklerin Fazileti
Türklerin faziletleri ile ilgili çeşitli kitaplar yazılmıştır. Bu alanda yazılan en meşhur eser Câhiz’in (ö. 255/869) Türklerin karakteri ve askerlik meziyetlerine dair yazdığı ‘’Fezailü’l-Etrak’’ kitabı, Türklerin faziletinden bahsetmektedir. Bu kitap zaman içerisinde değişik eklemelerde yapılarak ‘’Menâḳıbü’t Türk’’ ve ‘’âmmeti cündi’l-ḫilâfe’’ gibi adlarla da geçer. “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.’’
İslamiyet’e bin yıl hizmet etmekle şereflenen Müslüman Türkler birçok faziletleri kendilerinde toplamıştır ve kendileri için Sahabeden sonra İslam’a en büyük hizmeti yapanların Müslüman Türkler olduğu söylenmiştir. Tabiiyet yani Peygamber Efendimize bağlılık ve muhabbette ise tabiinden sonra geldikleri tespiti yapılmıştır. Maide suresinin 54. ayeti ile Muhammed suresinin 38.ayeti her ikisi de Araplardan sonra İslam’ın hizmetine giren ikinci milletin adresini bize göstermektedir.  “Eğer O’ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.”

Bu ayeti kerime, Maide 54. Ayeti ile atıf yapıldığında konu daha iyi anlaşılacaktır kanaatindeyiz. Maide suresi 54. ayet-i kerimesiyle ilgili, Selçuklu ve Osmanlıların bin yıl İslamiyet’e yaptıkları hizmetlerden ve özellikle Abbasiler döneminde hilafet makamına sahip çıkarak, halifeye bağlı kalarak hizmet etmelerinden, İ’la-yı kelimetulllah’ı daha da ileri götürmek için, cehd-u cihad ettiklerinden naşi olacak ki, bazı müfessirler tarafından bu ayet-i kerimenin Türkleri işaret ettiğine dair tefsirler yapılmıştır.

Bu ayet-i kerime üzerinde tarih içerisinde Müslüman Türk milletinin İslam’a olan hizmetlerini pek veciz, gayet mufassal bir şekilde bizlere özetlemiştir. Müslüman Türkler hadis-i şerifte de övülmüşlerdir. İstanbul fethi ile alakalı sahih hadiste “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan; o ordu ne güzel ordudur!”  buyurulmuştur. ;

Bu hadis-i şerif Peygamber Efendimizin gaybi mucizelerindendir. Fatih Sultan Mehmet Han’da itikaden Maturididir. Bu hadisi Ahmed b. Hanbel, Müsned’inde Buhari, Tarih-i Kebir’inde ve Tarih-i Evsat’ında, Bağavi, Mucemi Sahabe’de, Taberani, Tarih-i Kebir’inde, İbni Mende Ma’rifetu’s-Sahabe’de, Ebu Naim Vel Hâkim Müstedrekinde ve sonunda isnat yönünde hadis sahihtir. Hafız Zehebi hadisin sahih olduğuna muvafakat etmiştir. 

Yukarda verdiğimiz özet bilgiler ve kaynaklara dayanarak kısaca şunu söyleyebiliriz. Müslüman Türkler, İslami ilimlerin yanı sıra, tıp, cebir, matematik gibi müspet ilimlerde ilerlemiş ve Müslümanlara öncülük yapmışlardır. Ayrıca yaptıkları cihadla üç kıta, yedi deniz, yedi iklimde bin yıl İslam’a hizmet etmişler ve bayraktarlığını yapmışlardır. İki temel amaçlarının dışında hiçbir gaye düşünememişlerdir. Bu iki gaye: 
1. İ’la-yi kelimetullah: Yüce olan Allah’ın adını gidebildikleri yere kadar götürüp daha da yüceltmek.
2. Nizam-ı alem: Yeryüzünde adaleti tesis etmek, cihana düzen vermek.
Üstad Necip Fazıl’ın Türklerin faziletini ihtiva eden “Büyük Doğu” adlı şiiri:
Allah’ın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.
Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Nur yolu izinden git, kılavuzunun!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!
Doğsun büyük doğu benden doğarak!
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!           
Bugün 300 milyona yakın nüfusu bulunan Türklerin %99’u Müslüman’dır. Hanefi ve Matüridi’dir. Yani Ehl-i sünnet vel cemaat itikadine mensupturlar. Müslüman Türklerin bin yıldır Ehl-i sünnete hizmet ettikleri bilinen bir gerçektir. Bundan sonrada Ehl-i sünnetin müdafiyi ve muhafızı olacaklarına hiç şüphemiz yoktur. Sultan Alparslan “Biz halis Müslümanlarız. Bid’at nedir bilmeyiz. Onun için Cenab-ı Hak biz Türkleri aziz kıldı…”

İlgili Gönderiler

1 / 5