Kültürümüz

Osmanlıda Türkler Ve Azınlıklar

O

resim

smanlıda Aslî Unsur Türk’tü

Osmanlıda aslî unsur Türk’tü.
Sünnî Müslümân halka “Millet-i hâkime”
denirdi. “Millet-i mahkûme” ise
askere gitmeyip cizye ve mülkiyetlerinde olan toprak için haraç vergisi ödeyen
gayr-i müslimlerdi.

Osmanlıda azınlıklar kendi
dillerini konuşmakta, dînî törenlerinde, nikâh ve cenâzelerinde din ve hattâ
mezheplerine göre davranmaları serbestti.

İmparatorluk Türkiyesi’nde
Türklerin yazılı olmayan fakat geleneğe (örf) dayanan imtiyazlı durumları
çoktur. Devletin bütün eğitim, kültür, adâlet ve din mekanizmasını mutlak
elinde tutan ilmiye sınıfında Türk olmayan Müslüman kavimlerin nispeti hiçbir
devirde onda biri bulmamıştır.

Tanzîmat’tan sonra bile azınlık
olan paşalar ancak ilmiyye sınıfından olup eğitim, bayındırlık ve bâzı
bürokratik kalemlerde de çalışmış olmasına rağmen seyfiyye (ordu) paşası
olamamışlardır.   

Osmanlıda Türkler ikinci sınıf
muâmele gördü diyenler bu gerçeklere ters düştüklerinin ya farkında değildirler
yahut bilerek yalan söylüyorlardır. Osmanlının esâsı ve mayası Türk’tür.
Türkler de Müslüman olmaları hasebiyle Hristiyanlardan üstün ve şerefli idiler.
Çünkü İslamiyet’ten daha büyük bir şeref yoktur.

Hristiyan mülteciler korunmaları,
ev-bark, nâmus, çoluk çocuk, âile fertleriyle hiçbir endişe duymadan İslâm’ın
adâleti sâyesinde huzûr içinde yaşadıkları için özellikle Kur’ân-ı kerîm ve
hadîs-i şeriflerde baş vergisi olarak tanımlanan “cizye vergisi” ile arazî için ödenen vergi olarak
kullanılmaktadır. İslâmiyetle birlikte bütün İslâm ülkelerinde arâzî için
ödenen vergilere haraç adı verilmeye başlamıştır. Toprağından mahsul alamayan
gayr-i müslimlerden haraç da alınmazdı; çünkü arâzî-i haraciyye mahsullerinden
haraç vergisi alınan topraktır.

Şerîat’in hükümlerine harfiyyen
uyan Osmanlıda haksızlık büyük bir cezâ gerektirdiği için hukuk sistemi kul
haklarına hele hele Hristiyan haklarına daha çok riâyet ederdi. Zimmîlerin,
hukûkun işlemesinde şüphe etmeleri bile Osmanlı için züldü.

Kısacası Osmanlıda aslî unsur
olan Türkler ve bunun yanında bütün Müslüman tebaa ümmet kavramı çerçevesinde “millet-i hâkime”, gayr-i müslimler ise
“millet-i mahkûme” idi. Fakat genel
insan hakları kavramında hâkim ve mahkûm arasında hiçbir fark yoktu.

Hiç düşünülmüş müdür ki bu aşîret
ve çadır temelli dünyâ hâkimi devlet nasıl 620 yıl yaşadı? Tek cevâbı adâletti.

Gerek gayr-i müslim gerekse
Müslüman tebaa üzerine Osmanlının yıkılmasıyla kurulan ve yamalı bohça gibi
olan devletlerde huzûr da el etek çekmiştir. Balkanlar ve Orta Doğu cadı kazanı
ve fitne yuvası olmuştur. Şimdi “Keşke
bu Osmanlının millet-i mahkûmesi olsak”
derler mi bilmem ama bu günleri
hazırlayan Genç Osmanlılar, Jön Türkler ve İttihâtçılar yalnız ümmetin değil
Osmanlı bünyesinde huzurla yaşayıp, bugün bu huzûra hasret kalan insanların da
vebâlini taşımaktadırlar.

Osmanlıya isyân eden Osmanlı
tebaasının bugünkü nesli, daha çok çekeceksiniz. Unutmayın dedeleriniz yaptı
siz mahkûm oldunuz. Genel bir kural vardır: “Dedenin yediği koruk torunun dişini kamaştırır.”

Bütün bunlara rağmen “Osmanlı azınlıklara iyi davranmadı”
demek haksızlık değil, hadsizliktir!..

İlgili Gönderiler

1 / 5