Dil ve EdebiyatTürk Dili

Türkler Yabancı Dili Niçin Zor Öğrenir?

O
kullarda yabancı dil öğrenme problemi hâlâ çözülebilmiş değil. Dışardan bakıldığında, bu kadar sene dil dersleri verildiği halde, kursların bu derecede rağbet görmesi şaşılacak şey gibi duruyor. Aslında problemin kaynağına bir çok yazar dikkat çekiyor: Türkçemizin zayıflığı!
Buna dair ne gibi bir çözüm sunuyoruz ona bakmamız gerekiyor. 2017 Türk dil yılı ilan edildi. Peki bunun için okullarda ne gibi organizasyonlar yapıldı? Sadece okullarda mı, ülke çapında neler yapıldı? Ne kadar tesiri oldu? Peki biz ne yapmalıyız?
Bir Misal
Hayati İnanç bir konferansta okuduğu şiirlerden birini “Türkçe’den Türkçeye tercüme ederken” şöyle bir söz söylemişti: “Türkler lugat yazar, ama açıp bakmaz!”  Sonra klasik Türk şiiri denizine nasıl daldığını anlatmıştı.
İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi birinci sınıfa kaydolur. Fatih’te bir öğrenci evine yerleşir. Yargıtay kararlarını okurken “müncer” kelimesine anlamadığı için takılır. Ev arkadaşlarından birinin Mustafa Nihat Özön’e ait Osmanlıca sözlüğünden kelimenin manasına bakar. İş bununla bitmez. Çünkü kelimenin manasına ilaveten bir de kullanılışına örnek olsun diye beyit verilmiştir:
Müncer olur mu ya Râb bir subh-i inbisâta
Vahdet-gehimde böyle mahzun geçen leyâlim
Hayati bey gülerek diyor ki, “Hoppala.. Bilmediğim kelime bir taneydi. Sözlüğe bakınca şimdi beş oldu.”
Müncer: Dönüşmek, bir halden bir hale inkılab etmek, bir safha sonunda gelinen nokta.
Subh: Sabah İnbisât: Bast’tan (ferah, rahat, tersi kabz; sıkıntı)
– geh/gâh:  Mekan eki. Nişangah, ordugah gibi. Vahdet-geh: Tek kişilik mekan, hücre.
Mahzun: Hüzünlü. Leyâl: leyl’in çokluk hali; geceler.
Manası şöyle: “Ferah bir sabaha dönüşür mü ya Râb, hücremde (tek başına) geçirdiğim bu hüzünlü geceler!”
Hayati bey bir taraftan beyitin telaffuzundaki akıcılıkla, azametine çarpılıyor, bir taraftan da manasını bilmemenin, anlayamamanın sancısını çekiyor. Hemen diğer kelimeleri de öğreniyor. Bu bilmediği kelimeleri öğrenme işinden o kadar çok keyif almaya başlar ki sonraki hayatında klasik şiir kitaplarını, sözlükleri elinden düşürmeyecektir. Zamanla okuduğu şiirlerdeki hikmetler, mana zenginliği, ahenkli, çarpıcı ifade zenginlikleri ortaya çıktıkça da klasik Türk şiirine meftun olur. Kelime haznesi fevkalade gelişir. Neticede kendisi 10.000 beyit ezbere bilen belki Türkiye’de hatta dünyadaki tek “divan şiirine meraklı avukat”tır.
Öğrenmek hobi olmalı
Konuşmanın sonunda bu hale gelmenin temelindeki sebebi şöyle ifade ediyor, “Burada ben öğrenmenin peşine düştüm. Biri bana öğretmeye çalışmadı. İnsanlar öğrenmeye bayılırlar ama öğretilmekten nefret ederler. Bana okullarda yabancı dil öğretmek için çok çalışanlar başarılı olamadı. Ama ben klasik edebiyatımızı ve onun dilini okullarda da görmeden öğrendim. En iyi öğrenme bir işi hobi saymak, onu eğlence haline getirmek, merak edip peşine düşmektir.”
Ben aslında onun, Türkler sözlük yazar ama kullanmaz ifadesine takıldım. Nitekim araştırınca şunu gördüm ki, bugün gerçekten dilimize dair fevkalade kaliteli ve zengin sözlükler hazırlanmış. Ancak oturup onları kullanacak insanları bekliyor. Hatta çok enterasandır, geçmişte onlarca manzum sözlük kaleme almış bir milletiz. Yani şiir şeklinde üç dilde “Arapça, Farsca, Türkçe” sözlükler kaleme alan dilcilerimiz, edebiyatçılarımız var.
Yapmamız gereken şey kendimizden başlayarak, okullarda sözlük kullanmayı yaymaktır. Öğrencileri kaliteli sözlüklere müracaat edebilecekleri şekilde yönlendirirsek gerçek kaliteyi yakalamaya başlarız.
Misalli Sözlük
Bu hususda benim gördüğüm, pek çok kimsenin de ittifakla tavsiye ettiği en kaliteli sözlük rahmetli İlhan Ayverdi’nin hazırladığı “Misalli Büyük Türkçe Sözlük”tür. 50 yıllık bir çalışmanın mahsulü. 100.000 kelimenin misalleriyle izah edildiği muazzam bir çalışma. Her bir maddesi klasik ve çağdaş Türkçe eserlerimizden örneklerle zenginleştirilmiş. Yine her maddedeki kelimenin etimolojisi yani tarihi seyir içindeki yeri, kökü belirtilmiş. Dahası kitabın cep uygulaması ve web formatı da ücretsiz olarak sunulmuş.
Bana kalırsa hiçbir şey yapılmasa bile bu sözlüğün tek cilde basılmış hali okullarda öğrencilere gösterilmeli ve söyle denmelidir: “Bakın çocuklar konuştuğumuz dil böyle zengin bir sözlüğe sahip. Sizler dünyanın en zengin dillerinden birini konuşuyorsunuz. Türkçenizi, kelime haznenizi bu sözlükle zenginleştirin. Kendi dilini hakkıyla öğrenmeyen bir millet başka milletlerin dilini öğrenemez. Veya çok zor öğrenir, konuşmakta zorluk çeker. Çoğunlukla da aşağılık kompleksine kapılarak geçmişini ve milletini hakir, aşağı görür.”
Yapılması gereken ilk iş, evvela öğretmenlerin böyle kaliteli, rüşdünü ispat etmiş eserlerden istifade etmesi, ardından bunu öğrencilere aşılamasıdır. Böylece milli kültür ve tarihimiz nesillere sağlıklı şekilde aktarılacak, kaliteli nesiller yetişebilecektir.

Ali Tüfekçi

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 128