MakalelerMedeniyetimiz

Türkiye’nin Geleceği

B
ir devletin varlığını gösterebilmesi için; “ülke” denilen bir toprağa sahip olması ve orada yaşayanların, birbiriyle kaynaşmış bir toplum hâlinde olmaları gerekir. Toplum, üzerinde yaşadığı toprağı “vatan” kabul ederse, ona sahip çıkar ve uğrunda savaşır, canını verir. Bu toplum, kendisini bir arada tutan manevî değerlerini iyice tespit etmiş ve onları, vazgeçilmez değer olarak görmüşse, birbirine kenetlenmiş bir kitledir. Devlet de, bu iki unsura dayandığı sürece devam eder. 

Bugün de Anadolu ve Rumeli, bizim vazgeçilmez vatanımızdır. Devletimizin sınırları bugün için “Misâk-ı Millî” hudutlarına kadar henüz uzanmış değildir. Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti’nden önceki devletimiz olan “Osmanlı Devlet-i Alîyesi”nin çökertildiği, ondokuzuncu yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılın başlarında, Misâk-ı Millî hudutlarının da ötesinde olmak üzere, milletimizin “vatan” mefhumu içinde yer alan (Batı Trakya, Musul-Kerkük gibi) mübarek ve muazzet topraklar, bugünkü şartlar gereği mecburen hudutlarımız dışındadır. 

Bu topraklarda yaşamakta olan Müslüman nüfusun –oralara hükmeden devletlerin gayriinsânî tutumu dolayısıyla- azaltıldığı, hâttâ sıfıra indirildiği de vâkidir. Bütün bunlar geçicidir. Bize ve devletimizin yöneticilerine düşen vazife, devletin varlık sebebini iyice tespit edip ideolojinin uygulama vasıtası olan fethi, bugünkü şartlarda “kültürel ve ekonomik” olarak o bölgelere yönlendirmektir. 

Aksi halde, kabuğuna çekilmiş bir durumda varlığını sürdüren bir devletin, mukabil ideolojik taarruzu yaşamaktayız. Özellikle eğitim yaşındaki genç nesil başta olmak üzere, şehirlerde oturanların büyük çoğunluğu ideolojik karşı taarruzun hedefi halindedir. Yazılı ve görsel bazın ile tüketimi kamçılamak isteyen ticârî teşekküller; bu toprakları “vatan” bilen kitlenin manevî değerlerini, sinsî bir plânla hırpalayıp yoketmenin âleti durumunda bulunmaktadırlar. 

Daha önce ifade ettiğimiz gibi, her devletin ve onun tabanı olan toplumun, mutlaka bir ideolojisi olmalıdır. Bu ideolojinin bulunmadığı, bulunsa bile yürütülemediği veya unutulduğu zamanlarda bu boşluk, muhakkak ki iç veya dış, yerli veya yabancı bir başka ideoloji tarafından doldurulacaktır. 
Arz ettiğimiz gibi ortaçağ İslâm dünyasında bu ideolojinin kısaltılmış ifadesi “fetih”dir. Savaşların düşünülmediği bugünün dünyasında ise, fethin savaşarak değil, kültürel ve ekonomik olarak yürütülmesi gerekir. 

Kültürel ve Ekonomik Fetih Gerekir

Türkiye’nin kuvvetli ve kudretli olabilmesi için, hepimizin bu “kültürel ve ekonomik fetih” hareketini disiplinli ve sonuç alacak şekilde yürütmemiz gerekir. Vatanımızın şimdi uzaklardaki parçaları olan Balkanlarda ve Orta Asya’da varlığımızın hissedilmesi için kültürel ve ekonomik fethin bir devlet politikası olarak götürülmesinde büyük yararlar vardır.

Toplumu biraraya getiren manevî değerler nelerdir? Bu değerlerin en başında “aynı dinin mensubu olma” gelir. Toprağı vatan haline getiren unsurların en önemlisi müşterek dînî duygulardır. Bu duyguların diri ve canlı tutulması için, öğretim ve eğitim gereklidir. Aksi halde zâfiyet söz konucudur. Böyle bir durumda ise insan, karnını doyuran bir basit yaratıktan başka bir şey olamaz. Böyle bir kişi ise, vatan mefhumundan habersiz olarak, her toprakda yaşayabilir ve hayatını sürdürebilir. 

Dînî duyguların kuvvetli olabilmesi için öğretim ve eğitimin; aslına uygun ve kesintisiz bir şekilde verilmesi gerekir. Bugün Türkiye’de lâik sistemin tehlikeye uğramaması düşüncesiyle, dinî öğretim ve eğitimin çok büyük çapta kısıntıya uğradığı herkesin malûmudur.

Şu andaki Türk toplumu İslâmiyetin, “light İslâm” şeklinde telâkki edilmesinden dolayı bîzârdır. Sâdece mânevî değil, içtimai bir mâhiyeti de olan İslâmiyeti, -günümüzde yapılmak istendiği gibi- sâdece itikadla ilgili konulara hapsetmek, imkânsız ve zararlıdır. 

Dolayısıyla, toplum olarak millî bakımdan mümkün olduğu kadar çabuk kendimize gelebilmemiz, çağa ayak uydurma yolundaki gayretimizin dînî bir uyanış ile birlikte yürümesine bağlıdır. Burada büyük şâirimiz Yahya Kemâl’in bir ifâdesini aynen almakta fayda görürüm: “Türk devleti, aslı olan Müslüman tabakanın hamuruyla tekrar yuğrulmadıkça, tam bir sıhhatle yaşayamaz.”

Nuri Yücel Mutlu

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19