MakalelerTürkistan

Türkçe’nin Türkistan’daki Üstadı: Ali Şir Nevaî

A

li Şir Nevaî, 1441’de Herat’ta doğdu. Yedi göbekten beri Timur ve Timuroğullarının sarayında önemli görevler üstlenmiş bir aileye mensuptur. Bu bakımdan şehzadelerle birlikte büyüdü ve onlarla birlikte eğitim aldı.

Ali Şir Nevaî yalnız Özbek edebiyatının değil, bütün Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. O, verdiği otuzu aşkın eseriyle, Türkçeyi, Orta Asya’daki bütün Türk boyları için ortak bir edebî dil yapma başarısını göstermiştir. Nevaî sonrasında, Türk dili Orta Asya’da ortak bir yazı dili âline gelmiş ve bütün Türk halkları tarafından 20. yüzyılın başına kadar ulaşmıştır.

Diğer yandan Nevaî, Çin, Hint, Fars ve Arap dillerinin hakimiyet alanı olan bir coğrafyada, Türkçeyi, edebiyat dili haline getirerek, kültür tarihi bakımından da önemli bir misyonu yerine getirmiştir.

Nevaî, Muhakemetü’l-lugateyn’i, 1499 yılında yazmıştır. Eserde temel olarak, Türk dilinin Fars dilinden daha üstün olduğu düşüncesi işlenmektedir. Bu eseri, ömrünün son yıllarında yazması, Farsçanın ve Türkçenin imkânlarını “sınamış” bir edib olması bakımından önem taşımakta ve bu eserde ileri sürdüğü düşünceleri, kuru bir dil milliyetçiliğinden öte, dilin, edebî imkânlarını iyi bilen bir edebiyatçının tecrübeleri olması bakımından son derece önemlidir.

Ona göre, Türkçe, kelime hâzinesi ve gramer bakımından Farsçadan imkânları daha iyi olan bir dildir. Farsça ise ilim ve sanat kavramlarının zenginliği bakımından Türkçeden daha çok işlenmiştir. Bunun yanı sıra Türkçe, eklerden isim ve fiil türetilmesi bakımından işlek ve hareketli bir dildir.

Türkçe Yazmayana Sitem..

Nevaî, Türkçenin bu imkânlarına rağmen ana dili ile yazmayan Türk şair ve yazarlarına sitemler göndermekte ve şöyle demektedir:

Türkün beceriksiz ve değersiz gençleri, kolaydır diye, Farsça şiir söylemeye özeniyorlar… Türk dilinin genişliği bu kadar tanıklarla anlaşıldıktan sonra, istidatlı Türk gençlerinin kendi dilleri dururken başka dille şiirlerini yazmamaları gerekirdi. Eğer her iki dilde eser verebilecek kabiliyetteyseler, kendi dillerinde daha çok eser vermeliydiler. Doğrusu şudur ki bunlar, Türkçe şiir söyleyecek güçte değildirler.”

Nevaî, burada, kendi tecrübesini anlatmakta ve bu konuda nasıl uyandığını şöyle dile getirmektedir:

“Türk dili bırakılmak üzereydi. Bunun içindir ki ben de gençliğimde geleneğe uyarak Farsça söyledim. Kendimi anlamaya başlayınca güçlükleri yenmek isteğiyle Türk diline döndüm ve onu düşünmeye başladım. O zaman gözlerimin önünde on sekiz bin âlemden daha geniş bir âlem belirdi. O âlemin süslerle dolu göğü bana dokuz felekten daha yüksek göründü. İncileri yıldız cevherlerinden daha parlak olan erdemlik hâzinesi bana açıldı…. Herşeyin değerini bilen zevkim bu hâzineden inciler, sayısız inciler ve mücevherler topladı. Bu kadar varlıklar ve bolluklar bana nasip olunca, tabiatımda güller açmaya ve âleme yayılmaya başladı.”

Nevaî’nln Türkçecilik davası milliyetçilikten yahut dayanaksız bir iddiadan ibaret sayılmamalıdır. O, dil işçisi ve dilin içinde biri olarak gramer ve kelime hâzinesi bakımından da Türkçenin zenginliklerini ortaya koymaktadır.

Nevaî’ye göre:

-Türkçenin kelime hâzinesi çok geniştir. Meselâ ağlama, birçok kelime ile ifade edilir.

-Türkçe cinaslı bir dildir. (Buna örnek olarak at, at-; it, it-; bar, bar- “git-“…)

-Şiir sanatı bakımından elverişli kafiye imkânları sunan bir dildir.

-Her kavram için ayrı bir kelime vardır. Büyük, küçük, kız ve erkek kardeşleri karşılamak için ayrı ayrı kelimeler kullanılır.

-Türkçe, eklerle yeni kelime yapmaya elverişli bir dildir. Arapçadaki “mufaale” bâbı, Türkçede “ş” ekiyle karşılanır. Kuçuşmak, öpüşmek gibi. Yine kelimelerin sonuna “” eklenerek, mevki, hüner ve sanat sahipleri belirtilir. Suçı, kuşçı, tamgaçı…

-Kelimelerin sonuna dik “gibi” edatı getirilerek anlama başkalık verilir.

Ömrünün son yıllarında giriştiği bu dil hamlesinin semeresini sağlığında göremedi ama ölümünden sonra bütün Türk dünyasında etkilerini gösterdi. Çağatayca ve Nevaî tarzında yazmak, Osmanlı, İran, Azerbaycan şairleri tarafından âdeta moda oldu. Hatta, Nevaî’nin eserlerine daha iyi nüfuz edebilmek için ona izafe edilmiş sözlükler hazırlandı.

Nevaî, gerek yazmış olduğu eserlerle, gerekse bu eserlerde göstermiş olduğu sanat gücüyle kendini Türk ve dünya edebiyatının en büyük şairleri arasında kabul ettirmiş biridir.

O, her ne kadar Çağatay dilinin ve Timurlular coğrafyasının şairi olarak adlandırılsa da aslında bütün Doğu’nun şairidir. Çünkü O, devrinin önemli kültür, edebiyat ve sanat dilleri olan Arapça ve Farsçayı biliyor, Hintçeyi tanıyordu.

O, Türk dünyasının şairidir. Çünkü, kendi devrinde Türkçenin öteki büyük lehçesi olan Osmanlı Türkçesini ve bu sahanın sanatçılarını bilmekteydi. Osmanlı Türkçesinin kelime ve şekillerini kullanıyor; Osmanlı şairlerinin şiirlerindeki sanat ve dil unsurlarını kendi eserlerine taşıyordu.

O, çağının dünya şairidir, çünkü, 16. yüzyıl dünyasında kullandığı kelime sayısı bakımından çağdaşı Shakespeare eserlerini 22 bin kelime ile yazarken, Nevaî’nin kelime kadrosu 24 bindir.

Nevaî 21.yüzyılda yeniden şekillenen Türk dünyasının gerek eserleri ve şahsiyeti, gerekse millî dil mücadelesi bakımından örnek alacağı büyük bir kültür adamıdır.

Ali Akar

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19