Dil ve EdebiyatTürk Dili

Türkçe’nin Avrupaîleşmesi (!)

K
ültür inkılâlmızın en mühimmini ve müşkülünü, şüphesiz, Türkçe’nin Avrupaîleşmesi(!) teşkil eder. Zira dilimizi bir yandan geri Şark dillerinden ve İslam tesirinden kurtarmak; öte yandan bizzat Türkçenin kelimelerini ve yapısını da Fransızcaya benzetmek, Frenkçe kelimelere de imtiyaz tanımak zorunda idik. Nitekim bu en ağır mesele karşısında yılmadık; Türkçeyi kısa zamanda Asyaîlikten kurtarma inkılâbını da başardık. Artık bugün Fransızcaya benzeyen bir «Arı -Türkçe» teşekkül etmiş; yazan ve okuyanı sıksa da yine câzibesi herkesi sürüklemiştir.
 
Bu inkılâba mekteple başladık; bu kelimeyi Arabistan çöllerine sürüp yerine Paris’in güzel «école» ünü davet ettik ve bu sâyede «okul» kelimesini kazandık. İlk zamanlarda «genel» kelimesi ile alay edenler bugün onun «general» in oğlu olduğunu anlıyor; bülbül gibi dillerinden düşürmüyor ve «umumi» ye yüz vermiyorlar. Biz millete, «hâkimiyet» ten daha üstün olduğu için, «hégèmonie» (hegomania – üstünlük tahakküm) den gelen «egemenlik» hakkını verdik.
 
Avrupalı asâleti dolayısiyle de onu Meclis’in alnına kazıdık. Kahraman Türk «Paşa» larının, Avrupa’da bıraktığı dehşetin, garplılaşmamıza engel çıkaracağını takdir ederek, «general» lerimizle onların «génèral» ‘leri arasına girmeğe muvaffak olduk. Fransızca’nın (-al) eki olmasa idi «ulusal», «doğal», «denel»… kelimelerinin sıkıntısını çeker mi idik? Şalvar üstünde kravat ve silindir şapka yakışmadı; ama Arapça kelimeler «dinsel, cinsel» şekillerini alarak medenîleştiler ve yaşama hakkını kazandılar. 
Bu gayretlerimizi aşağılık duygusuna atfeden ve beğenmeyen meşhür Fransız Türkologu J. Deny gibilere bizim batılılaşma idealimizin her şeyin üstünde olduğunu, batsak bile bundan vazgeçemiyeceğimizi anlatmalıyız.
 
Türkçenin cümle yapısı (sentaks) mantıka uygundur; ama Avrupa dillerine aykırı idi. Bu sebeple ikinci büyük bir «devrim» e ihtiyaç vardı. İşte bu gün «Devrik» cümle merakı da bundan ileri gelmiştir. Meşhîr dil âlimi MaxMüller; «Türkçe o kadar mantıkidir ki, sanki alimler tarafından yapılmıştır» demiştir. Bu gibi medihler de bizim millî gururumuzu okşamış; uyumamıza ve Avrupalılaşmamıza engel olmuştur. Esasen eskiden Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler de Türkçeyi «devrik» hale getirmekle bize medeniyet yolunu gösteriyor; biz de anlamadan onlarla alay ediyorduk. Bugün artık bu mesele de kalmadı.
Yeni kelimelerin yüzde 90 uydurma olduğundan ve fakir bir Arı-Türkçe’nin meydana çıktığından şikayet edenler dil devrimini kavrayamamışlardır. Bir kere bütün dillerde ve Avrupa lisanlarında kaidesizlikler hüküm sürerken Türkçenin bu derece mantıki ve kıyasi olması normal değildir; Avrupaîleşmesine da engeldi. 
Mekteplerden gramerin kaldırılması, gramer dışı yazıların moda olması ve herkese kelime uydurma salâhiyetinin tanınması devrimin yüksek gayesiydi. Bu sâyede Türkçe «Serseri kelimeler» ve «Devrilmiş» cümlelerle dolmuş ve kültür ihtilâlinin şaheser örneği meydana çıkmıştır. Nitekim Türk Dili (kısırlaştırma) Kurumu da dilcilere yüz vermemiş; «dilmenleri» seferber etmiştir.
Fakirleşmeden bahsedenler de kültür inkılâbına uymak zorundadırlar. Gerçekten dil, kültür ve muhâkeme derecesine göre, kelimeye ihtiyaç gösterir. Yeni «kuşak» hattâ bir kısım yüksek mevki sahipleri ve üniversite hocaları bile ağır Türkçeden kurtulmuş ve «Arı dil» ile rahata kavuşmuşturlar. 
Esasen Mutasavvıflara göre «Lisân-i hâl» olmayınca da «Lisânı kaal» hiç bir zaman kâfi gelmeyecektir. Bu sebeple de artık zengin dil budalalığından kurtulmalıyız. Nitekim proletarya asrında dil zenginliği efsânesi de tarihe karışmıştır. Nâzım Hikmet te «düşmanıyız asaletin kelimeler de bile» diyerek işareti vermişti. Böyle olmasa idi bütün solcu ve devrimbazlar Arı Türkçe’nin câzibesine kapılır mı idi? 
Dikkate şayandır ki, Bolşevikler kendileri için «gerici» kalmışlar; ama «ağabey millet» sıfatiyle, yalnız Orta Asya değil, Anadolu Türklerinin Dil devrimine de yardımcı olmak fedakârlığını esirgememişlerdir. Dil inkılâbımız o kadar kudretli bir hareket ortaya koymuştur ki, bu ceryana karşı gelen birçok eski kalem sahipleri bile artık «devrim» dilinin ve «devrik» cümlenin zevkini tatmışlardır. 
Nitekim bu sâyede Türk yazarlarının kültür ve muhakeme derecesi, «ilerici» ve «gerici» kişilikleri hakkında en şaşmaz bir ölçüde ele geçmiştir. Böylece kültür inkılâbının sayısız zaferleri hakkında bazı örneklere işâret etmiş bulunuyor ve bu hususlarda hâlâ «bilimsel yapıtların» çıkmadığından da üzülüyoruz. Halbuki tarihte bu gibi zaferler alim, şâir ve san’atkârların ölmez eserleri, destânlar ve, zafernâmelerle tâclandırılmıştır… 

Prof. Dr. Osman Turan

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9