MakalelerTürkistan

Türk Dünyası Kültür Çevreleri ve Karşılaştırma Meselesi

K

ültür, zaman mekân ve canlılarla ilgili olduğu için değişik biçimlerde ifade edilebildiği gibi “milletlerin hayat tarzı” olarak da ifade edilebilir. Konuyu kültür tarihi yönüyle ele alacak olursak, kültür, atalardan devralınan maddî ve manevî değerlerin bütünüdür. Bir başka ifadeyle, tavır, davranış, örf, adetler, düşünceler ve kıymet biçimleridir. Kültür tanımlarının birleştiği husus, kültürün toplumlara mahsus bir yaşayış ve davranış tarzı olması ve tarihilik vasfını taşımasıdır. Bu yüzden kültür, bilgi, san’at, inanç, örf ve adetler olup ferdi mensup olduğu cemiyet ile bütünleştiren değerlerin bütünüdür.

Kültür tarihi araştırmalarında kültür çevreleri büyük rol oynamaktadır. Türk Dünyası’nın kültür çevreleri eski dünya olarak adlandırdığımız üç kıt’aya yayılmış vaziyettedir. Birçok milletlerin kültür çevreleri belirli coğrafyalar ile sınırlı olduğu halde Türk Kültür Coğrafyası farklı sayıdaki kültür çevrelerinden oluşmuştur. Kültürlerin geniş çevrelere yayılmış olması zenginlikleriyle doğrudan ilgilidir. 

Türk kültürü araştırmalarının ilmî ölçülerde yapılabilmesi için öncelikle Türk kültür çevrelerinin ayrı ayrı araştırılması, ortak kültür paylarının tespiti yönünde olmalıdır. Anadolu’daki Türk kültürünün zenginlik kaynakları nasıl bölgelerimizle ilgili ise Türk kültürünün zenginliği de Türk Dünyası’ndaki kültür çevreleri ile yakından ilgilidir. 

Kültür tarihi araştırmalarında karşılaştırma işlemi ana kültür çevresi ile onu besleyen diğer çevreler arasında yapılmalı ve aynı metodun kullanılması gerekmektedir. Bu suretle değişimin, zaman, mekân ve tarihî olaylardan kaynaklanan serbest kültür değişmesi sonucu veya mecburi kültür değişmesinin neticesinde ortaya çıktığı tespit edebiliriz. 

Türk Dünyası’nda Rus dilinin kültür, ilim, siyaset ve iktisat alanında ortak dil olmaktan çıkartılması Türk Devlet ve Topluluklarının bağımsızlık konusunda alacakları önemli bir karar ve bu yönde atılacak anlamlı bir adım olacaktır. Bu kararın alınması ve hayata geçirilmesinde karşılaşılacak güçlüklerin çok yönlü olduğunun şuuru içinde olmamıza rağmen elbette istiklâli elde etmenin de bir bedeli olacaktır. Sovyetler Birliği’nin yaklaşık 70 yılda almış olduğu tek yanlı karar ve uygulamaların bir neticesi olarak Rus dili Türk Dünyası’ndaki günümüzdeki konumuna ulaşmıştır. Söz konusu kararın alınamaması uygulanamaması halinde Türk Dünyası’nın bir bölümü için “Rus dili Türk Devlet ve Toplulukları” konumuna getirilmesi hedeflenilmelidir.

Bizi yakından ilgilendiren Arap Dünyası’nı geniş coğrafyasında birleştiren müştereklerin başında din ve dil gelmektedir. Arap Dünyası’nı temsil eden ülkeler arasında konuşma dili yönüyle farklılık olduğu halde literatürde birlik vardır. Türk Dünyası’nı temsil eden ülkeler tarihî devirlerde aynı devletin sırları içinde birlikte yaşamış olduklarından dolayı halk kültürü ve konuşma dili bakımından beraberlik söz konusu olduğu içinde bu yönde atılan adımlarda önemli mesafe katedilmiştir. 
Alfabede Birlik Esas

Şu anda öncelikli olarak ortak alfabe konusu hayata geçirilmelidir. Zira Stalin, “Kıril” adlı bir papazın adını taşıyan bu alfabeyi Sovyet ideolojisinin emrine “Divide et imperium” siyaseti yönünde son derece başarılı bir şekilde kullanmıştır. Kıril menşeili alfabeler, birbirinden farklı yaklaşık 20 çeşit olup, Türk devlet ve topluluklarını birbirinden uzaklaştırmak için her siyasi kuruluş için bir dil ve alfabe ihdası yoluna gidilmiştir. Bu konuda Azerbaycan Türkleri’nin güçlü kalemi Bahtiyar Vahapzade “Bir halkın alfabesi kaç defa değiştirilebilir? Bir halkın tarihini kaç defa değiştirmek olabilir? Gah madyalı olduk gah Fars’ın döküntüsü. Gelin kat’i bir şekilde bildirelim ve diyelim ki! Bu halk Azerbaycan Türkleridir.” Sözleriyle alfabe birliği isteğini ifade etmektedir.

Türk Dünyası’nda ana kültür çevresi “Türkistan” dır. Bu kültür çevresi ile tarihin değişik dönemlerinde bağı bulunan, başta Anadolu olmak üzere Kafkasya, İtil-Ural, Oradoğu, Balkanlar ile Asya kıtasının batıdaki uzantısı konumundaki Afganistan, Horasan, Maveraünnehr, Harezm, Deşt-i Kıpçak vb. Türk Dünyası’nın kültür çevresi içinde yer alır. Türkistan ile söz konusu kültür çevreleri arasındaki kültür bağları, bir ağacın kökleriyle dalları kadar birbirlerine yakındır. Çünkü Türk Dünyası’nın kültür değerlerinin kökleri Türkistan’da, dalları ise diğer Türk kültür çevrelerindedir. Bu konuda yapılan çalışmalar kökler ile dallar arasındaki bağları tespit işlemi olacaktır.
 
Kültürdeki değişme realitesinden hareketle, ayrı Türk kültür çevrelerinde yaşamakta olan Türklerin maddî ve manevî kültürleri karşılaştırmalı olarak incelenmelidir. Böylece Türk kültürünün müşterekleri yani ortak paydasına ulaşılış olacaktır. Bu müşterekler sayesinde sosyal, ekonomik, idarî ve askerî alanlardaki değişmeyen veya en az değişime uğramış değerler tespit edilmek suretiyle, bundan sonraki dönemde serbest kültür değişimi aşamasına ulaşılması mümkündür. Çünkü serbest kültür değişmelerinde halkın kendi ihtiyaçlarını birtakım yeniliklerle karşılayabilmesi söz konusudur. 

Oysaki yakın zamana kadar Türk Dünyası’nın büyük bir bölümü mecburi kültür değişimi ile karşı karşıya idi. Bu olay, mevcut kültüre başka bir kültürün aşılanması veya bir sistemden başka bir sisteme döndürülmesi, alıştırma ve telkin yollarıyla yapılmaktadır. Mecburi kültür değişiminde, millî değer hükümleri kötülenir, millî değerlerin hor görülmesi temayülü sanat ve edebiyat yoluyla çoğu zaman halka hissettirilmeden aşılanır.sosyal miras (manevi kültür) olarak mevcut bütün değerler yıpratılır, lisan bozulur, örf ve adetler alay konusu yapılır.

Sovyet Birliği, 70 yılda aynı milletin farklı budun ve boylarını değişik coğrafyalarda temsilcilerine “Azeri, Özbek, Kazak, Kırgız, Tatar” vb. milletler adını vermiş olması ilmî bakımdan ne kadar yanlış ise günümüzde Azerbaycan Türkleri, Kazakistan Türkleri ve Özbekistan Türkleri’ni “Azeriler, Özbekler, Kazaklar” olarak tanımlamak da hem ilmî ve hem de millî bakımdan yanlıştır. Sovyetler Birliği bunu devlet politikalarının gereği ve millî çıkarları yönünde bu terimleri kullandıkları halde bizim bir yanlış veya gafletin sonucu olarak kullandığımız da bir realitedir. 
Öncelikle Terminoloji
Şu halde Türk Dünyası’nın öncelikle terminoloji meselesine açıklık getirmede fayda vardır. Günümüzde aynı milletin farklı coğrafyalardaki temsilcisi konumundaki Türk Devlet ve Topluluklarını ifade etmek için; Azerbaycan Türk Cumhuriyeti, Kazakistan Türk Cumhuriyeti, Özbekistan Türk Cumhuriyeti, Kırgızistan Türk Cumhuriyeti, Tataristan Türk Cumhuriyeti ifadesi kullanılmalıdır. 

Türk Devlet ve Topluluklarına mensup insanları tanıtmak için “Azerbaycan Türkleri, Özbekistan Türkleri, Kırım Türkleri ve Batı Trakya Türkleri”, konuştukları dil için ise “Türkiye Türkçesi, Özbekistan Türkçesi”, vb. terimlerin kullanılması ilmî ve Türk Dünyası’nın millî menfaati bakımından büyük önem taşımaktadır. Tarihi devirlerde ve günümüzde aynı milletin yani Türk milletinin değişik budun, boylarına mensup ailelerin kurduğu bu siyasi teşekkülleri tanımanın en kolay yolu aralarındaki kültür müştereğini ortaya koymaktır.

Türk Cumhuriyetleri ve Topluluklarında tarihî devirlerden beri mevcut olan fakat işleme ve hayata geçirilesi için ilgi ve alâkayı gerektiren müşterek kültür değerlerinin tespiti araştırılması ve yaşanır hâle getirilmesi, Türk Devlet ve Toplulukları için geciktirilmemesi gereken millî ve hayatî vazifedir.

Aynı ağacın dalları konumunda bulunan Türk boy ve budunlarının çağlar boyunca nesilden nesile aktararak ortaya koydukları maddî ve manevî kültür ürünleri olan efsaneler, destanlar, halk hikayeleri, masallar, bilmeceler, ata sözü, maniler, türküler, ağıtlar, ninniler, fıkralar, gelenek-görenek v inançlar ile maddî kültür unsurları ve etnografya, kültür çevreleri esas alınarak tespit edilmeli ve karşılaştırma yapılmak suretiyle müşterekler ortaya çıkartılmalıdır. Böylece hem Türk Dünyası’nın ortak kültür paydasına ulaşılmış olacak ve hem de Türk Dünyası’ndaki kültürel değişmenin belli temeller üzerine gelişmesi yönünde önemli bir adım atılmış olacaktır.

Prof. Dr. Abdulkadir Yuvalı

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28