Dil ve EdebiyatTürk Dili

Türk Dilinde Gelinen Son Nokta

Y
arım asrı aşan bir zamandan beri, birtakım ihanet ve suni müdahaleler ve öztürkçecilik cereyanı yüzünden dilimiz, hem zenginliğini hem de güzelliğini kaybetmiş; yazı dilinden konuşma diline, imlâsından telâffuzuna büyük bir keşmekeş içerisine sürüklenmiştir. Türkçe bugün en kötü günlerini yaşamaktadır. Nüanslarla kullandığımız veya eşamlamlı (müfteradif) dediğimiz binlerce kelime yok artık. 

Bugün üniversite mezunu gençlerimizle münevver denilen Türk insanının büyük bir bölümünün kelime hazinesi üç-beş yüz kelimeyi geçmemektedir.  Aslında Türk dili, yeryüzünde mevcut diller içerisinde, en eski ve en köklü beş dilden birisi olduğu gibi, yine Türk dili dünyada en çok konuşulan beş lisandan birisidir. Türk dilindeki zenginlik, ahenk ve güzellik hiçbir dilde yoktur. Zamanla bir imparatorluk dili haline getirilen Türkçemiz bugün, bir kabile dili haline dönüştürülmüştür. 
Günümüzde gençlik ve bütün Türk milleti, radyosuyla, televizyonlarıyla, basınıyla, resmi yazışmalarıyla hatta eğitimiyle uyduruk bir dil bombardımanı altındadır. Dünün tanınmış pek çok marksist ve sosyalisti, bugün en büyük medya kuruluşlarının köprü başlarında istedikleri gibi at oynatmakta, Türk diline aykırı ve uydurma ne kadar kelime varsa, bunların hepsinin kullanımını yaygın hale getirmek için gayret sarfetmektedirler. 

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, son yıllarda dilimiz tamamen sahipsiz kalmış, sokak ve caddelerimiz anlamsız birtakım İngiliz ve Fransızca levha ve yazılarla donatılmaya başlanmıştır. 

Dün ilericilik şantajı ile yaygın hale getirilmeye çalışılan uydurma veya Türk dil kaidelerine aykırı olarak üretilen kelimeler, bugün irtica suçlamasından kurtulmak için, bizim milliyetçi ve muhafazakar olarak tanıdığımız, karşı tarafın “dindar” olarak nitelendirdiği medya tarafından da bolca kullanılmaya başlanmıştır. Bu şuursuzluğu ve şahsiyetsizliği anlamak mümkün değildir. 

Dil, bir milletin en hayati kan damarlanndan birisi, belki en önemlisidir. Dil sadece bir anlaşma vasıtası değil, kaynaşma harcı ve tefekkür dünyamızın da kaynağıdır. Dil birliğini kaybeden toplumların birlik ve beraberliklerini muhafaza etmeleri mümkün değildir. Dilin, milli kültürün ilk ve ana unsuru olarak kabul edilmesinin sebebi boşuna değildir. 

“Dili korumak ve sevmek, vatanı korumak ve sevmekle birdir” dersek asla mübalağa emiş olmayız, dilini kaybeden dinini de kaybeder. Toplum, bunun örnekleri ile doludur. 

Bu arada, tanınmış ilim ve fikir adamlarımızın dilin önemi konusundaki düşüncelerinden de örnekler vermek isterim. Bunlar sadece dille ilgili düşünceler değil, en güzel kullanılan Türkçenin de çarpıcı örnekleridir. Merhum Prof. Dr. Muharrem Ergin şöyle der:

“Dil bir milletin diğer millerden farklı olan terennümü ve konuşmasıdır. Dil bir milletin ses dünyasıdır.” 

“Dil düşüncenin aynasidir. Onun için dil bir milletin düşünce sistemini gösterir. Bir dil, onu kullanan milletin kafa yapısını, nasıl düşündüğünü, o milletin zihnen nasıl çalıştığını ortaya koyar, milli düşünce tarzını aksettirir.” 

“…Dil, milli hafızanın, milli hatıraların, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddi ve manevi değerlerin, bütün buluş, ibda ve icadların müşterek hazinesidir.” 

Ergin Hoca’ya göre dil, millet denilen cemiyetin en önemli sosyal varlığıdır. Kültürün ilk ve temel unsurudur. Kemal Tahir bir adım daha ileri giderek, dili kültürle bir tutar. 

Mehmet Kaplan Hoca da, Türkiye’nin en mühim kültür davası olarak dil davasını görür. Onu halletmeden hiçbir davayı halletmek mümkün değildir. Türkiye meselelerinin altında dil davası vardır. Ona göre de: 

“Düşünce ve duyguları nesilden nesile, insandan insana nakletme vasıtası olan dil, her türlü kültür faaliyetinin temelini teşkil eder… Milli ve ictimai tesanüt dille olur.” 

Bir milletin dilini bozdunuz mu, onun bütün kültür faaliyetlerini aksatmış, mâzi ile olan alâkalarını kesmiş, halihazırda cereyan eden fikir hareketlerini tam bir karşılık içine düşürmüş olursunuz. Dili alt üst edilmiş bir millet, kendisini yaşatan manevi kıymetlerden mahrum kaldığı gibi, ictimai bir fikir nizamını da kuramaz. Böyle bir cemiyette vazıh, derin ve ince bir ilim ve tefekkür hayatı doğamaz.” 
“Türkiye’yi, iyi niyet sahibi cahillerle, kötü niyetli, kurnaz, şarlatanlar sürekli faaliyetleri neticesi tam bir dil anarşisi içine düşürmüşlerdir.” 

Prof. Dr. Beynun Akyavaş Hanımefendi: “Dil, bir milletin mantığıdır. Dil bir milletin şarkısıdır, geçmişi, hali, gelecedir. Dil bir milletin kendisidir, derken meslektaşlarıyla aynı düşünceleri paylaşmış oluyor. 

Dil ve edebiyat konularında binlerce makalesi ve pek çok eserleriyle tanınan ve ömür boyu uydurmacılıkla mücadele eden Prof. Dr. Faruk Timurtaş Hoca da, dilin önemi konusunda şu fikirlere yer verir: 

“Düşüncenin temeli kelimeler, dolayısıyla dildir. Psikologlar, insan kelimelerle düşünür derler. Düşüncenin sağlam bir şekilde ortaya çıkması, kelime örgülerinin durumuna bağlıdır. “Bir milletin dili bozulursa kültüründe buhranlar başlar. Sanat, edebiyat ve fikir sahalarında çöküntüler meydana gelir. Kitleler birbirlerini anlamaz hale gelirler. Bir milleti içinden yıkmak için, dilinde anarşi meydana getirmek ve böylece kültürünü çökertmek, ilk başvurulan hareketlerdir. 

Kemal Tahir‘in, vefatından sonra neşredilen notlarının 3. kitabı Dil Dosyası’dır. Devlet Ana romanında kullanılmış olduğu Türkçe, kendisine T.D.K. roman ödülünü kazandırmıştır. Birtakım tezatların adamı olan Kemal Tahir, bu notlarında konuşma dilinden yazı diline, Osmanlıca’dan uydurukçaya, harf inkılabından dil inkılâbına pek çok konuda çarpıcı örnekler sergiler. Onun Notları’ndan rastgele aldığmız dil mevzuundaki şu düşünceleri iyi değerlendirilmelidir. 

“Harf inkilâbı mümkün ama, dil inkilâbı mümkün değildir.” Dikkat buyurun Kemal Tahir “devrim” demiyor. Çünkü devrimle, İnkılâb arasında dağlar kadar fark vardır. O bunun farkında ama, bizim devrimbazlar “İnkılâbı” ayırd edemeyecek kadar cahildir. “Konuşur gibi yazmak katiyyen imkânsızdir ama, giderek yazdığımız gibi konuşmamız mümkündür. Çünkü birisi gelişi güzel öğrenilir ve sonradan hususi bir gayret sarfedilmeden kullanılır. Öteki, yani yazı dili ancak kültür sahibi olmakla elde edilir. Daha ileri daha entellektüel bir hadisedir ve bütün ileri entellektükel hadiseler gibi gerinin, kabanın ve gelişi güzelin üzerindeki tesiri kati ve müsbettir.” 

“(Konuşur gibi yazalım) demenin bir başka mânâsı (bütün millet ancak benim gibi konuşsun ve yazsın!) teklifıdir.” Demek ki Kemal Tahir’e göre, konuşma diliyle, yazı dilini aynileştirmek de ayrı bir cehalet ürünüdür.

Atilla İlhan‘da bu hususta şöyle demektedir: 

“Bir kelimeyi Arapça, Farsça diye, Osmanlıca diye, dilden çıkarmak neye benzer biliyor musunuz? Adı Ahmet olan bir insanı kelime Türk değildir diye Türk vatandaşlığından çıkarmak gibi bir şey. Büyük bir saçmalık bu, başka ifadesi yok. Hatta baştan yapılmıştır. Osmanlıca kelimelerin dilimizden atılması Türkçe’yi fakirleştirmiştir. Çok vahim bir şey bu! Bu kelimeler bizim kültürümüzün kelimelir, bu kelimeler Türkçe, bu kelimeleri vatandaş her yerde kullanır…” 

Alınması gereken tedbirleri de şöyle sıralıyor: “Çare okullara Osmanlıca’nın mecburi ders olarak konulması, daha sonra da Arapça ve Farsça’nın ihtiyarî olarak okutulmasıdır. Dünümüzü bilmek ve geçmişimizi iyi değerlendirebilmek için, bu dilleri mutlaka bilmemiz lâzımdır. Eski kültür bizim kültürümüz, bu kültürü bilmek mecburiyetindeyiz. Bu kültürü bilmek için de, bu kelimeleri bilmek durumundayız.” Sorulan bir soru üzerine de, “Dilde devrim yapanlar milliyetçi falan değil. Bunların yaptığı ırkçılıktır” diyor.

Bugün Atatürkçülüğü, dillerinden bırakmayanların, Türk gençliğinin nutku aslından okuyarak anlamalarını sağlayacak tedbirleri alması gerekmez mi? Nutuk sadeleştirilerek, bir kuşa döndürülmüştür. Bu gidişle bu da kâfi gelmeyecek, onun her on-on beş yılda bir yeniden sadeleştirilmesi gerekecektir. Tabii o güzel uslup ve ifadeden eser kalmayacaktır. 

Rahmetli Prof. Dr. Necmeddin Hacıeminoğlu Hoca‘nın, dediği gibi, Türk milliyetçileri bu yıkılışın karşısına dikilmezlerse, en geç bir nesil sonra Türkiye’de Türk diliyle yazılmış ilim, fikir ve sanat eserine rastlamak mümkün olmayacaktır.

Rabi Baştürk

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9