Kafkasya - KırımMakaleler

Tatar Türkçesi, Türkiye Türkçesi İngiliz Casusu

1

981 yılıydı.
Mavi trenle Ankara’dan İstanbul’a gidiyordum. Trenin hareketinden 15-20 saniye
kadar önce bir genç adam koşarcasına gelip yanımdaki koltuğa yığıldı. Bir süre
nefesini toplamaya çalıştı. Sonra etrafını seyre koyuldu.

Ben “Kırım Mânileri” isimli bir kitap
okuyordum. Bir ara gözü elimdeki kitaba takıldı. Mâniler Kiril alfabesiyle
yazılmıştı. Merakını artırmış olmalı ki sordu:

-Afedersiniz
efendim, elinizdeki bir şiir kitabı galiba dedi. Şiiri çok severim de dikkatimi
çekti. Harfleri bir tuhaf geldi bana, ne harfleridir bu harfler?

– Kiril
harfleridir.

Yüzüme
merakla baktı.

– Hangi
millet kullanıyor bu harfleri?

– Oooo bu
alfabeyi kullananlar çok. Ruslar, Bulgarlar, Romenler, Çekler, Azeriler,
Türkmenler, Özbekler, Kazaklar, Kırgızlar, Gagavuzlar, Karaimler, Çuvaşlar,
Tâcikler, Çeçenler, Tatarlar Karakalpaklar, Uygurlar, Başkurtlar… Say
sayabildiğin kadar. Ancak bu kitap Tatar alfabesiyle basılmış. Ben bu kitabı
gecen yıl Özbekistan’a gittiğimde almıştım. İçinde Tatar manileri var.

İki dudağını
birbirine yapıştırarak bir süre başını salladı. Sonra merakla sordu:

– Siz Tatar
mısınız efendim?

– Hayır değilim!

– Peki
Tatarca’yı nereden öğrendiniz?

Yol
arkadaşımın bizim târihimizle bizim milletimizle dilimizle, çilemizle hiç ama
hiç ilgilenmediğini anladım. Onunla doğrusu biraz eğlenmek istedim:

– Ben
Tatarca’yı yeteri kadar annemden öğrendim.

– Anneniz
Tatar mı? diye sordu.

– Hayır
dedim. Biz Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinin Ağdam köyünden Türkiye’ye
göçmüş bir aileyiz. Tatar değiliz.

– Peki anneniz
Tatarca’yı nereden öğrenmiş?

– O da
annesinin annesinden öğrenmiş!

– Ha anladım
sizin anneanneniz Tatar galiba.

– Değil!
Değil! Değil!

– Peki bu
nasıl oluyor efendim? dedi. Tatar olmadığınız halde Tatarca’yı nasıl
biliyorsunuz?

– Siz
Tatar’ca bilmiyor musunuz ? diye sordum.

– Ben
Türküm, dedi. Tatar’ca bilmem

– İddia
ediyorum ki siz en az bir kaç bin kelime Tatarca biliyorsunuzdur! dedim.

– Siz beni
neredeyse Tatar dili profesörü yapacaksınız efendim dedi. Ben altı yıl
Fransızca okuduğum, yüksek tahsil yaptığım halde, şimdi saysam bildiğim
Fransızca kelime sayısı bir kaç yüzü geçmez! dedi.

– Fransızca
başka, Tatarca başka… Bakın denemesi bedava. Şimdi size bu maniler kitabının
ilk kıtasını okuyayım, bakalım ondan kaç kelime bileceksiniz, dedim ve ona şu
mâniyi okudum:

Kayadan endim bugün
Elimde altın gügüm
Erkün görkem yaremni
Ne dün gördüm ne bugün

Yüzüne bakarak
sustum. Gözleri iri iri açıldı.

– Efendim bu
bal gibi Türkçe dedi! Ben de:

– Tatarlar
da bal gibi Türktürler ve bal gibi Türkçe konuşmaktadır! dedim…

Sonra ona
Kırım Fâciasını bütün dehşetiyle anlattım. Murat Girayhan’dan, Şahin
Girayhan’dan bahsettim. Sonra 2. Katerina zamanında oynanan oyunları özetledim.
1783 yılında, Potemkin ordularının önce otuz bin sonra yirmibeşbin Kırım
Türkü’nü nasıl katlettiğini belittim. Ruslar’ın 296 yıl bizimle yaşayan Kırım
Türkleri’ni bizden nasıl kopardığını özetledim. Nihâyet 1944 yılında Stalin’in,
bütün Kırım Türkleri’ni bir gece içinde Kırım’dan nasıl sürüp çıkardıklarını
yüreğim yanarak bir bir sayıp döktüm.

Yol arkadaşım
büyük bir dikkatle ve hayretle beni dinledi ve:

– Çok
utandım efendim dedi. Çok utandım! Tarihimiz, milletimiz ve Türkçemiz üzerine
bize doğru dürüst bir şey öğretmemişler ve biz de okumamışız. Ben ki yüksek
tahsil yapmış biriyim. Çok utandım!

Bu hâdiseden
13 yıl sonra Kırım’a gittim. Bahçesaray’da Türk Ocakları bir gençlik şöleni
düzenlemişti. O şölende beni bir İngiliz gazeteciyle tanıştırdılar. İsmi Lora
idi. Lora güzel bir Türkçe ile konuşuyordu. Tokalaşırken ona çok açık bir
şekilde sordum.

– İngiltere
devleti sizi buraya casus olarak mı gönderdi Lora? Dedim. Aramızda şiddetli
münâkaşa oldu. Ve inanır mısınız üç gün sonra Lora’nın mükemmel bir İngiliz
casusu olduğu ortaya çıktı. Ah ne olurdu, Kırım’da düzenlediğimiz bir gençlik
şölenine koskoca İngiltere’nin gösterdiği büyük ilginin onda birini olsun biz
de kendi milletimize, kendi târihimize, kendi meselelerimize gösterebilseydik;
böyle utanmazdık herhalde.

Yavuz Bülent Bakiler

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28