MakalelerTürkistan

Sovyetlerin Türkleri Kültürel-Etnik Asimilasyon Politikası

T

resim

ürk Dünyasında genel olarak mevcut etnik farklılık problemlerini, bu problemlerin sebeplerini ve tahrik edenlerin niyetlerini çok iyi anlamak gerekiyor. 
Sovyetler Birliğinde “Milletler Meselesi” nasıl çözülmüştür? İleride “Alfabe ve Yazı Dili Meseleleri” başlığı altında ele alacağımız gibi, Rusya gerek Çarlık gerekse Bolşeviklik döneminde, aynı millete mensup etnik gruplar arasındaki farklılıkları sun’i olarak artırmaya çalışmış, çeşitli etnik gruplara siyasi otonomiler vermiş, lehçeleri ve şiveleri, alfabe farklılıkları yoluyla ayrı birer dil haline getirmeye gayret etmiştir. Böylece insanlar mensup oldukları boy ve/veya etnik grubu, mensup oldukları millet gibi algılamaya ifade etmeye yönlendirilmişlerdir. 
Rusya’nın bu şuurlu gayretlerine, Türklüğün her grubunda yüksek olan etnik asabiyet, aile-aşiret asabiyeti ve cehalet de eklenince, etnik farklılıklar daha 19.asır başlarından itibaren önemli çatışmalara yol açmıştır. Bugün artık beş Türkistan Cumhuriyetinin her birinde, Azerbaycan’da ve hatta maalesef Türkiye’de, etnik asabiyet, cehalet, ekonomik sıkıntılar ve komşu ülkelerle sınır problemleri, her an boy gösterecek çatışmaların sebepleri olarak kullanılabilir durumda tutulmaktadır. 
Türkistan Cumhuriyetlerinde belki birkaç nesil sürecek ciddi bir eğitimle, değişik etnik gruplara aynı milletin mensubu olduklarının, azıcık gayretle birbirlerinin dilini anlayabildiklerinin, aralarında ortak bir siyasi kimliğin oluşmasına da zemin oluşturacak güçlü ve uzun ömürlü iktisadi anlaşmalar yapmaları önemli hususlar olarak görülmelidir. BDT içinde yeni bir -Rus veya başka- inisiyatifin gelişmesini engellemek, BDT’yi eşitlerin topluluğu olarak geleceğe taşımak niyetine herkes samimiyetle bağlanmalıdır. 
Tabii bu ayrılıkların, Rus alt gruplarına uygulanmamış olması dikkatlerden kaçmalılardır. Maksat bellidir: Büyük bir Rus milleti ve etrafında küçük etnik gruplardan ibaret Sovyetler Birliğinde “Homo sovyeticus” denilen insan tipi, Rus model esas alınarak oluşturulacaktı. Sovyetler dağılma sürecine girmese idi, bu politika tutar mıydı? Cevabı zor bir sorudur. Bu politika tutmadığı için Sovyetler dağılma sürecine girmiştir şeklinde bir yorum daha mantıklı görünüyor ama, ilgili bölgelerde, anadile yönelmede, ancak sistem çöktükten sonra bir yükselme olduğu da açıktır. 
Dünyada, tarih boyunca, büyük güce sahip devletlerin büyük nüfuslarının olduğu unutulmamalıdır. O halde, Türklüğün de bir güç haline gelmesi, bütün Türk Dünyasının ortak bir kimlik etrafında birleşmesi ile mümkün olacaktır. Bunu rakiplerimiz tarih boyunca gördü. Şimdi bizler de görmek durumundayız. 
Eğitim, gelecek 25-30 yılın en önemli işidir. Çünkü, Türkistan Cumhuriyetlerinde ve Azerbaycan’da komünizmin, özellikle Stalin zamanında, diğer Sovyet Cumhuriyetlerinde olduğu gibi, insan faktörünü büyük ölçüde tahrip ettiği bir gerçektir. 
Totaliter rejim, 70 yıl boyunca, tek bir insan tipini ‘‘Homo sovyeticus’u’’ meydana getirememiştir ama, özellikle de Rusya dışındaki cumhuriyetlerde, aç, cahil ve sindirilmiş insan toplulukları ortaya çıkmıştır. Rejim, yapısı icabı, zenginleri, şehir eşrafını ve büyük toprak sahiplerini yok etmiş, böylece yatırım yapacak sermaye sahibi müteşebbislerin ortaya çıkmasını engellemiştir. 
Aydınlar arasında da, komünist rejime sadık sanatkârlar ve ilim adamları desteklenmiş, buna karşılık devlet idaresine talip, ülkeyi müstemleke olmaktan kurtarmak için mücadele eden ve hatta bu uğurda Lenin’le işbirliği yapmaktan kaçınmayan aydınlar ve siyaset adamları da Bolşevik ihtilâlin ilk yıllarından itibaren, ikinci dünya harbi sonuna kadar, vatan haini, satkın (satılmış anlamında), kapitalizmin ve/veya faşizmin işbirlikçisi, Faşist, milletçi, ajan, pantürkist, Turancı, v.s. suçlamaları ile yok edilmiştir. 
1950’li yıllara gelindiğinde bu istiklâlci zümrenin kalıntıları da işbirlikçi suçlamaları ile temizlenmiş ve geriye sadece Rus hayranı komünistlerle, yakınları gözü önünde yok edilerek sindirilmiş, yılgın zavallılar kalmıştır. Üstat Baymirza Hayıt’ın bildirdiğine göre, 1927-28 yıllarında sadece Nakşibendi tarikatından olduğu için yok edilen insan sayısı bir buçuk milyondan fazladır. 
Bütün bu baskıların sonucu, Sovyet Cumhuriyetlerinin hemen tamamında toplum, öndersiz, zenginsiz, din adamsız kalmış, idareciler inisiyatif sahibi olamamışlar, toplumlar, başsız bir vücut gibi olmuştur. Allah’tan şimdiki idarecilerin çoğu 1940-45 arasını ve öncesini şöyle böyle hatırlamakta, hatta hiç hatırlamamaktadır ama, yine de o baskı döneminden kalan yılgınlık ve psikolojik tahribat, daha bir müddet nesilden nesile âdeta genlerle intikal edecektir.

Prof. Orhan Kavuncu

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19