MakalelerTürkistan

Selçuklular Devrinde Merv Türkistan’ın İlim ve İrfan Merkezi İdi

S

resim

elçuklular, kuruluş döneminde başkent olarak Nişabur seçmelerine rağmen Merv eski önemini hiç yitirmemiştir. Hatta bu dönemde ihtişamının zirvesine ulaşmış, dahası bu devletin gelişmişliğinin de doruk noktası olarak kabul edilmiştir.
Dandanakan meydan muharebesinden (1040) sonra Merv’de yapılan merasimle Tuğrul Bey Selçuklu Devleti’nin ilk sultanı ilan edilmiştir. Daha sonra Selçuklu ülkesi üç kısma taksim edilerek yapılandırılmıştır. Serahs ve Belh şehirleri ile Gazne Merv’e bağlanarak Çağrı Bey in yönetimine verilmiştir. Çağrı Bey, Merv’i merkez yaparak, buraya yerleşmıştir.428/1036 senesi Recep ayının ilk Cuma günü Merv’de Çağrı Bey adına melik (bölge hükümdarı) olarak ak hutbe okunmuştur.Böylece Merv, Saffarîlerden sonra yeniden Horasan’ın merkezi olmuştur. 
Çağrı Bey buraya yerleştikten sonra Tuğrul Bey adına değil kendi adına para bastırmış; hatta şehirde kendi adına “meliku’l-mulûk” ünvanıyla hutbe okutmuştur. Çağrı Bey döneminde şehrin fiziki yapısında hızlı bazı değişimler yaşanmıştır. Selçuklulardan çok önce Sultan Kale’ye kayan şehrin, etrafına surların inşası bu dönemde başlamıştır. 
Keza şehrin merkezi haline gelen Macan bölgesinde bazı binalar inşa edilmiştir. Sultan Sencer’in sağlığında yaptırdığı ve “daru’l-ahire” olarak bilinen kabri ile birlikte burası daha da canlanmıştır. Muhammed b. Atsız es-Serahsî’nin mimarlığını yaptığı bu kabir günümüzde hala ayakta durmaktadır. 
Çağrı Bey Merv’i çok seviyordu. Bunun için vefat ettiğinde buraya defnedilmek istiyordu. Nitekim onun bu vasiyeti gereği Serahs’ta vefat etmiş olmasına rağmen naşı taşınıp buraya defnedilmiştir. Çağrı Bey’in vefatı ile Merv önemini kaybetmemiştir. Onun vefatından sonra da Alpaslan’ın payına düşmüştür. Alpaslan gerek bu dönemde gerekse Tuğrul Bey’in vefatı ile birlikte yerine hükümdar olunca Merv şehrine olan ilgisini sürdürmüştür. Maveraunnehr’e düzenlediği bir seferde vefat etmiş ve vasiyeti gereği burada babası Çağrı Bey’in yanına defnedilmiştir.  
Kuşkusuz Merv, Sultan Alpaslan döneminde (1072-1063) hem fiziki yapısında hem de sosyal dokusunda olumlu değişiklikler yaşamıştır. Nitekim Selçuklu tarihçilerinden Sadrettin el-Hüseyî’nin de ifade ettiği gibi Sultan Alpaslan her sene Ramazan ayı başladığında şehrin özellikle de fiziki yapısı ve kurumlarının ihtiyacında kullanılmak üzere bin dirhem ayırırdı. Keza bu meblağ kadar bir parayı da şehrin özellikle fakir fukarasına dağıtırdı.
Alpaslan’dan sonra tahta geçen Melikşah, Merv’e önem veren Selçuklu hükümdarlarından bir diğeri olmuştur. Melikşah özellikle de şehrin güvenliğine yoğunlaşmış ve Gâvur Kale’nin rabatı olarak gelişen devasa bölgenin etrafına daha önce başlanan surları tamamlamıştır.  
Selçuklularla, zaman zaman yıkıma maruz kalsa da, ihtişamının zirvesine ulaşan Merv, bu devletin muktedir 
hükümdarı Sencer döneminde yeniden başkent haline gelmiştir. Altmış yıla yakın Merv’de valilik ve hükümdarlık yapan Sultan Sencer, tabir caiz ise şehri baştan sona yeniden inşa etmiştir. Ve eşine ender rastlanan güzellikte bir şehir ortaya çıkarmıştır. Sultan Sencer’in Merv’ini Cuveyni şöyle tasvir etmiştir: 
“Merv Sultan Sencer’e başkentlik yapmıştır. Büyük küçük herkesin derdine derman aradığı bir yerdi. Horasan’ın en münbit ve en güzel topraklarına sahipti. Emniyet ve huzur kuşunun yuvası daima burada bulunurdu. Nüfusunun sayısı Nisan yağmurunun damlalarıyla boy ölçüşürdü. Havası güzeldi. Orada yaşayanların en fakiri bile zamanın padişahları ve emirleri gibi yaşardı. Kendilerini dünya fatihleriyle eş tutarlardı.”
Sencer dönemi (1097-1157) Merv için imar faaliyetlerinin en yoğun yaşandığı, adeta şehrin yeniden inşa edildiği bir dönem olmuştur. 

Moğol Vahşeti

XII. yüzyılın başındaki Moğol istilasında İslâm şehirlerinin önemli bir kısmı harabe hale getirilmiştir. Ancak bu istila hiçbir şehirde Merv kadar yıkıcı olmamıştır. O tarihlerde yaklaşık 1.000.000 kadar nüfusu bulunan şehrin yarısı Cengiz Han’ın oğlu Tulu (ö.1232) tarafından kılıçtan geçirilmiştir.
Merv’in Moğollar tarafından yıkılışını anlatan Cuveyni ilginç ayrıntılar da aktarmaktadır. Onun verdiği bilgilere göre Moğollar şehre girince halkı şehrin dışında toplamışlardır. Kadın ve çocuklar erkeklerden uzaklaştırıldıktan sonra genç kızlar süfli emellere maruz bırakılmış, zanaatkârlar ile farklı amaç için kullanmak üzere güzel kız ve oğlanlardan 400 kişi ayrıldıktan sonra kalanların tamamı kılıçtan geçirilmiştir. 
Bu katliam akşama kadar sürmüştür. Sur duvarları ve mabetler yıkılmış, yakalanan herkes öldürülmüştür. Yağma, yıkım ve öldürme işi bittikten sonra Moğol Emir Ziyauddin Ali, hayatta kalanlara şahne olarak Baybars’ı görevlendirmiştir. Bir araya toplanan bu insanlar sayılmış beş bin kişi oldukları görülmüştür. Ancak yıkıma iştirak edemeyen Moğol artçı birlikleri şehre gelip adam öldürme hakkı talep edince bir araya toplanan bu insanlar onlara teslim edilmiş ve onlar tarafından öldürülmüşlerdir.
Bu katliamdan kaçabilenler ise güneye ve batıya doğru göçmüşlerdir. Hatta o dönemlerde Anadolu’ya göçen bazı Türk kabilelerin olduğu da bilinmektedir. Dört yüz kişi civarında oldukları ifade edilen zanaatkârlar ise esir edilerek Moğolistan’a götürülmüşlerdir. Muhtemelen Moğolların Karakurum (Harhorin) şehrinin imar ve inşasında istihdam edilmişlerdir. 

Prof. Dr. Mehmet M. Söylemez

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 18