Dil ve EdebiyatTürk Dili

Salla Dur Uydurukça

M
illeti vuran darbelerden en sinsi olanı “Dil Darbesi”dir.   Bu darbe, kafamıza “fizikî” değil “kimyevî” usullerle vurulduğu için beynimizi uyuşturdu. Şimdi daha çok konuşuyor-yazıyoruz; fakat döne döne aynı maymuncukkelimeleri kullanıyoruz. Yâni, birbirinden farklı birçok mânâyı tek bir kelimeyle anlatmaya çalışıyoruz.
Meselâ TDK tarafından yok edilmek istenen “teklif” kelimesinin yerine uydurulan “öneri” yalnızca “teklif”in değil “tavsiye”nin de yerine geçti. Böyle olunca bir belirsizlik doğdu: “Sana … öneriyorum.” diyen kişi bana bir şeyi teklif mi ediyor, tavsiye mi? Her ikisi gibi veyâ ikisi de değil gibi… Belki işin içinde biraz da “telkin” var…
Uydurma kelimeler hep başka kelimelerin sırtından geçinir.  
Dilin “kepçe kuyruk”ça. 
Salla dur uydurukça…
1930’larda dilde başlatılan ve en az üç dört neslin kafasına “Dil Devrimi” adıyla sokulan hâdiseye Türk Dil Kundakçılığı (TDK) da denebilir. Bu hareket dilin direğini devirdi, beynimizi paçavraya çevirdi. Bizler her gün mîdemizi fesattan, ticâretimizi kesattan koruma derdindeyken fikir, duygu ve bilgi alışverişimiz çoktan fesâda ve kesâda uğramış vaziyette…
Türkçe bu hâldeyken zâten başka türlüsü olamaz. Çünkü bu kelimelerle düşünüyoruz ve sinsi bir tehlike karşısındayız: bozuk dil. Yâni, Konfüçyüs’ün 2500 sene öncesinden haber verdiği…
Unutturulmak istenen geçmişin her kelimesine -gûyâ Türkçe- bir karşılık bulunamayınca “götürü” usûle göre hareket edildi: 5-10 kelime yerine 1 (bir) -uydurma- kelime… Meselâ 1935’te uydurulan “kayra” kelimesi tam 9 (dokuz) kelimenin yerine oturtuldu: himmet, lûtf, atâ, atiyye, kerem, inayet, ihsan, in’am, atıfet.
Az düşünsen de fazla öt. 
Yeni Türkçe “guguk”ça. 
Salla dur uydurukça…
Türkçenin binlerce kelimesi -dilin tabiatına aykırı olarak- müthiş bir sür’atle, akılalmaz bir cür’etle, anlaşılmaz bir gayretle, korkunç bir nefretle ve bin bir hakaaretle âdetâ tekme tokat kovuldu. Bu dilin asırlardır derleyip derleyip, mühürleyip mühürleyip hazînesine kattığı binlerce kelime bizzat TDK tarafından lügatlerden çıkartıldı…
Yetmedi, bu kelimeler giderek bütün resmî metinlerden de ayıklandı. Hele ders kitaplarında ve devletin yaptığı imtihanlarda hemen hiç kullanılmaz oldu. Bâzı kelimeler kaanunla yasaklandı. Binlerce kelimeye “eski” yaftası vuruldu. Yeni nesiller bu kelimeleri neredeyse hiçbir yerde göremez, duyamaz, anlayamaz oldu…
Kısaca, DİT (Devlet İkaameli Türkçe) diyebileceğimiz bu dil, resmî müdâhale ve desteklerle ortaya çıktı. Kendi hâlinde ve yolunda giden Türkçenin gövdesine 1930’lu yıllardan îtibâren yapışarak kanını emip semiren, iliğini kemiren ve onu sürekli sömüren tufeylî (parazit) bir dil olarak bugüne geldi…
İşte dilimize pelesenk, sözümüze ölü renk, kekemeliğe denk olan ve maymuncuk gibi kullanılan DİT kelimelerine örnekler:
“açı, alan, algı, amaç, araç, aşama, atama, belge, bilinç, birey, boyut, eğitim, eleştirmek, etki, etkilemek, etkili, etkinlik, eylem, görev, görsel, ilgi, ilgilenmek, ilginç, odaklanmak, olay, olumlu, olumsuz, oluşturmak, onay, onaylamak, onur, ortam, önem, önemli, önermek, özel, özellik, saldırı, savunmak, sınav, sorumlu, sorun, söylem, süreç, toplum, uygulama, uzman, yazar, yetenek, zorunlu…”
Bunları zırt pırt kullanıyor musun? 
Konuş ve yaz “tutuk”ça 
Salla dur uydurukça…
Başka hangi dilin 50-60 sene önceki şekli, o dili bugün konuşanlar için anlaşılmaz kelimelerle doludur? Bunu soran, düşünen yok. Türkçe bu hâliyle bizi geçmişten koparıyormuş, koparsın.  Bu dille anlama-anlatma-anlaşma yolları sarpa sarıyormuş, sarsın. Yeter ki Cumhûriyet’e, Kemalizme sâdık görün; bu yolda “öz Türkçe” yaz ve konuş…  Üslûbun dalkavukça. Salla dur uydurukça…

C. Yakup Şimşek

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 15