Balkanlar - RumeliMakaleler

Osmanlılar Balkanlardan Çekilirken…

F

ransız gazeteci Jerome ve Jean Tharaud kardeşler, 1912 Balkan Savaşı sırasında, Aynaros Manastırlık Cumhuruyeti’nin başkenti Karyes’de idiler. Yunan ordusu bölgeye geliyor, Osmanlılar ise burayı terk ediyordu. Fransız gazeteciler burada yaşayan ortadoks Hristiyan ihtiyarları ve Osmanlı kaymakamından duyduklarını şöyle dile getiriyor:

“Bu akşam ihtiyarlar korosunu ateşli bir sabırsızlık sarmış. Yunan ordusu Selanik’e girdi! Donanma yakınlarda bir yerde! Yoksa gelirken Kunduriotis’in gemilerini mi gördüm? Yakında Aynaroz’a varacaklar mı? Esir dağ bugün mü yoksa yarın mı kurtarılacak? Birkaç gün içinde, birkaç saat içinde, beş yüz yıllık Türk egemenliği korkunç bir kabustan ibaret kalacak. ‘Beş asır!’ diye bağırıyor. Dini Meclis’in başkanı ve o esnada beni daha iyi ikna etmek için büyük değneğiyle yere vururken yüzü soluk pembe bir parıltıyla aydınlanıyor.

‘– Beş asırdır acı çekiyoruz! Bu kutsal toprağın, Juda ile beraber dünyanın en kutsal toprağının bir Osmanlı memurunun idaresi altında olmasının ayıbını taşıdığı beş asır! Bu Kutsal Dağ’ın Muhammed’e  haraç ödediği beş asır!.. Ama Bakire Meryem bizi korudu. İmtihan olma vaktimiz sona erdi. İslam’ın hakimiyeti bitti. Hristos Kazandı! Böyle olması gerekiyordu beyler! Ve onun gücüne bakın: Beş yüz yıl süren köleliği silmeye bir saat yetti!’

Bu düşünceyle ihtiyar keşişin yüzü bir tür vecd ile aydınlanıyor. Divanda oturan diğer yaşlılar, tasdik etmek için başlıklarını sallıyorlar ve gözlerinde parıldayan ümit ışığı bütün o yüzlere bir sarhoşluk ifadesi ve ağarmış sakallara hafif bir ahiret mutluluğu veriyor.

Hür olacaklar, bundan sonra daima azat edilmiş olacaklar! Peki ama kimden, Tanrım! Kutsal Dağ’daki varlığının bile hakaret addedildiği ve benim gidip konseyin çıkışında göreceğim meşhur Osmanlı yöneticisinden!

Ve ben, geçen gün Dulcigno kumsalında müezzinin okuduğu ezanı dinlediğim gibi burada bu kaymakamı ve daha sıradan ama onun da kendince bir asaleti olan şikayetini dinliyorum…”

Konuşmasının anlamı aşağı yukarı şöyle:

“Bakın bana. Yeteri kadar sefil miyim! Sultan’ın hâkimiyeti bu yörelerde sadece benim gibi zavallı sefiller tarafından temsil edildi! Etrafınıza bir göz atın; şu binlerce dindarı görün; manastırlarını ziyaret edin, onları bizzat kendiniz sorgulayın. Gerçekten şikayet edecekleri ne var ki? Onların kurallarına dokunduk mu, topraklarına el koyduk mu, haç çıkarmalarını yasakladık mı? Yüzyıllardır sürüp giden anayasalarında herhangi bir değişiklik yaptık mı?.. 

Batı’da hep söylenir. Türkler çok aşırı fanatiklerdir diye! İyi de hangi halk, sorarım size, hangi fatih burada yaşayan zavallı insanlara daha çok insanlık, hoşgörü ve dini müsamaha gösterdi? Bizim hukukumuz altında, Bizans imparatorlarının hukuku altındaki kadar hür, hatta daha da hür yaşadılar. Daha uzağa gitmeyelim, bizim egemenliğimiz altındayken, sizin Fransa’daki keşişlerinize, Avusturya’daki Katolik keşişlere ve şu çok Hristiyan İspanya’nın keşişlerine verdiğiniz sıkıntıdan yüz kez daha az sıkıntı çektiler… Haydi oradan mösyö! Onlar bizi arayacaklar. Yunan, Rus, Sırıp, Romen, Bulgar bütün bu keşişler birbirlerinden ölümüne nefret ediyorlar. Onları birleştiren yegane bağ, islam’a duydukları nefrettir. Biz buradan gittikten sora, birbirlerini yiyecekler. Ve bu bizim intikamımız ve haklılığımızın teyidi olacaktır, şayet buna ihtiyaç duysaydık…”

Kaymakam işte böyle söylüyor. Ve acaba haklı mı? Ama sözleri o kadar boşuna ki! O konuşuyor, ama donanma da yaklaşıyor. Mesele bu, inkar etmek mümkün değil. Ve günün birinde bugün olanın olması gerekmiyor muydu? Ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Ona, İslam’ın bu evladına, artık kabullenmek zorundasınız demek bana mı düşüyor? O ise bunu benden daha iyi biliyor. Giderken, eliyle yerden bir avuç toz alarak kalbinin üstüne götürmek tarzındaki hoş selamını veriyor.

– Elveda mösyü, gezintinizin sonunda tekrar Karyes’ten geçerken beni artık göremeyeceksiniz.

Altında bütün bir alemin sona erişinin titreşimleri duyulan bu son derece sade sözler şüphesiz insanoğlunun bu en zarif veda hareketi, yüreğimin derinine işliyor. Ve birden bu zavallı memur, mağlub olmuş, güçsüz ve boyun eğilmiş asil Türkiye’nin bir hayali gibi görünüyor gözüme…

Ondan ayrılıyorum; O bu mavi odada daha kaç sigara içecek Yukarıda beş asırdır dalgalanan İslam’ın bayrağı daha kaç saniye akşam rüzgarında titreyecek?…

Jerome ve Jean Tharaud

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28