MakalelerMedeniyetimiz

Osmanlı “Doğru İnsanlar” Yetiştirdi, Biz Neden Yetiştiremiyoruz?

İ

nsan yetiştirecek olan lüks okul, akıllı tablet, akıllı
kara tahta vs. değil, kitap ve öğretmendir. Hatırlayalım ki, Osmanlı Enderununda
bunların hiçbiri yoktur. Ama Osmanlı’nın bütün zamanlara şan veren Fatih gibi,
Yavuz gibi, Kanuni gibi padişahları, Koca Sinan gibi, Sedefkâr Mehmed Ağa gibi
mimarları, Sokollu Mehmed Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Fazıl Ahmed Paşa, Baltacı
Mehmed Paşa gibi sadrazamları; Matrakçı Nasuh, Hezarfen Ahmed, Lagari Hasan
marifet sahipleri, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, v.s. gibi âlimleri vardır…

Çünkü Şeyh Edebali, Ak Şemseddin,
Molla Gürani, Molla Zeyrek, Zembilli Ali Efendi, Ebussud Efendi v.s. gibi
hocaları vardır.

Bunları yetiştiren okulun adı da
“Enderun”dur! Yabancı eğitimcilerin
öve öve bitiremediği bu okulun temel maksadı yaygın eğitim vermek değil,
kitleleri yönetebilme maharetine sahip idareci, dillere destan eserler inşa
edecek mimar-mühendis, Fuzuli/Baki çapında şair, v.s. yetiştirmektir.

Düşünün ki ABD’de bu konuda,
350-400 civarında yüksek lisans ve doktora çalışması yapılmıştır. Amerikalı
ünlü eğitimci Andreas Kazamias: “Platon’un
‘İdealindeki okul’ dediği okul budur!”
demiş, yurttaşı Lewis Terman
(Stanford-Binet isimli zekâ testini dünyaya armağan eden eğitimci), “Öğrencilerin zekâ seviyesini ölçmek için
ilk test yönetiminin Enderun’da uygulandığını”
belirtmiştir.

Dahası var: Meselâ Fransız yazar
Brayer: “Osmanlı’nın hızlı yükseliş
sebeplerinin başında bu mektepler geliyor”
diyor.

Amerikalı Eğitimci-Psikolog John
Dewey’in, “Çocuğa Göre Eğitim İlkesi”
olarak 20. yüzyılın başında dünyaya sunduğu “Çağdaş Eğitim Metodolojisi”nin “Enderun Modeli”nden kopya olduğunu Enderun sistemini araştıran pek
çok Amerikalı uzman söylüyor.

Fransız yazar ve şair M.
Baudler, “Türk Milletinin başarılarına
şaşmamak lâzım; çünkü onlar elit kadroları nasıl yetiştireceklerini, gençleri
nasıl disipline edeceklerini biliyorlar. Bir yandan onları mükemmel insan
hâline getirirken, öte yandan kabiliyetlerine göre ödüllendirmeyi de ihmal
etmiyorlar”
diyerek “Enderun
Sistemi”
ni bütün Avrupa’ya tavsiye ediyor.

Kısacası onlar bizde arıyor, biz
onlarda arıyoruz! Tuhaf bir durum…

Mazisi bizim kadar derin bir
milletin “adam kıtlığı”na düşmesi, “ihmal” ile izah edilebilir bir durum
olmasa gerektir, ancak “inkâr” ile
izah edilebilir.

Büyük devletler kurmuş,
medeniyet inşa etmiş, her alanda ve her anlamda kendine has kurumlar oluşturmuş
bir milleti, sadece “inkâr” yokluğa
sürükleyebilir: “Red” ve “inkâr”!

Bize olan da budur: Geçmişe ait olanı reddetmek suretiyle kendimizi
köklerimizden kopardık ve Batı’yı taklitte varlık aradık. Zaten “red” ve “inkâr”ın sonu, kaçınılmaz olarak taklittir!

Taklitle gelinebilecek son
noktaya da geldik: Deniz bitti…

Yeni bir “öze dönüş”, bir bakıma “yeniden
diriliş”
hamlesine ihtiyaç var! Bu hamle de öncelikle milli eğitim ve
kültür alanında başlamalıdır.

Yavuz Bahadıroğlu

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19