KültürümüzMakaleler

Orhun’dan Tuna’ya Türklerin Yolculuğu

İ

resim

slamiyetin kabulü ile ülkeler fethetmek yerine inançları gereği ülkeleri İslam’a davet misyonundan yola çıkan atalarımız, cihad ruhunun ve zaferlerin daimî seyyal ve seyyar (akıcı ve gezen) bir ordunun varlığına bağlı olduğuna inandılar.
Oğuz Kağan’ın “Takı taluy takı müren-Kün tuğ bolgıl kök kurıkan” (Daha çok deniz daha çok ırmak-Güneş tuğumuz gökyüzü kubbemiz osun) vasiyeti doğrultusunda “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi”ni benimseyerek ordu-millet ruhunu dirilttiler. Bu coşku ile üç kıtada ayak bastığı yerlere çil çil kubbeler saçtılar. Katran dolu karanlık geceleri İslam’ın nuruyla aydınlattılar.
Girdikleri yerleri yıkarak, çıktıkları yerleri yakarak hayatları söndüren, çapul ve talan eden Haçlı sürülerine inat, ayak bastıkları yerlere ilâhi nurun feyziyle bereket ve refah hediye eden bu aziz millet, Anadolu’ya girdiklerinde bir çadır konar-göçer topluluğu olan Kayı’dan cihanşümul bir “devlet-i ebed-müddet” çıkardı.
Tarihin tabiî tekâmülü ve Cenâb-ı Bârî’nin lütfu ve ihsanı ile alplar alperene dönüşünce Orhun ve Selenga’dan başlayan bu hareket Seyhun ve Ceyhun’a uzandı. Bunu Dicle, Fırat, Tuna ve Nil nehirleri takip etti. Bu coşkun nehirler Asya, Afrika ve Avrupa topraklarında “Tevhid”e doğru akmaya başladılar.
Türklerin itici gücü üç koldan ateşlenmiştir: “Turan”, yani dünya Türk birliği ülküsü; sonra güneşin batış anını temsil eden garp ufku boyutsuzluğu olan sonsuz hedef “Kızılelma”; nihayet bu iki unsuru parantezinde birleştiren “İ’lâ-yı kelimetullâh”tır (Allah’ın ismini bütün âleme yaymak ve yüceltmek).
“Kızılelma”nın Doğu’daki akınlarının hedefi “İttihâd-ı İslam” (İslam birliğini tesis), Batı’daki hedefi ise “İ’lâ-yı kelimetullâh”tır. Bu ideal Orta Asya’dan fırlatılıp hedefi hep Batı olan kutsal bir oktur. Bu hedefin şümulünde kâinata Allahü teâlânın adını yaymak ve İslam’ın adaletini bu nimete susamış olan gayrimüslim diyarlara ulaştırmaktır.
İslamiyetin hızıyla Anadolu’nun batısına yayılan “Kayılar”, Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla Avrupa’ya akınlara başladılar. Dalgalar gibi akınlarla zulmün karanlığında boğulan insanlara İslam’ın nurunu sunmayı hedeflediler. Düğüne şenliğe gider gibi akınlara çıktılar. Yahya Kemal’in dediği gibi:
“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle.”
Tuna’dan batıya, daha batıya, “Kızılelma”ya, zulmün karanlığını aydınlatan ufka, şafağa doğru asırlarca süren bir koşudur bu…
“Gittim son diyâra ki serhaddidir yerin
Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin.”
Öyle zannolunur ki Yahya Kemal okun hâlâ düşmediği hedefi yani “Kızılelma”yı arıyordu.
Artık mukaddes cihada yönelen atalarımız ayak bastıkları toprakları mescit hâline getirdiler. Şair Bâkî’nin “Muhteşem Süleyman” için yazdığı mersiyede
“Aldın hezâr bütgedeyi mescid eyledin.
Nâkûs yerlerinde okuttun ezanları.”
(Binlerce kiliseyi mescide çevirip çan sesleri yerine ezanlar okuttun) demesi bunun açık bir delilidir.
İşte bu cihad ruhuyla yetmiş yaşını aşmış Muhteşem Süleymân, Avrupa içlerinde şehit olurken zannımca bize de bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

Prof. Dr. Osman Kemal Kayra

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19