Dil ve EdebiyatTürk Dili

“Okuma…”

T
ÜİK’in rakamlarına göre, Avrupa’da yüzde 21’lerdeki okuma oranı Türkiye’de binde bir seviyesinde. 28 Avrupa Birliği üyesinin en gerisindeyiz. Günde 6 saat televizyon seyrediyor, 3 saat internete giriyor, sadece 1 dakika kitap okuyoruz.
7 milyon nüfuslu kardeş ülke Azerbaycan’da bir baskıda en az 100 bin kitap basılıyorsa, 75 milyon nüfuslu bizde ise ortalama 3 bin adet basılıyorsa, varın kıyası siz yapın artık!
Peki Neden?
Neden okuma özürlü bir millet olduk?
Bunun cevabı aslında çok basit. 
Bize okutulan kitap evvelâ “Okuma” kitabı diye başlıyor. Biz ne ektiysek onu biçtik. Erkeklere top oynattık. Kızlara ip atlattık. “Uyu yat uyu” ile bol bol uyuttuk.
“Oku!” “adam okur, kazlar okumaz” demedik. “Yapma” “Etme” ile eğittiğimiz çocuklarımızın önüne “Okuma” kitabı koyduk. Onlar da okumuyorlar.
Orhun Kitabeleri’ne “yazıt” demişler de, neden okunacak kitaba “okut” kitabı değil de “okuma” kitabı demişler?
“İçme” suyu; işçi “bulma” kurumu; “çalışma” “konuşma”; “danışma”; “savunma” gibi örnekler saydıkça bitmez.
Türkçemiz kültürümüzün temel taşı. Zengin bir lisanımız var. Fakat bu “-ma” olumsuzluk eki, olumlu kelimelerde kullanılınca işler karışıyor.
Şuuraltında ters işlem yapıyor. Çünkü zihnimizin derinliklerine olumsuz manada yerleşen “-ma” eki, her ne kadar “olumlu” manadaki kelimelerde kullanılsa da, şuuraltı onu olumsuz olarak kabul etmiş bir kere. Nasıl kabul etmiş?
Çocuklarımıza ilk öğrettiğimiz “olumsuz ekli”, hem de emir kipindeki, dikte edici zorlayıcı “Yapma”; “Etme”; “Koşma”; “Gitme” gibi kelimelerle… Psikoloji uzmanları bu durumun kavram boyutunu, etkilerini daha iyi izah edeceklerdir.
Ufacık bir “ek”in başımıza açtıklarına bak!
Okuma-yazma ile frenlenmiş bir nesil değil; okuyan, yazan, okur-yazar (gerçi bunu da diplomasız-eğitimsiz insanlar için kullanıp, manayı tersine çevirmişler ya!) bir nesil yetişmesi isteniyorsa, bu karmaşayı dil bilimcilerin ciddi olarak ele alması, çözmesi gerekiyor…

Halil Önür

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 128