Balkanlar - RumeliMakaleler

Nobel Kazandıran Osmanlı Köprüsü: Drina

D

rina köprüsü; Sokullu Mehmet Paşa’nın doğduğu ve gençlik yıllarını geçirdiği Vişegrat’ta, Drina nehri üzerine yaptırdığı köprüdür. Mimar Sinan’ın “Tezkiret-ül-Ebniye” de kendi eserlerinde arasında saydığı, Evliya Çelebi’yi azameti karşısında hayretlere düşüren Drina Köprüsü, merhum Hakkı Ayverdi tarafından en doğru şekliyle tespit edilen kitabelerine göre 1577 yılında tamamlanmıştır.

İvo Andriç’e 1961 yılında nobel mükâfatını kazandıran romanın asıl kahramanı işte doğuyla batı dünyasını birbirine bağlayan bu muhteşem köprüdür.

Köprünün En Acı Günü

Balkan harbi ve Osman’lının Rumeli’den trajik çekilişinin anlatıldığı bölüm, romanın kısa, fakat en etkileyici kısımlarından biridir.

Osmanlı Devleti ile dört Balkan devleti arasında savaş çıktığını, dünya bu savaşın anlamını ve önemini kavramaya çalışırken Hıristiyanların zaferleriyle sonuçlandığını birbirleriyle çelişen gazete haberlerini okuyarak öğrenen Vişegradlılar, top ve silah sesi duymadan ve Kapiya’da tek baş bile kesilmeden büyük bir dönüşümü yaşamışlardır.

Olup bitenlerden habersiz bir halkın alınyazısı, sanki dünyanın bir tarafında bir yerde bir piyango çekilip savaş çıkarılarak yazılmıştır. Sırplar, hadiselerin ümit ettiklerinin ötesine geçtiğini sevinçle, Müslümanlar ise korktuklarının başlarına geldiğini acıyla öğrenmişlerdi.

 Avusturya-Macaristan ile Osmanlı Devleti arasındaki sınırı belirleyen çayın üstündeki köprüde ise bir Osmanlı zabiti bölüğüyle Avusturya tarafına geçmiş, kılıcını teatral bir jestle köprünün korkuluğuna vurup kırarak Avusturya jandarmalarına teslim olurken tepeden aşağı inen gri üniformalı Sırp piyadeleri onların yerini almıştı.

Bu, artık Avusturya, Osmanlı Devleti ve Sırbistan arasındaki sınır noktasının ortadan kalktığı anlamına geliyordu.  Düne kadar Vişegrad’ın on beş kilometre ötesinde bulunan Türk sınırı bin kilometreden fazla gerilemiş, Edirne’nin ötesinde bir yere çekilmişti. Kasabının temellerinde hissettiği şiddetli sarsıntı Drina Köprüsü’nün felaketi demekti. Çünkü tren yolu şehri Saraybosna’yla birleştirince Batı dünyasıyla ilişkisi kesilen köprünün şimdi de Doğu dünyasıyla bağları kopuvermişti.

Vişegrad’a bir gün yolunuz düşerse, Drina Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan köprünün üzerinde, eğer İvo Andriç’in romanını okuduysanız, Üsküp’ün, Selanik’in ve daha nicelerinin elden çıkışını gören “o kendi alın yazılarıyla baş başa kalmış” ihtiyarların “ah” larını son savaşta katledilen Müslüman Boşnak’ların feryatlarına karıştığını hissedeceksiniz. Ve tabii 1990’larda yaşanan iç savaş sırasında büyük hasar gören bu köprünün altından akan suların Müslüman kanıyla kızıla boyandığını…

Bosna-Hersek’teki iç savaştan sonra Sırp Cumhuriyeti sınırları içinde kalan Vişegrad’da, bir zamanlar bu coğrafyada at koşturan muhteşem fatihlerin “karada kalan su bitkileri gibi bırakılmış” torunlarından kaçı yaşıyor, bilmiyoruz.

M. Selim Gökçe

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28