MakalelerMedeniyetimiz

Müslüman Türk Devletleri Birliği

B

resim

ugün artık dünya üzerindeki ilk kültür ve medeniyet hamlelerinin en eskisi “Turâni Kavim” olan Türkler tarafından meydana getirildiği bilinmektedir. Bu konuda yerli ve yabancı pek çok ilim adamı tarafından muhtelif zamanlarda yapılmış ilmi araştırmalar ile bu durum kesinleşmiştir. Bütün bu araştırmalar sonucunda ortaya çıkan neticelere göre, Asya’da kurulan dünyanın ilk Türk medeniyetinin göz kamaştırıcı ışıklarının daha sonra dünya kıt’asına, Türklerin İslâmiyeti kabulü ve “İ’lâ-yı Kelimetullah” aşkıyla buradan yayıldığı görülmektedir. 
Vaktiyle bütün insanlığın ihyası için Türk Milleti tarafından gerçekleştirilmiş bulunan bu halis niyetli, hakikatli rü’yâ, Allah’ın (Celle Celalühü) lûtfuyla yeniden görülebilir, gönüllerde mâkes bulabilir ve insanlığın istifâdesine sunulabilir. 
İşte bu sebeple biz bu makalemizde, tarihi mâcerâ esnasında birbirinden uzak düşmüş kardeşlerin, (daha doğrusu oraya buraya savrulmuş bulunan dünkü ve bugünkü Türk devlet ve topluluklarının), tarihin bu anında aralarında gönül köprüleri kurarak yeniden birbirine yaklaşmalarını temin edici… Ve gerektiğinde ileride bir araya gelerek; “Türkiye Birleşik Devletleri”, “Birleşmiş Türk Devletleri” veya “Müslüman Türk Devletleri Birliği” adıyla bir birlik teşkil edici zemini hazırlayacak yol haritasını vermeye çalışacağız. 
Türk Dünyası’nın Hürriyet ve İstiklal Mücâdeleleri 
Bilindiği gibi Türk dünyasındaki istiklâl ve hürriyet mücadeleleri 1860’larda Türkistan ve Kafkas Türklüğü’nün Ruslar; 1867’de Doğu Türkistan Türklüğü’nün Çinliler; 1912-1913 Balkan Savaşlarıyla Balkan Türklüğü’nün Bulgarlar ve Rumenler; Batı Trakya-Kıbrıs ve Girit Türklüğü’nün Rumlar ve Yunanlılar; Hindistan Türk Sultanlığı ve Gürganiyye Devleti, Tuğluklar (1750), Afganistan (1907), Irak (Musul-Kerkük) (1918) Türklüğü’nün İngilizler; Suriye (1920) Türklüğü’nün Fransızlar tarafından istilalarıyla başlamıştır. 
1917’de Rusya’da meydana gelen Bolşevik İhtilâli ise dünya üzerindeki büyük bir Türk kitlesinin çok çetin baskı ve zulümlere planı kalmasına sebep olmuş, istiklâl ve hürriyetlerini mücadelelerini daha da kamçılamıştır.
Esasen 1991 senesinde Sovyet Rusya’nın (SSCB) dağılmasından sonra istiklalini (müstakilliğini) ilân eden Türk Cumhuriyetleri; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan resmen Birleşmiş Milletler (BM) üyesi olmuşlardır. Sovyet Rusya ile aynı kaderi paylaşan Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte ise Bosna-Hersek hemen bilâhare de Kosova (2008) istiklâlini ilân etmiş ve BM üyesi devletler safına katılmışlardır. 
Rusya Federasyonu içerisinde kalan Altay, Başkurdistan, Çuvaşistan, Gagavuz (Gökoğuz) Hakas, Saha (Yakut), Tataristan ve Tuva’dan başka Kafkasya Bölgesi’nde Çeçen-İnguş, Dağıstan, Kabarda-Balkar, Karaçay-Çerkez ile Ukrayna’ya bağlı olan Kırım (ki Rusya burayı 2014’de yeniden ilhak etmiştir) birer muhtar cumhuriyet olarak kalmışlardır. Ayrıca Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan ile Dağlık Karabağ; Gürcistan’a bağlı Abhazya-Acaristan ve Özbekistan’a bağlı Karakalpakistan muhtar cumhuriyetleri bulunmaktadır. 
Türkiye’ye Yüklenen Tarihi Sorumluluklar 
Burada kısmi olarak ifade etmeye çalıştığımız Asya ve Avrupa kıtalarının muhtelif yerlerine dağılmış olarak yaşayan Türk devlet ve topluluklarının bulunduğu “Avrasya Coğrafyası”nın Yakın geçmişinde tarihi olarak önemli bazı değişiklikler meydana gelmiştir. Yaşanan bütün bu gelişmeler Türkiye’yi yakından alâkadar etmiş ve aynı zamanda yeni bir takım tarihî sorumluluklar da yüklemiştir. 
16 Muhtar Cumhuriyet’ten Tataristan ve Çeçenistan’ın istiklallerini ila etmesi karşısında Rusya Federasyonu, Çeçenistan’a çok sert şekilde askeri müdahalede bulunarak bu cumhuriyeti adeta yerle bir etmiş ve Tataristan’a da bir takım baskı ve tehditlerle gözdağı vermiştir. Rusya Federasyonu, ilkönce Azerbaycan ve Tacikistan’da (ki bize göre Tacikistan bir Türk Cumhuriyetidir) olmak üzere diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde kendisine yakın olmayan idarecileri darbe yaptırarak devirmiş ve en son olarak yakın geçmişte Gürcistan’a (2008) resmen askeri müdahalede bulunmuştur 
Rusya’nın vaktiyle (1944) Kırım’da ve Gürcistan’ın Acara Muhtar Cumhuriyeti’ne bağlı Meshet’ de (Ahıska Türkleri) ve diğer Türk sahalarında; yakın zamanda da Azerbaycan Hocalı da ve Çeçenistan’da; Ermenistan’ın Karabağ’da ve Sırbistan’ın Bosna’da; Çin’in de Doğu Türkistan’da senelerden beri yaptığı soykırımlar hep yapanların yanına kâr kalmış ve ne yazık ki Türkiye’den başka sesini yükselten hiçbir ülke olmamıştır.
Dünya Türklüğü’nün mes’eleleri önümüzde bir dağ gibi durmaktadır. Afganitan’da (Pamir Kırgız Türkleri), Bulgaristan’da (Deliorman, Filibe, Kırcaali, Mestanlı, Varna), Çin’de (Doğu Türkistan, Kaşgar), Finlandiya’da (Kazan Türkleri), Gürcistan’da (Acara, Batum), Irak’da (Erbil, Kerkük, Musul), Kafakasya’da (Çeçenistan, Dağıstan, derbent, İnguş, Mahaçkale), İran’da (İran Azerbaycanı, Horasan, Kaşkay), Makedonya’da (Üsküp), Romanya’da (Dobruca, Baserabya), Sırbistan’da (Sancak), Suriye’de (Azez, Halep, Hama, Humus, Lazkiye, Münbiç) ve Yunanistan-Batı Trakya’da (Dedeağaç, Dimetoka, Gümülcine, İskeçe, Rodos-İstanköy) yaşayan Türkler dün olduğu gibi bugün de çeşitli baskı devam etmektedir.
Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni, 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilân etmesine rağmen, bu devleti henüz Türkiye’den başka tanıyan ülke çıkmamıştır. ABD, BM ve AB öteden beri istiklâlini ilân etmiş olan bu devleti Rumlara payanda yapmak gayreti içerisinde olmuşlardır. Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum Kesimi’ni birliğe dahil ederek adadaki çözümsüzlüğü büsbütün perçinlemiştir.
Şimdiye kadar istiklâlini ilân etmiş fakat sonradan kaybetmiş irili ufaklı bütün Türk topluluklarının, Birleşmiş Milletler çatısı altında hürriyet ve istiklâllerine kavuşmaları ve “milletler ailesinin şerefli birer üyesi” olarak tarihteki yerlerini almaları en büyük temennimizdir. 
Diğer taraftan, Avrupa Birliği (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İngiltere), ABD, Avustralya, Japonya ve Kanada’da yaşayan Türklerin bu ülkelerin iktisadî gücüne çok büyük katkılar sundukları halde hâlâ can ve mal emniyetleri teminat altında değildir. Ne yazık ki, yarım asırdan fazla bir zamandır AB ülkelerinde varlıklarını sürdüren Türklere bugüne kadar serbest dolaşım hakkı dahi tanınmamıştır. 

Ahmet Şahin

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28