MakalelerTürkistan

Kazan’ın Son Şanlı Müdafaası

Y

aptığı zulümlerle “korkunç” lakabını kazanmış olan IV. İvan (1533-84) başa geçer geçmez Kazan üzerine sefere çıktı ise de bir netice elde edemeden geri döndü. 1550’de büyük bir ordu ile yine Kazan’a hücum etti; fakat müthiş bir hezimete uğradı. Şâir Şerîfi’nin bir rapor halinde Zafer-nâme’de tesbit edip İstanbul’a gönderdiği bu zafer, Osmanlı başkentinde ve bütün Türk ülkelerinde sevinçle karşılandı.

Ertesi sene IV. İvan daha kuvvetli bir ordu ile tekrar Kazan önüne gelip şehri her tarafından kuşattı. Kazanlılar için ölüm kalım mücadelesi başlamıştı. Bu öyle bir mücadele idi ki, nesillerden nesillere göz yaşları ile nakledilecek olan büyük kahramanlıklarla dolu bir vatan müdafaası idi.

Bu şanlı müdafaayı yapanlar yalnız Kazanlılar olmamış, bütün Türk illerinden gelen gönüllüler de müdafaada yer almışlardır. Hele bunların içinde Çura ve Kolunçak adlı kahramanın destanı, bugün daha Kazakistan, Dobruca ve Eskişehir dolaylarında söylenir. Çura’nın karısı, Kolunçak’ın nişanlısı olan kızkardeşi, Kazan müdafaasına onlarla beraber gitmek isterler, istekleri reddedilince de;

“Al götür beni kahraman, al götür,
Atının yelesine koyup, al götür:
Savaşta müşkül hale düşecek olursan,
Önünde sarı bataklıklara yolunu keserse,
Arkandan düşman taburları gelirse,
O vakit azkı canını kurtarmak için,
Allaha niyaz ederek beni kurban edersin” 

diye yalvarırlar. Bütün muhasara devamınca Kazan’ın fedakâr müdâfileri, gece baskınları yaparak Rusların kullandığı Alman toplarının bir kısmını ıslatılmış keçelerle tıkayarak, bazısını çivileyerek tesirsiz hâle getirmeye çalışmışlardır.

Fakat, İvan’ın yanında çalışan İskoçyalı mühendis Butler’in Kazan’ın surları ve yolları altına barut fıçıları koydurarak surları uçurtması üzerine Ruslar, 2 Ekim 1552’de şehre girerek tüyler ürpertici katliâma girişmişlerdir. O devrin bütün kaynaklarında zikredilen bu katliâma dair, M. Khodıakov’un Kazan Hanlığı hakkında yazdığı eserden şu satırları nakille iktifâ edeceğiz:

“Zaptedilen Kazanın yerli ahalisini korkunç suretle kesmek, Rus tarihinin en ağır yapraklarını teşkil etmektedir. İsa muhibbi muhariplerin Kazanlılara karşı olan Haçlı seferi, işte bu gibi hesapsız insan kurbanları salhanesiyle son ermiştir. Kıyılan canlardan, dökülen göz yaşlarından, çekilen felâketlerden başka 2 Ekim günü birkaç nesil tarafından biriktirilmiş olan maddî servetlerin, medenî-hayatî kıymetlerinden yok edilmesini de mucip olmuştur. Bunlar muhafaza edildiği yerlerden amansızca çıkarılıp kızılmış, bozulmuş ve yok edilmiştir. Epeyce bir maharet ve san’at eseri olan kıymetli şeyler, kuyumculuk eserleri, mensucat vs. hep tahrip edilmiştir. Halkın servetine öyle dehşetli bir darbe indirilmiştir ki, bundan sonra onların belini doğrultmak pek güç olmuştur. Büyük ve mamur bir şehir asker yağmasına kurban olmuştur.”

Kazan’ın düşmesinden sonra, önünde hiçbir engel kalmayan Ruslar, 1556 sonlarına doğru Astrahan önlerine gelip şehri muhasara ettiler. Astrahan Kazan’a nisbetle daha zayıf olduğu için kısa zamanda Rusların eline düştü. Yukarıda kısaca izah edilen Rus mezalimi Astrahan’da da tekrar edildi. 

Prof. Dr. Faruk Sümer

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19