MakalelerTürkistan

İkinci Dünya Savaşında “Milli Türkistan Birlik Komitesi”nin Hizmetleri

T

resim

ürkistan, ezelden beri Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen, Uygur gibi Türkçe konuşan halkların tarihi vatanıdır. Bu yurdu Sovyet Hükümeti, “Orta Asya” olarak adlandırıp birkaç cumhuriyete böldüler. Oysa “Orta Asya” ibaresi, ne kadim Türkistan topraklarını, ne de bu fikri içine sığdırabilir. Bu, sadece coğrafi bir terim olup, bu terim hiç bir zaman Türk Halkları için Türkistan’ın adı ve “vatan” sıfatı değerini tam olarak karşılayamaz. 

19. yüzyılın yarısına gelindiğinde, Türkistan ülkesindeki devletler, Kokand ve Hive Hanlıkları, Buhara Emirliği, Rusya tarafından ele geçirilmişti. 20. yüzyılın başlarında “vatan” istiklali için oluşturulan Kokand Muhtar Hükümeti kurulduğunda, “Basmacı” damgası vurulan milli istiklal hareketi ortaya çıkmıştı ki, maalesef onların mücadelesi de acıklı bir şekilde son buldu. 

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünyanın birçok ülkesinde, muhacir Türkistanlılar tarafından vatan istiklali yolunda verilen manevi mücadele de, geçmişte o hareketlerin mantıken devamı ve ayrılmaz bir parçasıydı. Hür Türkistan yolunda dış ülkelerde teşkil olunan milli teşkilatların en önemlisi “Milli Türkistan Birlik Komitesi”nin İkinci Dünya Savaşı esnasında yürüttüğü silahlı ve siyasi mücadelesi demir perde gerisinde ezilip, inleyen mazlum Türkistan halkı bu olaylardan haberdar değildi. 
Bu sebeple, bu tarihi hâdiselerin ve şahidi olduğum, yaşadığım ve tabiatıyla bir parçası olduğum milli hareketlerin anlam ve mahiyetini hür hafızama nasıl yerleştiyse o haliyle aktarmayı bir borç bilirim. Milli Türkistan Birlik Komitesi, 1941’de kuruldu. Komite, Veli Kayyum başta olmak üzere İkinci Dünya Savaşında Almanlara esir düşen binlerce, belki yüzbinlerce Türkistanlı arasında olan tahsilli kişiler, aydınlar, doktorlar, zabitler, yâni vatan istiklalini gaye edinmiş insanların katılmasıyla ortaya çıkmıştır.  Bu teşkilatın başında Veli Kayyum ile Türkistan Milli Muhtariyeti kurucularından biri ve daha sonra başkanı olan Mustafa Çokay vardır.
Tek Gayeleri Türkistan’ın Hürriyete Kavuşmasıydı
Milli Türkistan Birlik Komitesinin kuruluşunun faşizmle hiç bir alakası yoktu. Bu hareketin rehberleri Mustafa Çokay ve Veli Kayyum, diğer arkadaşları gibi sadece Türkistan’ı tam anlamıyla hürriyete; halkın rahatça nefes alacağı bir istiklale kavuşmasını isteyen kişilerdi. Onlar herhangi bir halkla savaşmak ve onların yerlerini ele geçirmek değil, sadece kendi biricik vatanları “Ana Türkistan”ı kölelik ve zulümden kurtarma arzusuyla yanmaktaydılar. 
Paris’ten Berlin’e geçen Mustafa Çokay, Veli Kayyum ile birlikte esir düşmüş onbinlerce Türkistanlıyı  kurtarmak için kampları gezerek, Alman devletiyle anlaşmalar yaptılar. 
Türkistanlı esirler, kamplarda acınacak şartlar altında aç, susuz, üstsüz başsız halde çeşitli bulaşıcı hastalıklara duçar olmuş, ızdırap içindeydiler. Bu yetmezmiş gibi esirler fitnecilerin “Asya Yahudileri” damgasıyla, Alman düşmanı sıfatıyla ölüm cezalarına mahkum edildikleri dehşet dolu zamanlardı. 
Bu çok tehlikeli vaziyette vatandaşlarının kaderlerinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen Mustafa Çokay, onları kurtarmak için hızla işe koyulduğundan, esirler arasında yaygın olan tifo hastalığı ona da bulaştı. Millet ve vatanın asil yiğidi bu hastalıktan 1941 aralık ayının sonlarında vefat etti. Berlin’deki müslüman mezarlığına defnedildi. Cenaze töreni Veli Kayyum tarafından yerine getirildi 
Veli Kayyum, Taşkentli Kayyum Hafız’ın oğludur. 1922 yılında Türkistan aydın rehberleri tarafından Almanya’ya gönderilen 60’a yakın talebeden biridir. Almanya’ya giden bu talebelerin çoğu tahsillerini tamamladıklarında ülkelerine geri dönerler, ama onlar izzet ve ikramla değil hapis ve ölümle karşılanırlar.

Veli Kayyum “Ben Faşist Değilim”
İkinci Dünya Savaşı bittiğinde “Nürnberg Mahkemeleri” kurulmuş ve Alman ordusunun üst yöneticileri savaş suçluları olarak bu mahkeme kararları ile kimi ölüme, kimi de ömür boyu hapse mahkum edilmişlerdi. Bunların arasında Veli Kayyum da vardı. Mahkemede kendisine yöneltilen faşistlerle işbirliği içinde silahlı mücadeleye katılma gibi suçlamalara karşı kendisini şöyle savunmuştu:
“Ben Almanlarla işbirliği içinde olduysam, bu vatanım Türkistan için yapılan bir hareketti. Çünkü benim vatanım yıllardır Sovyetlerin korkunç zulmü altında ezilmekte. Ülkemin istiklali ancak Sovyetlerin mağlubiyeti sonucunda elde edilebilirdi. Onun için iyi bir niyetle bu işe giriştim. Ben faşist değilim, çünkü kimseye zulm etmedim. Ben yalnız vatanım hür olsun diye mücadele eden bir insanım. Biz sadece doğu cephelerinde savaşa katıldık, batı cephelerinde bulunmadık…”
Mahkemedeki savcılardan üçü (ABD, İngiltere, Fransa) bu savunmayı kabul ederken, Sovyet temsilcisi, Veli Kayyum’u kendilerine teslim edilip asılmasını talep etti. Ama diğer savcılar bu talebi doğru bulmayarak, Veli Kayyum’u batılıların elindeki hapishaneye gönderdiler. 
Bu adil bir karardı. Eğer Veli Kayyum faşist olsa bu mahkemeden kurtulamazdı. Nihayet, 1947 yılında hapisten çıkan Veli Kayyum, Komite faaliyetlerini yeniden yürütmeye ve “Milli Türkistan” dergisini neşretmeye başladı.

Bu dergi ilk defa bana 1950’lerde ulaştı. Bu komitenin faaliyetlerini öğrenir öğrenmez çoktan arzuladığım bir şeyi bulduğumu hissettim. Hemen mektup yazıp Veli Kayyum’a ulaşmaya çalıştım. Benim için, onların “Türkistan’ın milli istiklali için mücadele eden” sözleri yeterliydi. Çünkü vatan hasreti kalbimin ateşini yakmaktaydı. Derhal Suudi Arabistan’daki dostlarımı toplayıp, komiteyle birlikte çalışma kararı aldık. Komite faaliyetlerine destek vermek için toplantılar düzenledik.  Bizim bu çabalarımıza annelerimiz, hanımlarımız ve kızlarımız ziynetlerini toplayıp bize vererek katıldılar.  Maalesef İkinci Dünya Savaşı Rusya’nın lehine döndü. Ana yurdun istiklali için seferber olan Türkistan halkının hedefe ulaşması yarım asır daha gecikti. 
Savaş bittiğinde, Almanlara esir düşen askerleri kendi yurtlarına teslim etme işi başladı. Milli Türkistan Birlik Komitesi o ağır günlerde Türkistanlı esirleri Rus hükümetine teslim ettirmemek için bütün imkanları zorladı. Bunun için Amerika, İngiltere ve Fransa gibi ülkelere müracaat edildi. Bu müracaatlarda “Türkistanlıları Sovyetlere teslim etmeyin, aksi halde Rus hükümeti onları ölüme mahkum edecek veya Sibirya hapishanelerinde çürütecek, yurttaşlarımızı Ruslara teslim etmeyin” denmekteydi.
O zaman Veli Kayyum tutuklamıştı. Rehbersiz kalan esir Türkistanlıların bir kısmı Sovyet zulmünden kurtulmak için, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkelere sığındılar. Esir yurttaşlarımız arasında Sovyetlere teslim edilmemek için canına kıyanlar da oldu.

Maalesef, 1945 yılında imzalanan Yalta Anlaşmasına göre esirlerin büyük kısmı  Rus hükümetine teslim edildi. Böylece esirlerin çoğu ya Ruslar tarafından öldürüldü veya hayatının sonuna kadar  Sibirya hapishanelerinde tutuldu.
Kaynak: Türkistan İstiklal Yolunda Hicret Yılları- Zuhriddin Mirza Abid Türkistanî

Zuhriddin Mirza Abid Türkistanî

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17