Kafkasya - KırımMakaleler

Gunip Destanı

E

skişehir’in merkeze bağlı Ağapınar Köyü’nde doğan Mustafa Butlay aslen Dağıstan’lı muhacir bir ailedendir. Galatasaray ve Darüşşefaka liselerinde edebiyat öğretmenliği yaparken 1920 yılında bir heyetle Kuzey Kafkaya’ya gitti. Şeyh Şamil’in teslim olduğu Gunip’i ziyaret etti. Buradaki duygularını aşağıda okuyacaksınız. Editör
_________

Yılankavi bir yolu takip ederek, Gunip dağı’na çıkıyoruz. Şimdi üzerinde yürüdüğümüz bu şoseye lanet ediyoruz. Çünkü bu yolda kanlı ve zehirli Rus istilasının izleri vardır.
Etrafımızda çağlayan suları, buralarda ağlamış anaların ve yetimlerin hâlâ dinmemiş olan gözyaşları gibi görüyor ve o suların etrafında akisler yapan düşüş seslerini, o anaların hâlâ susmamış olan ah u figanı gibi işitiyorum. Sanki susmuş ve dinmiş tabiatın bütün unsurları canlanmış; dillenmiş, bana 1854 ve 1864’ün kahramanlıklarının acı olaylarını anlatıyor ve o tarihlerin hüzünlü ağıtlarını okuyorlardı.
Bu düşünceler altında ben, o yolların feryad u figanlarına ve kanlı facialarına karışmıştım. Kendi kendime şöyle düşünüyordum:
Doğuda Gunip, batıda Hotz ve Ahçip!.. Bunlar Kafkas tarihinin kara ve kanlı sayfalarını teşkil ederler. İşte bu üç isim karşısında titremeyecek ve kalbinde bu yerler için hâlâ kanayan bir yaranın sızısını duymayacak olan bir Kafkasyalı yoktur. 
Gunip, Hotz ve Ahçip… Bu üç yer Kafkasyalıların umut ve bağımsızlıklarının gömüldüğü birer mezardır. Kafkasyalılar, bu yerlerde hürriyet ve istiklalleri için ölmüşler ve ölümün her çeşidinin kucağına hasretle atılmışlardır. Analar ve babalar, yalnız birbirleri ile değil, evlatları ile kucaklaşarak hep beraber ölmüşler, böylece hürriyet ve istiklallerinden mahrum, bedbaht ve hor görülen bir nesil bırakmak istememişlerdir!…
Böyle düşünüp yürürken, en son boğuşma ve boğazlaşmanın cereyan ettiği bir yer olan Gunip Kasabası’nı yakından gördüm. İşte o zaman 60 yılın bütün perdeleri gözümün önünden sıyrıldı ve o boğuşmalar tekrar canlandı. Şimdi mücahidlerin, tüfek, kama, kılıç veya ele geçirdikleri taş ve sopa ile düşmanlarının üzerine atıldıklarını görür gibi oluyordum. 
Düşmana karşı nasıl diş ve tırnakla boğuştukları, boğuşarak nasıl yerlere serildikleri, kin ve intikam ateşi saçan nazarlarını, nasıl düşmanın suratına fırlattıkları sonra da son aşk ve özlemlerini ifade için bu nazarlarını vatanlarının semasına nasıl çevirdiklerini ve nihayet son yaş damlaları ile nurlanmış olan gözlerini nasıl kapadıkları, gözümün önünde hüzünlü bir panorama gibi geçiyordu…
Mazinin bu manzarası, gözümün önünde, düşüncemin önünde o kadar canlı bir surette dikilmişti ki, ben şimdi Gunip’i hali hazırı ile değil fakat o zamanki kanlı ve elemli çehresiyle görüyor ve bu çehre karşısında kendimden geçmiş bir durumda bulunuyordum. 
Bundan dolayı, yanımdakilerin bana yönelttikleri sözleri duymuyor, bizi selamlamak için koşuşan ve bağrışan insan kitlelerini görmüyordum. Birdenbire yolun kenarında, büyük bir kaya üzerinde “Şirvanskaya Roto” yazısını gördüm. Bu yazı Şirvan Alayı’nın buradan geçtiğini hatırlatan bir levha idi. Bunu gördüğüm zaman büsbütün sarsıldım. Sanki kalbime zehirli bir hançer saplanmıştı. Ben bunun acısı ile kıvranırken, kale kapısından içeriye girdik. 
Burada bizi karşılamak için atılan top seslerinin gürültüsü ve şamatası ile kendime geldiğim zaman, beni içtenlikle selamlayan büyük bir insan kitlesi gördüm. Fakat ben bir şey anlayabilecek halde değildim. Yalnız gözlerimden bol ve ateşli yaşlar akmaya başlamıştı. 
Halk vaziyetimi anladı ve bana aynı üzüntülü durumda arkadaşlık ve yoldaşlık etti. Hep bakıştık, ağlaştık ve ayrıldık…
Binlerce şehidin kanlarının ve kemiklerinin bulunduğu bu topraklar üzerinde Çar II. Alexandr’ın sarayında idik. O Alexandr ki, 1864’te bir Rus milletine bağımsızlık belgesi dağıtırken, diğer taraftan istilası tamamlanmış olan mübarek Kafkasya’nın bedbaht ve başı aşağıya düşmüş halkının yok olmasını ve kovulmasını emrediyordu!..
İşte bu adam Ruslarca ve bütün dünyaca hürriyetsever imparator namıyla takdir ediliyor, alkışlanıyordu.
Batı hürriyetseverliği bu kadar ters ve anlamsız; hürriyetseverler de bu kadar aldatıcı ve insafsızdırlar!…

Mustafa Butbay

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 18