Dil ve EdebiyatTürk Dili

Eski Türkçe Bilirim

1

978 yılı Ekim ayında Arnavutluk İlimler Akademisi’nin davetlisi olarak 3. Millî Folklor Festivali’ne katıldım. Festival, Arnavutluk’un güneyindeki güzel ve târihî karakteri muhafaza edilmiş Girokastra şehrinin kalesinde bir hafta müddetle devam etti. 

   Devlet ve millet birlik ve beraberliği ile bilgi, şevk ve organizasyon harmonisi içinde gerçekleştirilen bu dört başı mâmur festivalde Folklor Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Zihni Sako ile gayretli arkadaşlarının büyük payını unutmamak lâzımdır.

   Seyahatimiz, an’anevî Arnavut misafirperverliğinin inceliği içinde bir rüya gibi geçti. Girokastra’ya vardığımızda, şehrin meydanlarına taşan coşkun mahallî müzik ve dans gösterileri sırasında adı geçen Enstitünün ikinci Başkanı Mustafa Beğ beni Kosova’dan gelen bir Arnavut kızı ile tanıştırdı.

  Bu sevimli, elmacık kemikleri çıkık zeki kızın babası İstanbul’da yaşıyordu. Kendisi Fen ve Tıp öğrenimi görmüştü. Türkçe bilip bilmediğini sordum. Bana âdeta mahcubiyetle, Rumeli şivesiyle “Eski Türkçe bilirim, radyo, televizyon Türkçe bilmem” dedi. Ona; “Ben de eski Türkçeyi biliyorum, merak etme, seninle anlaşırız “ deyince adetâ ferahlık duydu, yüzü aydınlandı!

   Arnavutlar, festival günlerine mahsus olmak üzere dış ülkelerden gelen misafirleri için Saranda Otelini ayırtmışlardı. Saranda, İyon Denizi kıyısında, Korfu adası karşısında bizim Ayvalık’ı hatırlatan sakin bir sahil kasabasıdır. Biz festival boyunca her akşam Girokastra’ya takriben 50 km. mesafedeki bu kasabaya gidip geliyorduk.

   Bir sabah otelin terasında Akademinin değerli başkanı tarihçi Prof. Alex Buda ve hanımı ile Türk kahvesi içerken bize dağıtılan festival programlarının müzik metinlerinde birçok Türkçe kelimeye rastladığımı ve husûsiyle “Gurbet” ve “Sevda”nın dikkatimi çektiğini söyledim. Arnavut kadınlarının mükemmel bir temsilcisi olan Bayan Buda: “Sevda ne demek, dilimizde ve türkülerimizde ‘Kara sevda’ bile var.” dedi.

  Uzun asırlar kader birliği ettiğimiz Arnavutların Türkçemizin soylu kelimelerini isimlerinde, yemeklerinde, âdet ve an’anelerinde devam ettirdiklerini görmenin sevincini yaşarken; Türk Radyo ve Televizyonu vasıtasıyla 45 milyona ve dış Türk Boylarını hesaba katarsak daha çok insana siyah kargalar halinde geçit resmi yaptırılan, Türk Dil ve Tarih şuuru ile ilgisiz, köksüz   papağan  dilini:   “zorunlu, nedenli, sevecenli, anımsamalı, mantıksallı, olasılıklı…” argoyu esefle hatırladım.

Prof. Dr. Şükrü Elçin

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 10