Kafkasya - KırımMakaleler

Esir Türkler Ve “Karanfil”

1

978 yılıydı; lisede tarih
dersinde hanım tarih öğretmenimiz büyükçe bir dünya haritasını karatahtanın
önüne açmış ve “Bana bu haritada
Azerbaycan’ın yerini gösterecek olan var mı?”
diye sormuştu. Sınıfta sadece
iki öğrencinin parmağının kalktığını görünce acı acı gülümseyen öğretmen “yazık” demişti sadece… “Yazık!”

Ondan bir yıl öncesinde, 1977’de,
o fırtınalar koparan “Güneş Ne Zaman
Doğacak”
filmine gitmiş ve iki karakter nezdinde, ülkemize sığınan
Azerbaycanlı soydaşlarımızın Sovyetlere iadesini üzüntü ve öfke içinde
seyretmiştik.

Yine 12 Eylül 1980 darbesinden
önceki dönemde, duvarlara asılan “Esir
Türklere Hürriyet”
afişlerinde, o demir parmaklık arkasındaki temsilî
soydaşımızın yüzünden yansıyan hüznü ve acıyı görüp “Aa, Türkiye dışında da Türkler mi varmış!” diye şaşırıp kalanlara,
sınırlı da olsa bilgimiz dâhilinde, milyonlarca soydaşımızın Sovyet, Çin ve
Bulgar emperyalizmi ve mezalimi altında bulunduğunu anlatmaya çalışırdık.

“Esir-Dış Türkler” meselesinin bu kabataslak tarihçesini vermekteki
maksadım, emekli General Osman Gazi Kandemir’in “Karanfil”adlı romanı için yapacağım
tahlilin daha iyi anlaşılabilmesine matuftur.

Bilhassa tarihî ya da dönem
romanları, ele aldığı o tarihî olayın-şahsiyetlerin ya da belirli bir dönemin
daha sarih ve iyi anlaşılabilmesi açısından önemli bir rol taşırlar. Kuru ve
kalıplaşmış cümlelerle bezeli ders kitaplarıyla başarılamayan “tarih öğretimi”, bir roman ve/veya
film aracılığıyla çok daha tesirli şekilde gerçekleştirebilir. Son yıllarda
insanlarımızın tarihe ve geçmişimize ilgi duymasının bir sebebi de televizyon
dizileri, sinema filmleri ve tarihî romanlar değil midir?

Ciddi Bir Roman: Karanfil…

Bu çerçeveden hareketle, Osman
Gazi Kandemir’in “Karanfil” adlı
romanı, ele aldığı dönem ve konu itibariyle, üzerinde özellikle durulması
gereken bir eser. Her ne kadar konu Nahçıvan ağırlıklı olmak üzere
Azerbaycan’da geçiyor ve 3-4 aylık bir dönemi ele alıyorsa da, roman boyunca
tarihe yapılan yoluculuklarda ve geri dönüşlerde Türkiye’nin ve Türk
karakterlerin sık sık vurgulanması ve hepsi bir yana, Türkiye’nin bir asır
boyunca Azerbaycan’la münasebet içinde bulunuyor olması sebebiyle, “Karanfil”, “biz”e de ait bir tarihî roman olma niteliği kazanıyor.

1991’de Sovyetlerin dağılması ve
Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasından bir yıl sonra Ermenistan’a bağlı
silahlı birliklerin Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasını basıp,
çoluk-çocuk, genç-yaşlı ayırımı yapmadan (resmî rakamlara göre) 613 sivili
katletmesi, Türkiye’de de büyük infial ve öfkeye yol açmıştı.

Roman, bu katliamdan kısa bir
süre sonra, yüzbaşı iken ordudan firar eden ve kaçak olarak market işiyle
uğraşan Seyfi’nin İstanbul’dan kalkıp Nahçıvan’a gitmesiyle başlıyor. Kendisi
önceden seçilmiş, takibe alınmış, uygun biri olduğuna kanaat getirildikten
sonra “bize yardım et” ricası ve
teklifiyle ikna edilmiştir. İstanbul’da iken kulağına fısıldanan “Kafkas İslam Ordusu”nun ne olduğu
merakı da eklenince, bu göreve talip olmuş; gizli yollardan Nahçıvan’a
gelmiştir. Burada, rüyalarına da giren aksakal Mirza Bey, onun torunu Reyhan ve
kaldığı evdeki diğer kişilerle tanışır; kaynaşır ve Bakü’ye gidip gençlere
askerî eğitim vermek için uygun zamanı bekler.

Geçen süre içinde, bulunduğu
kasabada gerek hâlâ etkisini sürdüren KGB uzantılarına, gerek iç hainlere
yönelik kararlı davranışlarıyla adından söz ettirmeye başlar. Bir süre dağlara
çekilen Seyfi, yanına aldığı gözü pek birkaç gençle Laçin’de Ermeni askerlere
karşı eylemler düzenler.

Nihayetinde Ebulfez Elçibey’in
Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Bakü’ye geçer; dört bir yandan gelen gençlere
askerî eğitim verir. Fakat Azerbaycan’da iç siyasetteki kaos ve belirsizlikler;
öte yandan da Rusya’nın nüfuzu ve baskısı devam edince Seyfi’ye ülke dışına
çıkması bir nevi dayatılır. Ya Türkiye’ye ya da Kırgızistan’a gidecektir. Onun
niyeti Kırgızistan’a gitmek, kaldığı işe devam etmek ve günü geldiğinde de
Azerbaycan’a geri dönmektir. Peki, bunu gerçekleştirebilecek midir?

Evet, ana hatlarıyla muhtevası bu
olan “Karanfil”; konusu, kurgusu,
örgüsü ve kahramanları itibariyle dört dörtlük bir “macera-aksiyon” romanı. Üstelik tek taraflı da olsa tutkulu bir
aşk’ın da yer aldığı bir roman… Akıcı bir üslup, güzel bir dil ve dozu iyi
ayarlanmış bir gerilim eşliğinde bir çırpıda okunuveren bir roman… Sadece bu
unsurlar itibariyle bile, güzel bir roman olarak, okunmayı hak ediyor “Karanfil”… Lâkin bu vasfıyla yetinmek
eksik ve haksızlık olacaktır; çünkü bu roman, içindeki bilgiler ve mesajlar
açısından da ayrı bir kıymet kazanıyor.

Yıllarca yaptığı askerlik mesleğinin ardından, bir kenara
çekilip “emeklilik” rehavetine ve
tembelliğine düşmeyen; bir sorumluluk hissiyle böylesi romanlar yazan emekli General  Osman Gazi Kandemir’i, öncelikle bu
cesaretinden ve teşebbüsünden ötürü kutlamak gerekiyor. Zaten kısır ve güdük
olan roman sahamıza Osman Gazi Kandemir gibi kalemlerin giriyor olması,
geleceğe dönük ümitlerimizi ve beklentilerimizi bir kat daha arttırıyor.
Hülâsa: “Karanfil”, okunması ve
kitaplığımızda yer alması elzem bir roman…

Kaynak: Türkyurdu
Dergisi

Adnan Şenel

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 18