Kafkasya - KırımMakaleler

Doğu Türkistanlılar ve İkinci Boraltan Faciası

T

ayland mülteci kampındaki Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz Çin’e iade edilirlerse, “İkinci Boraltan Faciasının” yaşanacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Bilmeyenler için “Boraltan Faciası” nedir hatırlayalım.

Stalin zulmünden Türkiye’ye sığınan Azeri Müslümanları, geri Stalin’e teslim eden İsmet İnönü’nün, İslâm âlemini yasa boğan ünlü zaferidir.

Acı hadiseyi Prof. Dr. İsa Kayacan’ın anlatımından özetleyelim.

“Boraltan Faciası, dünya Türklüğün hafızalarında kapanması zor yaralar açmış bir faciadır. Bu facianın yaşandığı yıllar, Milli Şef İsmet İnönü dönemidir.

Olay, İkinci Dünya Savaşı sırasında Stalin yönetiminin acımasız baskılarına dayanamayan bir grup Azeri Türk’ün, “öz kardeş” saydıkları Türkiye’ye sığınmaya karar verip yola çıkmasıyla başlıyor.

Orada uğradıkları baskınlar sebebiyle arkaları sıra mezar taşlarından izler bırakarak, nihayet Aras Nehri’nin üzerinde bulunan Boraltan Köprüsü’nü (Iğdır) geçiyorlar ve Türk sınır karakoluna sığınıyorlar.

Artık kurtulduklarını, özgürlüğe kavuştuklarını düşünen 146 Azeri Türk’ü, başta Karakol Komutanı olmak üzere Mehmetçikler Azeri kardeşlerini bağırlarına basıyor, ekmeklerini bölüşüyor, yataklarını ikram ediyorlar. 146 soydaşın hayatlarını kurtardıklarını düşünerek onlar da mutlu oluyor.

Sevinmekte acele ettikleri kısa bir süre sonra anlaşılıyor. Zira karakol komutanının üstlerine yazdığı mektuba gelen şifreli cevap, tamı tamına bir “kara haber”dir: “Karakolunuza sığınan Azerileri derhal Sovyet yetkililerine teslim edin!”

Komutan bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünüyor. İnsan, öldürüleceğini bile bile kardeşini düşmana teslim eder mi? Buna vicdan dayanabilir mi?

Daha tafsilatlı olarak durumu bir kez daha bildiriyor, fakat gelen cevap aynıdır:

“Derhal teslim edin!” Hâlâ inanamıyorlar. Ama Ankara’nın emri kesindir.

Karakol komutanının ve karakoldaki askerlerin tüm itirazları, Azerilerin tüm yalvarışları, Ankara’daki sağır sultanları yumuşatamıyor:

– “Derhal teslim edin, yoksa vatana ihanetle yargılanacaksınız.” Hangisi“vatana ihanet” acaba? Mazlum insanları ölüme göndermek mi, yoksa göndermemek mi?

Azerilerin lideri karakol komutanına yalvarıyor:

– “Bizi siz kurşuna dizin, ama Moskof’a teslim etmeyin. Öleceksek, ay yıldızlı bayrağımızın dalgalandığı Anadolu topraklarında ölelim.”

Komutan ağlıyor, askerler ağlıyor, Azeriler ağlıyor. Ankara’daki yöneticiler ise Stalin’le aralarında bir pürüz olmaması için soydaşlarını kurban etmeye çoktan karar vermişlerdir.

Kendisine “Milli Şef” dedirten ve “Milli kahraman” ilân ettiren İnönü ise şöyle buyurmuştur:

– “Sovyetler Birliği ile aramızda bir pürüz istemiyorum. Bir daha böyle küçük meselelerle beni meşgul etmeyin.”

Hiçbir şey Ankara’yı kararından döndüremiyor. “Bizi siz kurşuna dizin” diye yalvararak ağlayan 146 Azeri, gözyaşları içinde Kızılordu görevlilerine teslim ediliyor.

Boraltan Köprüsü’nün bir ucu Türk toprağında, bir ucu Sovyet toprağındadır. Azeri kafilesi, Boraltan Köprüsü’nü yarıladıkları sırada, karşıdan yaylım ateşine tutuluyorlar.

Çoğunun son sözleri, “Yaşasın Türkiye” oluyor ve hepsi ölüyor.

Hüseyin Öztürk

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19