MakalelerTürkistan

Doğu Türkistan

Ş

imdi Çinliler’in “Şincang” (Sinkiang), yani “yeni kazanılmış toprak” adını verdikleri Doğu Türkistan, bütün Türklüğün “ata-yurdu” olup Orta Asya’nın en verimli toprak parçasıdır. Doğu Türkistan, iki milyon metrekare genişliğinde, üzerinde Hun, Gök Türk, Karahanlı, Uygur, Timur imparatorluklarının kurulduğu; büyük

Türk kültür ve medeniyetinin yoğrulduğu ve şu anda bağrında otuz milyon Müslüman-Türk’ü barındıran mukaddes bir Türk yurdudur. Türk Âleminin medar-ı iftiharı olan nice Türk büyüğü, ilim ve fikir adamı burada yetişmiştir. “Divan-ı Lügat-üt Türk” kitabının yazarı Kaşgarlı Mahmud, “Kutadgu Bilig”in yazarı Yusuf Has Hacib, ilk Müslüman-Türk Hakanı Abdülkerim Satuk Buğra Han ve Daha niceleri ile birlikte Doğu Türkistanlı’dırlar.

Tarih boyunca sık sık Çin istilâsına maruz kalan Doğu Türkistan, her şeye rağmen istiklâlini koruyarak bugünlere gelebilmiştir. 19. asrın sonlarına doğru (1863’te), Yakup Han adındaki bir Türk büyüğü, Çinlileri, Doğu Türkistan’dan kovmuş ve “Kaşgar Emareti” adı ile Doğu Türkistan devletini yeniden kurmuştu. Ancak, esefle belirtelim ki, bu devlet 15 yıl yaşamış, 1877 yılında 1933 yılında, Çin esaretine karşı büyük bir ayaklanma gerçekleştirilmiş ve merkezi Kaşgar olmak üzere, “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” kurulmuştu. Fakat, ne yazık ki, Türklüğün tarihî düşmanları olan Çinliler ile Ruslar elele vererek kısa sürede bu cumhuriyeti yıkmışlardır. Oysa, bu cumhuriyet, binlerce Müslüman-Türk’ün kanı pahasına kurulmuştu.
İkinci Dünya Savaşı’nda yorgun ve bitkin duruma gelen Kızıl Rusya’nın bu zaafından istifade ederek doğu Türkistanlılar, 1944 yılında tekrar cumhuriyetlerini kurmak için ayaklandılar ve aynı yıl “İli” merkez olmak üzere, “Doğu Türkistan Cumhuriyetini” yeniden kurdular. Fakat ne acıdır ki, bu genç cumhuriyet de 1949 yılında Çin ve Rus işbirliği ile tekrar yıkıldı. O günden beri, Doğu Türkistan Kızıl Çin’in barbar, vahşi ve insafsız istilâsı altında yaşamaktadır. 
Şu anda Doğu Türkistan Çin’in, Batı Türkistan ise kızıl moskofun çizmeleri altında bulunmaktadır. Bilhassa Mao ve Stalin dönemlerinde, kızıl Çin’in ve kızıl Rusya’nın esaretinde bulunan Müslüman-Türk çocukları akıl almaz işkencelere ve zulûmlere maruz kalmışlardır. Daha sonra, “şiddetin şiddet doğurduğunu” idrak eden komünist idareciler, “esir Türklük âlemi” üzerindeki metodlarını değiştirmiş, aynı hedefe, daha esnek ve daha yumuşak yollarla ulaşabileceklerine inanarak sinsi ve kahpe usuller geliştirmişlerdir. Yani, önceleri, bugün Kızıl Bulgaristan’ın “esir Türklüğe” reva gördüğü muameleyi tatbik eden komünist idareciler, şimdi daha “akıllıca” (!) hareket etmektedirler. Onlar, şimdi “Esir Türklüğü” eritmek için az tehlikeli olan uzun vâdeli metodları denemektedirler. Esefle belirtelim ki, bu metodlar, çok tehlikeli olmakta ve düşmanların başarı şansını arttırmaktadır.

Seyyid Ahmet Arvasi

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17