Dil ve EdebiyatTürk Dili

Dilimizden Atılan ve Doğu Türkistan’da Hâlâ Kullanılan Kelimeler

D

il üzerindeki görüşler belirtilirken bugün atılmakta olan ve halkın diline mâlolmuş Arapça ve Farsça kelimelerin tümüyle ve aynen Türkiye dışındaki bütün Müslüman Türklerin diline de girmiş olmasının üzerinde durmak gerekir. Bütün Türk ülkelerinde aynı zamanda sahneye çıkan bu durumu bir tesadüfe değil, dilin hızlı bir gelişme dönemine girmiş olmasına, yapı özelliklerine ve hıza ayak uyduramaması sebebiyle ithal ihtiyacının doğmasına bağlamak icabeder.

   Nitekim Türk dili, kapılarını bu yabancı kelimelere açarken tabii seyri gereği ölenlerin dışında hiçbir kelimesini atmamıştır. O halde bu hadise şimdi yapılmakta olanın tersine bir dil değiştirme ya da tasfiye hareketi olmayıp dili zenginleştirmiş ve daha geniş halk kitlelerinin birbiriyle anlaşmasını sağlamıştır. İşte bu suretledir ki biz Uygurlar ve Uygurlar da bizi anlayabilmektedir.

  Dilimizden atılmakta olan kelimelerin bugün Doğu Türkistan’ da bile kullanılmakta olduğunu, Çin Halk Cumhuriyetinde Uygurca olarak ve Latin harfleriyle çıkarılan Resimli Halk Jurnali’ nden öğrenmek mümkündür. Örnek olarak bu derginin 3. numarasından şu kelimeleri verebiliriz:

  “Hakimiyet, vatan, vilayet, kaza, nahiye, şehir, medeniyet,alaka, mesela, hikaye, ilham, lazım, vazife, tasvir, nihayet, selamet, müddet, ahval, cemi, tebrik, devam, ömür, iktisadi, içtimai, inkilab, cihet, mektep, cemiyet, ameli, bazı, tercüme, münasip, muhafaza, mesul, iradi, rehber, münevver.”

  Bunlar ve bunlar gibi kelimeler Batı ve Doğu Türkistan, Azerbaycan ve Irak Türkçesinden çıkarıldığında geriye saf eski Türkçe kalır ki o zaman da anlaşmamız mümkün olmaz. Başka türlü ifade etmek gerekirse Anadolu halk Tükçesine girmiş ve Türk dünyasının kültür bağı olan bu kelimelerin kökünün kazınması durumunda ne gelecek kuşaklar dış Türkleri ve ne de dış Türkler, Anadoludakilerini anlayacaklardır.

  Bir dil ne kadar büyük bir kitleye hitap ederse o kadar büyük bir dildir ve bunun yaygınlığı milli menfaatler açısından o derece önemlidir ki Batılılar dillerim başka milletlere öğretmek için dış ülkelerde nice okullar açar ve nice külfetlere katlanırlar. Bize gelince tersine davranıyor ve üç kıt’a üzerinde konuşulan dilimizi küçültmek ve parçalamak için ne gerekiyorsa onu yapıyoruz. Acaba bu bir basiretsizlik midir? Yoksa özleştirmeciler Altaylardan Tuna boylarına ve Urallardan Basra’ya Şam’a kadar bizim dilin konuşulmasından hoşlanmıyorlar mı?

 

Prof. Dr. A. Mecit Doğru

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9