KültürümüzMakaleler

“Destanlarda Uyanmak” İçin

M

illî şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, son destanlarını topladığı esere “Destanlarda Uyanmak” adını vermiştir. Bu yazımızda tahlil edeceğimiz esere başlamadan önce, destanlarımız hakkında kısaca görüşlerimizi söylemek istiyoruz.

  Destanlar, milletlerin millî yaşantılarını aksettirirler. Çünkü destanlar, milletlerin malıdır, yapıcısı milletin müşterek dehâsıdır. Destanlarda, uyanışlar, silkinişler ve yeniden doğuşlar işlenir. Destanlar, en eski devirlerden günümüze binlerce millî motif ve millî unsurun taşıyıcılığı vazifesini yaparlar. Türkler, destan bakımından zengin bir millettir. Fakat bunların bir kısmı yazıya geçirilmeden unutulup gitmiştir. Tarihimizdeki binlerce efsanevî hadise de henüz destanlaştırılmamıştır.

  Millî destanlarımızı günümüz insanına tanıtmadıkça, kendi tarihimize ve millî kültürümüze bakış açımız tam ve doğru olmayacaktır. Çünkü destanlarımız, kültürümüzün gerçek hazineleridir. Fuat Köprülü, bu hazinenin, değerini en iyi idrak edenlerdendir. O, Dede Korkut Destanlarımızla Türk edebiyatını teraziye kor ve destanlar ağır basar. Bu kadar önemli destanlarını Türk çocuğu okudukça, tarihindeki korkusuzluk ve efsanevî yiğitlik seciyesini asla yitirmeyecektir. O, kendisini bazen Börteçine’nin arkasında Ergenekon’dan çıkarken tahayyül edecek, bazen de Kürşat’ın kırk ikinci ihtilâlcisi olacaktır.

  Destanlarda Uyanmak’ta, tarihî sırayla işlenmeyen destanları, kronolojik bir sıraya koyarak tahlil etmeyi uygun bulduk. Eserde, İslâm öncesi devirlere ait destanlarımızın bulunmadığı dikkatimizi çekti. Destanlar zincirinin ilk halkasını “Hicret” oluşturuyor, “Hicret Destanı”ndan sonra gelen, değerini yukarıda belirttiğimiz Dede Korkut Destanları’ndan “Bamsı Beyrek Destanı” da üstadın nazma çektiği destanlardan birisidir.

  “Ana Yurdum Ata Yurdum” isimli bölümde birçok destanımızın kaynaklandığı ana yurda bir özlem, bir dönüş seziyoruz. Orta Asya bozkırlarında asırlarca devam eden koşular ve Türk’ün bu bozkırlardaki millî yaşantısı “Bozkır” isimli destanda işlenmiş. Şair, en güzel destanları, anayurda, ata yurda, can evi Türkistan’a lâyık görüp, mısralarıyla bizi Orta Asya yaylalarına, toylara, şölenlere götürmüştür:

Vatan… Vatan…. Vatan…. diye 
Gece, gündüz andığımız.
Ana yurdum, Ata yurdum 
Can evim Uluğ Türkistan
En güzel şiirler sana, 
Sanadır en büyük destan…

  Esere ismini veren “Destanlarda Uyanmak” adlı bölüm Hazreti Pîri Türkistan Hoca Ahmed Yesevî ‘nin Rûm’a alperenler gönderişiyle başlar. Vatan tomurcuğu Söğüt’te filizlenir, ilk mehter Söğüt’te vurulur, geçmiş ve gelecek bütün çağların en şanlı devletinin temeli burada atılır. Türkmenlik ruhu Söğüt’te yeniden şahlanır. Destan; Ertuğrul Gazi’nin ölümünden sonra, Osman Gazi’nin uç beyliğine seçilmesiyle devam eder. Viyana’ya kadar sürecek bir koşu başlatır Söğüt’te Rûm Gazileri. “Rûm Gazileri” nde, gerçek destan kahramanlarımız olan alperen tipi çizilir. Bu adsız alperenler, cenk meydanlannda Ezanlı, Kur’anlı naralar salıp küfür diyarını vatan eyler, can ve kan verip bayrağın alı olurlar:

Onlar ki, hem gazi, hem şehîdlerdir…
Asla denilemez, ölü oldular.
Peygamber katında Rûm
Gazileri Cennet içre dahi ulu oldular.

Dün arslanlar gibi kükremişlerdi
Bugün destanların malı oldular…

 
 

  Rûm Gazileri ardınca yürüyüp, aşkı meşk eyleyerek halkı uyandıran, nifak içindekileri nurlandıran gazilere ve halka manevî kudret aşılayan, Anadolu’nun vatan, Osmanlı’nın devlet olmasında manevî hamuru yoğuran “Rûm Abdalları” destanın diğer kahramanlarıdır.

  Yunuslar, Hacı Bektaşî Veliler, Mevlanalar ve nice alperen dervişler Anadolu’nun Türkleşmesinde destanlaşan âmil olurlar. “Rum Ahileri”nde, her biri birer alperen gazi olan ahilerin hayatı destanlaşır. Bu destanlar zincirine, Osmanlı’nın devlet olmasında büyük rolü olan; şehitler, gaziler anası, Oğuz’un diş-tırnak gücü “Söğüt Bacıları” Elifler, Sevgiler, Sunalar’in destanı da eklenir.

  Destanlar zinciri “Fethi Mübin” le devam eder. Fethi gerçekleştirmek için, Edirne’de yapılan hazırlıklardan sonra, peygamber müjdeli padişahın yanında, Molla Hüsrevler, Molla Lutfıler, Molla Güranîler, Akşemseddinler Kızılelma kapılarından birini daha açmak için istanbul’a yürürler.

  Şair okuyucuya; köslerin gümbürtüsünü, kılıçların şakırtısmı, gazilerin “Allah Allah” naralarını, küffarın çığlıklarını ve tan vakti okunan Ezanı Muhammedi’leri mısralardaki musikî ile hissettirir. Bu mısralarda özenle seçilen kelimeler ve devamlı tekrarlanan seslerle, fetih yeniden canlandırılır.

  Bilecik burçları, Erzurum Kapıları, Aziziye, Hamidiye Tabyaları’nda yazılan ihtişamlı destanlar da mısralara işlenmiş. Aziziye’de Moskof kâfirine karşı mücahedeye katılan Türk analarından Nene Hatun’un destanının yazıldığı mısralarda bir burukluk vardır; o günlerin acıları, şehidere duyulan özlem ve dönmeyenlerin arkasından dökülen göz yaşları destanın muhtevasını oluşturur.

  Destanlarımız bizi artık çok yakın tarihimize getiriyor. O karanlık günlerde şahit olduğumuz hadiseler, tertemiz alnından vurularak yatan ve destanlaşan yiğitler…Kimliğini kaybetmiş kişilerce şehit edilen nice Türk askeri…İşte bu destanlardan birinin kahramanları iki Anadolu evladı. Biri Palandöken’den, biri Uludağ’dan…Biri Ilbey, biri Gülbey.

Biri vatan diye çırpınan yürek
“Son ocağımız”…
Biri ar damarı, kan sıcağımız.
İl… ordumuz demek, Gül… sancağımız…
Biri İlbey’imdir, biri Gülbey’im.


Kaynak:
Mustafa Argunşah-  Dil Yarası

Prof. Dr. Mustafa Argunşah

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19