Balkanlar - RumeliMakaleler

Deliorman Bir Zamanlar Hafızlar ve Pehlivanlar Diyarıydı

B

ulgaristan Türkünün milli benlik ve dini ruhunun muhafazasında en mühim rol oynayan amillerden biri de “Hafız Duaları”dır.

 Bilindiği gibi dört büyük semavi kitaptan “Kur’an-ı Kerim” son Peygamber Hazreti Muhammed (Sallallahü Aleyhi Vessellem)’e verilmiştir. Bu mübarek kitap âhir zaman Peygamberinin en büyük mucizesidir. Kur’ an-ı Azımüşşanın birçok hususiyetleri vardır. “Hıfz”, işte bunlardan biridir.

Müslüman halkıyla meskun olan beldelerde, hafız yetiştiren hocalar vardır. Kendileri de hafız olan bu kimseler, 8-10 yaşındaki çocukları hafız çıkarırlar. Hele Deliorman’da bu âdet çok yerleşmiş, şöhret bulmuştur.

Hemen şunu da ilave edelim ki, bu çok ağır bir iştir. Arapça olarak nazil olan Kur’an-ı Kerim, Türkler için yabancı bir dil olmasına rağmen, kolayca ezberlenir. Henüz kendi ana dilini bile lâyıkiyle öğrenmemiş olan bu genç ve körpe dimağlar, bülbüller gibi şakıyarak mihaniki bir şekilde de olsa, Kur’an-ı Kerim’i ezberlerler ve sonunda büyük halk kitleleri karşısında baştan aşağıya, merasimle okurlar.

Deliorman’da oğlunu bir başpehlivan olarak görmek isteyen köylüler olduğu gibi, hafız olarak yetiştirme arzusunda bulunan Türk köylüleri de pek çoktur. Kızlarını da hafız yapmak isteyenler vardır. Erkeklerin yanında, kızlardan da hafız olanların sayısı hiç de az sayılmaz.

Çocuğunu hafız yetiştirmek isteyen köylü, evvela bir hoca hafız bulur. Eski zamanlarda hafız yetiştiren hocalar pek boldu. Çocuk hocanın evine götürülür, hoca-hafıza teslim edilir. Tabiî ki, bu iş için hoca-hafiza bir ücret ödenmektedir. Bir ya da azami iki yıl zarfında çocuk, bu hocanın evinde, usulüne uygun bir şekilde çalışır ve Kur’an-ı Kerim’i, baştan sona ezber eder.

Hıfz işi tamamladıktan sonra, eğer hoca başka bir köydeyse, çocuğun babası evvela kendi köyünde komşularını evine davet eder. Buna Deliorman halk dilinde “danışıklık” denir. Davetlilere sofralar kurulur, yemekler verilir. Yemekten sonra hane sahibi, davetli komşularına:

“Komşular, ben bir cemiyet yapma niyetindeyim. Çok misafirlerim olacak. Kendilerini karşılama ve ağırlamakta bana yardımcı olur musunuz?” der.

Komşular da eğer mevsim müsaitse:

— “Sana yardım etmeye hazırız.” derler.

Böylelikle bir hafız duası yapılmasına karar verilir. Bir gün tayin edilir. Ekseriyetle iş ve hasat zamanları haricinde yapılır bu gibi cemiyetler. Bütün köylüler, merasimle, at arabaları ile hafızı alıp kendi köylerine getirmek için, hocanın köyüne giderler. Uzun bir at arabası kervanı kurulur. Kervanın önünde Yeşil Sancak-ı Şerif dalgalanmaktadır. Etrafa dini bir atmosfer çöker. Her tarafta ilâhi sesleri duyulur. Ezanlar, kuranlar okunur. Âdeta yer yerinden oynar. Dini ve ilahi duygular coşar. Kalpler Allah aşkıyla çarpar.

Etraf köyler duaya davet edilmiştir. Kadın erkek, çok misafir gelir.   80 — 100 köyün davet edildiği vakidir. Bin-iki bin hanelik köyler pek çoktur. Dua yapılan köye bu yüzden binlerce halk toplanır. Her köyden gelen yabancılar, belli bir aileye verilir. Davet edilen bütün köyler, ayrı bir hanenin misafiri sayılır. Her köy, misafir kalacağı haneyi, organizasyon komitesinden öğrenir.

Sabah, öğle ve ikindi namazlarında sonra kalabalık bir cemaat huzurunda, küçük hafız, hocasının önünde, 3-4 cüz okur. Cemaat da küçük hafızı, bülbüller gibi şakıyan bu yavruyu, huşû içinde dinler. Kadın ve erkekler aynı yerde bulunmaz. Kadınlar için ayrı yerler vardır.

Her namaz vakti girmezden evvel, tekbir sedalarıyla hafız, evinden camiye getirilir. Her defasında Sancak-ı Şerif çekilir. Sancak önde, büyük bir kalabalık, tekbir sedalarıyla etrafı çınlatarak, küçük hafıza refakat eder. Sonra yine evine sancakla götürülür. Dört gün boyunca köyde ilahi ve kutsi bir hava eser. Gönüller dini vecd ile coşup taşar. Etraftan gelen Müslümanlar arasında bir kaynaşma ve bağlantı kurulur. Dini dayanışma duyguları kuvvetlenir. İslami duygular şahlanır. On binlerce Müslüman Türk, tekbir sedalarıyla İslâm’ın vahdetini, Kur’an-ı Kerim’in azametini ilân eder.

Dördüncü gün nihayet son cüz’e gelinmiştir. “Nebe” süresiyle başlayan Kur’an-ı Kerim’in bu 30. cüz’ünün okunması, âdeta bir dini merasim manzarası arz eder. Dört günden beri hocasının önünde Kur’an-ı Azimüşân’ı baştan başa ezbere okuyan küçük ve genç hafıza yardım olmak üzere, ondan evvel duası buyurulan hafızlar bugün ona yardıma gelmişlerdir. Hepsi küçük hafızın etrafında halka olurlar ve onun hocasının önünde son cüz’ü beraber okurlar. Sırası geldikçe her hafız bu cüz’ün bir süresini okur. Böylelikle Kur’an-ı Kerim baştan aşağıya, büyük bir cemaatin huzurunda okunmuş olur. 

Bundan sonra merasimin ikinci kısmına geçilir. Memleketin meşhur âlimleri tarafından vaaz verilir. Kadınlara ve erkeklere ayrı ayrı olmak üzere, iki hoca kürsüye çıkar ve halka vaaz ederler. Bu vaazlarda Müslüman halkı ilgilendiren konular, özellikle Kur’an-ı Kerim ve ona mahsus olan hıfz etme olayı hakkında bilgi verilir, bu mukaddes kitabın ebediyet ve kutsallığı vurgulanır.

Vaazdan sonra da güzel sesli bir hafız tarafından bir Aşr-i Şerif okunur, dua yapılır. Böylelikle genç hafız, resmen halk önünde verdiği imtihan sonunda Hafız-ı Kur’an olarak ilân edilmiş olur.

Duası buyurulan genç hafızlar yeşil hırkalar giyer. Kız hafızlar ise başörtüsü olarak yeşil bir voal örtünürler. Oğlanın başında yeşil sarık, kızın da yeşil türbanı bulunur. En nihayet bütün cemaate de şerbetler ikram edilir.

Osman Kılıç

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19