Dil ve EdebiyatTürk Dili

Bir Ermeni Vatandaşın Türkçe Sevdası

Amerika’da yaşayan Artin Ayvazyan isimli Ermeni vatandaşımız bir dostuna yazdığı mektupta şöyle diyor:

A

zizim! 

Biz Baha Bey, Feridun Bey, Hüseyin Bey mahsulüyüz (bunlar Robert Kolej’in dünkü edebiyat öğretmenleridir). Türkçe’nin zenginliğini, tatlılığını, ahenk güzelliğini onların dilinden tanıdık. Bazılarımız o kadarla da tatmin olmayıp lisana âşık oldu. Bilgilerini çok daha ilerilere götürdüler. Ben şahsen o lisanın hayranıyım. Ve bu his bugüne kadar beni, Türkçe’yi daha iyi öğrenmeye, unutmamak için gayret göstermeye, fikirlerimi istediğim gibi ifadeye muktedir olduğum için gurur duymaya sevk eder.

Bu emekli lisan, asırlar boyunca zenginleşmiş, tenzil ve ilave görmüş, imbiğinden geçmiş, muhtelif safhalardan geçmiş, işlenerek incelmiş, bu asrın ortalarında Dilaçar’ın yolsuzluklarını bile atlatmış, asrın yarısına doğru bize verilen tedrisata kadar yarasız-beresiz yetişmişti.  Atatürk, ne kadar lisanı, Arabî ve Farisî tesirlerinden kurtarmaya çalıştıysa da, yan yola varmadan sun’î bir lisan yaratmanın imkânsızlığını takdir etti ve bu hareketi yavaşlatarak hemen hemen terk etti.

Gelgelelim ölümünden sonra, bu davayı ele alanlar, 1üzumsuz bir aceleye tutularak, o kadar ileri gittiler ki, güzelim lisan, kısa bir müddette, tanınmaz bir şekil aldı. Bence, lisan inkılâbı, hiçbir şahsın veya kitlenin müdahalesini kabul etmez. Matbuat kaleminde ve halkın ağzında zamanla gelişir. Zoraki lisan icat edilemez. Eski ve yeni kelimelerin bir cümlede kullanılması, ses ve ahengi bozuyor. Melodiyi karışık bir hâle sokuyor.

Bizim Türkçemiz, kendine mahsus seda ve ahengiyle ileri gelen lisanlarla ön cephede yer almıştı. Yenisi, bu sıfattan mahrumdur. Çene yoran acayip kelimelerle bezenmiştir. Eminim, okuma-yazma bir tarafa, halkın ağız hareketlerini, konuşma tarzını bir hayli değiştirmiştir. Elimde, yeni lisanla yazılmış bir kitap var. Muhteviyatı mevzuu bahis değil, okumaya çalışıyorum. Telâffuzları dahi zor! O kelimeleri söylemeye çalışırken kendimi aynada, elini muza uzatan şempanzenin yüz buruşturması gibi gördüm!

Netice: Bizim güzelim lisanın karakteri, şivesi, ahengi tarihe karışmış. Şayet istenen buysa ne âlâ! Velâkin yine de yazık oldu Veli dayıya! Bu kuru lisanla nasıl edebiyat yapılır? Nasıl şiir yazılır bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa lisanın zenginlikten fakirliğe gitmiş olmasıdır. Bütün garp lisanları, Lâtince’den, Yunanca’dan kıyasıya alınan kelimelerle vücut bulmuştur. Biz ise Arabî ve Farisîden alınan kelimeleri kapı dışarı edip yerine acayiplikler koyuyoruz. Ne kadar yazık…

Yavuz Bülent Bakiler

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9