Dil ve EdebiyatTürk Dili

Ah Türkçe, Vah Türkçe

B

ütün vatansever, akıllı, şuurlu Türkiyelilerin, hele bilhassa samimi Müslümanların “Güzel Türkçe Konuşma ve Yazma” dersleri almaları gerektiğini düşünüyorum. Anadilimiz bizim en büyük güç kaynağımızdır. Edebî zengin Türkçe bizim için sadece bir kültür meselesi değil, aynı zamanda bir din ve mukaddesat meselesi ve konusudur.

Düşmanlarımız bizi yıkmak, çökertmek, zayıflatmak, şuursuz hale getirmek, benliğimizden kopartıp yabancılaştırmak için edebî-yazılı lisanımızı tahrip ettiler; o güzelim zengin ve engin Türkçeyi bir kabile dili, bir Hotanto lehçesi haline getirmeye çalıştılar. Bizim gafletlerimiz yüzünden de hayli başarılı oldular.

Edebî, kültürel, yazılı zengin dilini kaybeden bir millet, millet olmaktan çıkar, yığınlaşır, sürüleşir ve sonunda binbir zaaf ve hastalık içinde sersefil olur, perişan olur; hürriyetini kaybeder, haysiyetini yitirir ve köleleşir.

Günlük iletişim ihtiyacımızı gidermek için kullandığımız birkaç yüz kelimelik konuşma Türkçesi değildir bizim dilimiz. Yazılı, edebî kültür Türkçesini bilmemiz, ona sahip çıkmamız gerekir.

Lise mezunu, üniversite mezunu, gerçekten “okur-yazar” milyonlarca Türkiyelinin elinde zengin, geniş birer Türkçe lügat kitabı bulunması gerekmez mi? Gerekir ama bizde böyle bir kitap yoktur.Düşmanlarımız, sömürgeciler, Hiksos’lar bizi lisansız, lügatsız bırakmışlardır.

Zengin bir Türkçe lügat kitabında en az yüz bin kelime olmalıdır. Bütün kelime ve kavramların, edebiyatımızdan seçilmiş, imzalı cümlelerle örnekleri verilmiş olmalıdır. Böyle bir lügata sahip Türkiyeliler sık sık bunlara bakarak lisan ve edebiyat bilgi ve kültürlerini tazelemeli, genişletmeli, ilerletmelidir.

Üç yüz kelimelik sokak ve pazar Türkçesiyle alışveriş olur, yarenlik olur, meram anlatılabilir ama böyle bir Türkçe ile medeniyet olmaz, kültür olmaz, edebiyat olmaz, incelik olmaz; köy olmaz, kasaba olmaz.

Türkiye’nin sokak Türkçesine değil, kitap Türkçesine ihtiyacı vardır.

Bu memlekette en az bir milyon vatandaşın güzel, zengin, edebî Türkçeyi bilmesi, bu lisanla zaman zaman güzel konuşmalar yapması, ahenkli yazılar yazması gerekir.

Bu ülkenin adı Türkiye’dir, burada yaşayan halk Türkiye halkıdır. Zengin, edebî, yazılı Türkçe yitirilirse Türkiye de elden gider.

Bizim ibadet dilimiz Arapçadır ama Türkiye’de din kültürü, din heyecanı, din duygusu, din aşkı ve şevki ancak güzel, edebî, zengin Türkçe ile yaşatılabilir, ayakta tutulabilir.

Türkiyeli din hocasının Arapçayı iyi bilmesi yetmez, Türkçe’yi de iyi bilmesi gerekir. Fuzulî’yi okuyup anlayamayan hocaya ben hoca demem. Ne Arapça’yı doğru dürüst biliyor, ne de Türkçe’yi… Böyle hocalarla din ilerlemez, ümmet ilerleyip kurtulmaz.

Medyadaki Türkçe Türkçe değildir; gerçek Türkçe’nin karikatürü veya müsveddesidir.

Yakup Kadri’nin, Halide Edib’in, Reşad Nuri’nin, Ömer Seyfeddin’in romanlarının, hikayelerinin on yılda bir sadeleştirildiği bir Türkiye batmış ve bitmiş bir Türkiye’dir.

Bu ülkeyi, bu halkı, bu devleti kurtarmak, yüceltmek mi istiyorsunuz? O halde önce Türkçe’yi kurtarmaya ve yüceltmeye bakınız.

Yeni ve iyi bir anayasa ile Türkiye kurtulur… Hayır kurtulmaz. İyi bir hükümet memleketi, milleti, devleti bataklıktan çıkartır… Hayır çıkartmaz. Önce lisan, sonra eğitim ve üniversiteler, vasıflı Türkiyeliler yetiştirmek, muhtaç olduğumuz aklı ve beyni bulmak… Bunlar hep lisanla olur.

Gencimiz fevkalade seviyede matematik ve fen biliyormuş… Yetmez, yetmez, yetmez… Türkçesi ne kadardır, önce ona bakınız.

Senin ne miktarda edebî, yazılı, zengin Türkçe bildiğini öğreneyim, ne mal olduğunu, dereceni ve rütbeni anlarım.

Çocuğum bilgisayar kursuna gitsin… Bilgisayar bilmek elbette bir hüner ve marifettir ama önce Türkçe, ille Türkçe…

Her taraf bilgisayar ve İngilizce dershaneleriyle dolu. Lakin bir tek Edebî Türkçe Dersanesi yok.

Televizyonlara bakınız. Koca koca adamlar, profesörler ıkına sıkına, bin zahmet ile konuşuyorlar. En kısa cümlelerde bile dilbilgisi hatası yapıyorlar.Sanki geri zekalılara mahsus ilkel bir Türkçe ile konuşuyorlar.

Bazı yazarlarımıza bakınız. Kısa kısa, adeta telgraf diliyle, şizofrenik ve kopuk kopuk yazabiliyorlar. Seviye düşük, çok düşük…

Geçen gün üniversite öğrencisi bir genç sordu:

– Hocam sizin isminiz “v” ile mi, “f” ile mi yazılıyor?..

Genç nesiller şefkati “v” ile okuyup yazıyor…

Gazetelerdeki ilanlara bakınız: “Her türlü konfora haiz…”

Ünlemlerle, homurtu ve böğürtülerle, iniltilerle ve sızıltılarla konuşmaya çalışan yığınlar…

Bir ülkeyi sömürgeleştirmek, bir milleti köleleştirmek için ille de ordularla saldırmak, onu kan ve ateşle yere sermek gerekmez. Dilini kesersin, lisanını yozlaştırırsın, yeter…

Yazık ki, milliyetçi, Türkçü, dindar, İslâmcı geçinen kesimin gündeminde “zengin, yazılı, edebî lisan” diye bir madde yok. Biz ucuz kurtuluş reçeteleri ile kendimizi aldatıyoruz.

Dünyada hangi devlet, hangi medeniyet, hangi kültür; arı, duru, sade suya tirit, özleştirilmiş, uyduruk, fakir, yüz bin kelimeden yirmi bine düşürülmüş bir dille ayakta kalabilmiştir?

Ülkemizde bir lisan kıyımı ve faciası olmuş da haberimiz yok, umurumuzda değil.

                                                                                                                              

Mehmet Şefket Eygi

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 9