MakalelerMedeniyetimiz

Yunanlıların Anadolu’dan Birlikte Götürdükleri Türk Esirlerine Yaptıkları Korkunç Zulüm

Y

resim

unanistan 15 Mayıs 1919’da İngiliz gemileri ile getirdiği 20 bin yunan askeriyle Ege bölgesini işgale başladı. İşgalin ilk gününden itibaren asker ve sivil halktan çok kimse esir alındı. Bu esirler daha sonra Yunanistan’a sevk edildi. Çok büyük bir zulüm ve işkence gören Türk esirleriyle ilgili bir makaleyi aşağıda sunuyoruz. Editör.

Yunanlılar işgalin ilk günlerinden itibaren, İzmir ve civarından alınan esirler önce İzmir limanındaki gemilerde hapsedilmiş ve gemilerde toplanan veya hapishanelerde tutulan Türk vatandaşı esirler daha sonra İzmir’de Urla, Gaziemir, Tepecik, Balçova, Darağacı, Hilal, Pınarbaşı’nda oluşturulan esir kampları veya esir garnizonlarına getirilmiş ve aylar sonra da bu kamplardan alınarak gemilerle Pire Limanı’na, oradan da Atina’ya götürülmüşlerdir. Atina’daki toplama yerlerinde bir müddet tutulan esirler buradan sayıları 31’i bulan kamp ve hastanelere dağıtılmıştır. 

Trakya’dan götürülen esirlerimizin tutulduğu Milos adası Ege denizinde Mora yarımadası – Rodos adası ve Girit adası arasındaki adaların en büyüklerindendir. Ege’nin güney batısındadır. Yaklaşık 150 kilometrekarelik engebeli, dik yamaçlı ve dağlık, kayalık bir adadır. Atina’dan gemi ile yaklaşık 3 saat mesafededir. 

Buradaki Türk esirleri, Yunanistan’daki esaretleri sırasında çok büyük ve dayanılmaz acılar ve sıkıntılar çekmişlerdir. Ancak ifadeler ve raporlar dikkatlice incelendiğinde Yunanistan’daki asker ve sivil esirlerimiz arasında özellikle Milos Adası’na götürülen esirlerin diğerlerine göre çok daha ağır şartlar altında tutuldukları ve bunların çok önemli bir kısmının feci şekilde hayatlarını kaybettikleri anlaşılmaktadır. 

Trakya’dan Yunanlarca esir alınan siviller “kendi hanelerinde işleri ile meşgul ve mukim iken, 27 Eylül 1922 tarihinde Yunan jandarma devriyeleri tarafından evlerinden zorla alınmış, Lüleburgaz kasabası polis dairesine getirilerek tutuklanmışladır.”

Daha sonra bütün tutukluları peyderpey Dedeağaç askeri hapishanelerine götürmüşlerdir. Raporda Dedeağaç askeri hapishanesinde daha önceden getirilen ve hapsedilen 800 Müslüman Türk’ün bulunduğu belirtiliyor. Dedeağaç hapishanesinde dört gün dört gece tutulan Lüleburgaz ve Trakya’nın diğer yerlerinden getirilen sivil esirler 1 Ekim 1922 sabahı Dedeağaç hapishanesinden alınarak, vapura bindirilmek üzere bir meydanda toplanmışlardır. 

Daha sonra Yunan askerlerinin hakaret ve dayakları altında, sürü gibi yaya olarak deniz sahilinde, kayalık bir yere getirilmişlerdir. Bu kayalık yerden Yunanlı askerlerin kötü muamelesi altında mavnalara doldurulmuşlar ve vapurun ambarına getirilmişlerdir. Yanlarına su, ekmek, giyecek gibi hiçbir şey almalarına izin verilmemiş gizlice alanlar da sopalarla dövülerek, yiyecekleri ellerinden alınmıştır. Gemi ambarında sivil esirlerin ceplerindeki paralarına kadar her şeyleri alındığı gibi, işe yarar elbiseleri, ayakkabıları, paltoları, kuşakları, tütün tabakaları, velhasıl her şeyleri zorla alınmıştır. 
Vapurun Ege Denizi’ndeki Milos Adası’na doğru yol almaya başlamasıyla birlikte, susuzluk dayanılamayacak hale gelmiş, hiçbir sivil esire su verilmemiştir. Susuzluktan bayılanların olduğu raporda belirtilmektedir. Bazı askerler ise birer matara suyu bir altın lira karşılığında, gizlice para kaçırmaya muvaffak olanlara satmışlardır. Ancak sattıkları su da sıcak deniz suyudur. 

Büyük sıkıntılar içinde geçen gemi yolculuğundan sonra yaralı, aç, susuz ve baygın bir halde Trakyalı sivil esirler Milos Adası’na getirilmişlerdir. Lüleburgazlı sivil esirlerin kafilesi Milos Adası’na geldiğinde, adada daha önce Smyrna vapuru ile gelmiş olan Türklerle karşılaşırlar. Onlardan nasıl getirildiklerini dinlerler ve “hallerine şükrederler”; zira daha önceki kafile ile gelenlerin vapurda ambar kapakları kapatılmış, alt ve üst ambarlarda bazıları sıkışarak, bazıları havasızlıktan ölmüş, bazıları kurşunla ve işkence ile öldürülmüş ve adaya çeşitli işkenceler altında getirilmişlerdir. 

Trakyalı sivil esirler Milos Adası’nda, derme-çatma kurulan 100 kişilik barakalara 300 kişi olarak tıkılmışlardır. Adada esirlere 12 kişiye 1 kıyye (1 kg) ekmek verilmiş, ekmek olmadığı zamanlarda da çok az pirinç veya patates verilmiştir. Bu verilen yiyeceklerin de ücretleri daha sonra verilen esir ücretinden kesilmiştir. Bu sıkıntılar yüzünden Milos Adası’nda 15 Ocak 1923’ten itibaren, sivil esirlerin çoğu açlıktan, susuzluktan, çıplaklıktan ve izdihamdan zayıf düşerek tifüs hastalığına yakalanmış ve tifüsten çok sayıda ölümler olmuştur. 

Adada esirlerden de yararlanılan bir hastane olsa da, dezenfekte için hiçbir imkân yoktur. Rapora göre günde 10-15 kişi tifüsten vefat etmektedir. 1923 yılının Mart ayında mübadele anlaşması gereği sivil esirler serbest bırakılmışlardır. Serbest bırakılacak esirler vapura bindirildiğinde, Milos Adası’ndaki yaralı ve hasta esirler, adada kurulan hastane çadırlarında kalmışlar, vapura alınmamışlardır. 
Sivil esirleri İstanbul Tuzla’ya getirecek vapur adadan hareket edeceği sırada, adadaki hastane çadırlarında yangın çıkmıştır. Çadırlarda bulunan hasta ve yaralı sivil esirlerin bir kısmının bu yangından yerde yuvarlanarak kurtulduğunu, ancak önemli bir kısmının ateşler içerisinde vapurdaki sivil esirlerimiz gözleriyle görmüşlerdir. 

Milos Adası’na götürülmek için evlerinden alınan ve Dedeağaç’ta bir müddet hapsedilen sivil esirler daha Dedeağaç hapishanesinde ve hapishane gardiyanlarının zulüm ve asına maruz kalmışlardır. Hapishanede her bir bardak su için şahıs başına 5’er drahmi alınmıştır. Sivil esirler Dedeağaç hapishanesinde kaldıkları günler ve geceler boyunca susuz ve ekmeksiz olarak taşlar üzerinde dövülerek yatırılmışlar ve ceplerindeki paralar zorla alındığı gibi, üzerlerinde bulunan elbiselerden işe yarayanlar da Yunan askerleri tarafından soyulmuştur. 

Hapishanede en çok ihtiyaç duyulan şey su olmuştur. Hapishane gardiyanlarından su istendiğinde ise “üst komutanlıktan bana verilen emirde, siz Müslümanlar su istediğinizde, size gazyağı vermem gerektiği bildirildi…” diye cevap verilmiştir. Sivil esirlerin feslerinin püsküllerini koparmışlar, bölgedeki Rum halk da sivil esirlere hakaretler yağdırmışlardır. 

Milos Adası’na sivil esirlerimizi Dedeağaç’tan götürecek gemilerin ambarına inen merdiven kaldırıldığı için, esirler geminin ambarına hayvanlar gibi atılmışlardır. Dedeağaç’a trenlerle götürülen bazı sivil esir kafilelerine belli bölgelerde kurşunla yaylım ateş açılmıştır. Bazı kafileler de Dedeağaç’a kadar zorla yürütülmüşlerdir. 

Bazı esirler seçilerek limana götürülmüş, esirlere limanda vapurlara 100 tondan fazla kömür taşıttırılmıştır. Özellikle İzmir (Smyrna) adlı vapurla Milos Adası’na getirilenlerin çoğunun çırılçıplak olduğu, kollarının ve ayaklarının kırıldığı, başlarının yarıldığı görülmüştür. İzmir gemisiyle Milos Adası’na getirilmek için gemiye alınan esirlerin 500-600 kadarının yolda kaybolduğu ve pek çoğunun diri diri denize atılarak katledildikleri belirlenmiştir. 

Özellikle bu son olayı doğrulayan birçok hatıra vardır. Bunlardan Eskişehirli Müderris Gazizade Hacı  Mehmet Sadık Efendi’nin raporudur. Hacı Mehmet Sadık Efendi raporunda şöyle diyor: 

“…Milos Adası’nda Anadolu ve Rumeli Müslüman ahalisinden kadın, erkek 5000 kadar sivil esir mevcut idi. Biz Selanik’ten ikinci vapur ile Milos Adası’na sevk olunmuştuk. Esirler, vapurun ambarına konularak iki gün su verilmemiştir ve sivil esir telef olmuştur. Kalan esirler de Milos Adası’nda gıdasızlıktan 8-10 kişi kaybetmiştir. Mevcut 5000 esirden 3000’i avdet etmiş (dönmüş), 2000’i telef olmuştur…”

Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17