MakalelerMedeniyetimiz

Yükselme Devrinde Osmanlı Devleti ve Türk Dünyası

Y

ükselme
devri olan 15. ve 16. asırlarda Osmanlı Devleti’nin durumunu barış
içinde siyasi ve iktisadi istikrar ile ifade etmek mümkündür.

Hakikaten bu dönemde, bir buçuk asır boyunca paranın değeri
değişmemiş, vergi miktarları ve fiyatlar sabit kalmıştır. Bugünkü
şartlara bakarak inanılması güç bir durum. Bunun nasıl
gerçekleştirildiğini anlamak için o devirlerin her yönüyle iyi
incelenmesi lazımdır. Ancak şunu ifade etmek gerekir ki, o devrin
yapısını ve mantalitesini iyi anlamak için İslam’ı iyi bilmek gerekir.

Her yükselen devlet gibi, Osmanlı Devleti’nin de mükemmel bir
organizasyonu, sağlam kurumları ve İslami temellere dayalı adil bir
yargı sistemi mevcuttu. Osmanlı Devleti’nin yapısı ve organizasyonu bir
cümle ile şöyle ifade edilebilir: Devlet, siyasette ve askeriyede
merkeziyetçi olup, iktisatta ve idarede adem-i merkeziyetçi idi.
İktisadi hayatta, hukuki düzen itibariyle liberal ve ferdiyetçi bir
tutum hakim olduğu halde, kurumlaşmış toplum düzeni dini ve içtimai
muhtevalı gönüllü teşekküllerden kurulu üçüncü sektör itibariyle
düzenleyici ve müdahaleci idi.

Seçkin Bir Kadro

Türk tarihinin bu muhteşem devrinde çok gelişmiş bir kültürel, sosyal
ve iktisadi çevre içinde seçkin bir kadro yaşamıştır. Bunlardan
bazıları:

Padişahlar: Yavuz Sultan Selim ve Muhteşem Kanunî Süleyman

Sadrazamlar: Sokollu Mehmet Paşa, İbrahim Paşa, Rüstem Paşa

Şeyhülislamlar: Zembilli Ali Efendi ve Ebussuud Efendi

Veliler: Yahya Efendi

Amiraller: Barbaros Hayrettin Paşa, Hızır Reis, Turgut Reis, Pîrî Reis,

Şair: Bakî

Mimarlar: Mimar Sinan, Mehmet Ağa, Ahmet Ağa,
Süleyman Ağa, Mustafa Ağa, Davut Ağa, Hayrettin Ağa, Muslihiddin Ağa,
Kara Şaban Ağa, Hüseyin Çavuş, Acem Alisi (Sultan Selim Camii’nin
mimarı),

Hattatlar: Şeyh Hamdullah, Doğu Türklerinden
Timur’un torunu hattat Baysungur Mirza, hattat Karahisarî Ahmet
Şemseddin Efendi (Süleymaniye’nin yazılarını yazdı),

Tarihçiler: Hoca Saadettin Efendi (Tacü’t-Tevarih), Taşlıcalı Yahya Bey, Nevaî, Vakkî, Ruhi-i Bağdadî, Sinan Paşa, İdris-i Bitlisî.

Mimar Sinan’ın meşhur eserlerinden olan Süleymaniye, Mihrimah Sultan,
Rüstem Paşa, Topkapı’da Ahmet Paşa, Eyüp’te Zal Mahmut Paşa,
Beşiktaş’ta Sinan Paşa camileri ile Sokollu ve Edirne Selimiye Camii bu
devirde yapılmıştır.

16. asrın sonunda devletin yüzölçümü 20 milyon km2’yi bulmuştu.
Dünyanın en büyük devleti idi. Üç kıtaya yayılmış olan Türk devletine
Kuzey Sumatra (Açe), Doğu Türkistan (Kaşgar), Orta Afrika, Doğu Afrika
(Mozambik), Habeşistan, Lehistan, Litvanya, Fas, Moritanya ve Volga
boyları sınır olmuştur.

Nüfusu 35 milyon civarında idi. Dünya nüfusu 548 milyon olup,
Hindistan (150), Çin (80)’den sonra 3. ülke idi. O dönemde İspanya (33),
Almanya (18), Fransa (15), Japonya (14), Rusya (7), İngiltere
(6),Venedik (6) milyondu. 1592’de Londra 550 bin, Paris 450 bin, Napoli
270 bin nüfusa sahipti.

16. asırda devlet gelişirken şehirleşme hareketleri de hızlanmış,
şehirler hızla büyümüştür. İstanbul’un nüfusu asrın başı ile sonu
arasında 400 binden 1.2 milyona çıkmıştır. Saraybosna’nın nüfusu 8
bin’den 80 bine ulaşmış, 92 mahalleli bir şehir olmuş ve Viyana ile boy
ölçüşür hale gelmiştir. Sadece 1571-1580 arasında 13 büyük şehrin nüfusu
%50 oranında
artmıştır.

Türk Dünyası

16. asır Osmanlı Devleti ile birlikte bütün Türk dünyasının gelişmiş,
ilerlemiş olduğu bir çağdı. Karadeniz ve Hazar Denizi’nin kuzeyinde
Doğu Avrupa ile İdil-Volga boyunda Altınorda Devleti 13-16. yüzyıllar
arasında devam etmiş bir Türk devleti idi.

Hindistan’da Babür’ün kurduğu Türk Devleti Babür İmparatorluğu da 16.
asırda en büyük yükseliş devrini yaşamış, 1494’de 11 yaşında Fergana
tahtına çıkan Babür 1526’da Delhi’yi almış, 1528’den itibaren
Hindistan’a hakim olmuştur. 1858 tarihine kadar bu devlet hüküm
sürmüştür.

5. Padişah Şah Cihan’ın Agra’da yaptırdığı meşhur Taç Mahal’i Mimar
Sinan’ın öğrencilerinden olan İstanbullu Mehmet İsa Efendi yapmıştı
(1636-1658 arasında 22 yılda yapılmıştı).

Kanuni’nin Türk Dünyasını Birleştirme Projesi

Kanunî Sultan Süleyman, Don-Volga-İdil nehirlerinin birbirine 50 km.
yaklaştığı yerde bir kanal açarak Karadenizle Hazar Denizini
birleştirmek istemişti. Böylece Karadeniz’de, Azak Denizi’nden Don
nehrine girecek olan Osmanlı gemileri, Volga-İdil nehri yoluyla Hazar
Denizi’ne inebilecekti. Kanal tamamlanınca 950 km. tutan Azak-Astırhan
nehir yolu açılacaktı.

Bu kanalla Türkiye-Türkistan, İstanbul ile Bakü su yoluyla birbirine
bağlanmış olacaktı. Siyasi ve askeri bakımdan olduğu kadar iktisadi
bakımdan da çok önemli bir proje idi. Kanunî sağlığında iken bu
siyasetini gerçekleştiremedi. Fakat yerine geçen II. Selim projeyi
benimsedi ve Kanunî’nin ölümünden 3 yıl sonra teşebbüse girişti. 1569’da
donanma Kasım Paşa yönetiminde sefere çıktı, fakat başarılı olunamadı
ve proje kaldı (Ruslar bu projeyi ancak 1952 yılında
gerçekleştirebildiler).

Bütün diğer Türk devletleri gibi Osmanlı Devleti de teşkilat ve
fonksiyon olarak en mükemmel devrini yaşıyordu. Organizasyon fevkalade
gelişmişti. Esasen organizasyonda başarılı olamayan bir devletin cihan
devleti olması mümkün değildir. Bilhassa I. Süleyman’a Kanunî adını
verdiren düzenlemeler toplumun bütün hukuki, sosyal, kültürel ve
iktisadi veçhelerini ihtiva ediyordu.

 

Prof. Dr. Sabahattin Zaim

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19