Balkanlar - RumeliMakaleler

Yücel Şehitleri Unutulmamalı

A

resim

talarımız, “birlikte dirlik vardır” demişler. Birliğimiz bozulduğundan beri, ne dirlik kaldı, ne de düzen. Osmanlı’nın birliğini bozanlar, Anadolu’da kalanları büyük bir yalnızlığa mahkûm ettiler. Doğuda ve Batıda örülen Ortodoks duvarı ile Türkiye’nin, Kafkaslar, Orta Asya ve Rumeli ile irtibatını zayıflattılar. 

Cumhuriyet’in kurucu kadrosundan da hiçbir destek gelmeyince, herkes başının çaresine bakma derdine düştü. Rumeli’nde, rahmetli Aliya İzetbegoviç’in de mensubu olduğu Boşnaklar, Genç Müslümanlar (Mladi Muslimani); Sırplara karşı büyük direniş gerçekleştiren Müslüman Arnavutlar komiteci Balist ve Prizren’deki Türkler, Genç Türkler çatısı altında toplandılar.

Üsküp ve Köprülü başta olmak üzere Makedonya’daki Türkleri bir araya getiren hareket ise Yücelciler idi. Teşkilatın ana gayesi milli ve manevi değerlere sahip çıkmak, Türk kimlik ve benliğini korumak ve Türklerin yönetiminde söz sahibi olmasını sağlamaktı.

Eski Yugoslavya’da, Stalin destekli Titocular ile İngilizlerin omuz verdiği kraliyet taraftarı Mihaylovistler arasındaki mücadele neticelendiğinde, tek kaybedenin Müslümanlar ve özellikle Türkler olacağı aşikârdı. Üstelik İkinci Dünya Savaşı’nın ayak sesleri her geçen gün daha şiddetli işitiliyordu.
Bu şartlar altında yapılabilecek tek şey, olan biteni anavatana aktarıp, acil yardım talep etmek idi. Yücelciler, Muhammed Cevahirci, Münir Ekrem Şahin, Salih Müftiç ve Muyaçiç’i Ankara’ya gönderdiler. Fakat Başvekil İsmet İnönü’nün ağır hakaretler içeren cevabıyla, şaşkın, kırgın ve elleri boş bir şekilde geri döndüler.

Yücel Teşkilatı üyelerinden Mehmet Ardıcı, İsmet İnönü’nün sözlerini şu şekilde aktarıyor: “Misak-ı Milli hudutları dışında Türk ve Müslüman unsuru diye bir şey kabul etmiyorum. Zaman çok vahimdir. Türkiye dışarı ile uğraşmamalıdır. Türkiye’nin başını ağrıtmayın.” [Yücelciler 1947, Sayfa 16]
Yücelciler, tek başlarına bırakılmalarına rağmen, 1937 yılında Şuayb Aziz İshak önderliğinde çıktıkları bu yolda yürümekte kararlıydılar. 

1941 yılında, Şuayb Aziz İshak, Ali Abdurrahman Ali, Şerafettin Ferit Süleyman, Refik Şerif Mehmet, Fettah Salih Süleymanpaşiç, Kemal Rasim İlyas ve Abdülkerim Ethem İbrahim’in merkez komitesinde yer aldığı, bir teşkilat kurdular.

Kur’an-ı Kerim, bayrak ve silah üzerine yemin edilerek üye olunan bu teşkilata, 1945 yılında Yücel adını verdiler. Yücelciler, eğitim seviyesi yüksek, ahlâk ve fazilet sahibi insanlardı.  Kurs, piknik ve kır gezisi adı altında bir araya gelerek, Mehmet Akif, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Namık Kemal ve Yahya Kemal Beyatlı’nın eserlerini okuyorlardı.  23 Aralık 1944’te Birlik isimli bir gazete bile çıkarmaya başladılar.
Yücelcilerin Makedonya’daki 300 bin Türk’ün büyük çoğunluğunca kabul görmesi, Tito rejimini harekete geçirdi. Yücelciler çok sıkı bir takibe alındılar. Hiçbir açık bulunamayınca, teşkilattan çıkarılan, Hüsnü Kemal ve Enver Tuzcu’nun mesnetsiz suçlamalarıyla, tutuklandılar.    
     
Yücelciler, üç grup halinde tutuklama, soruşturma ve infaza tabi tutuldular.  19 Eylül 1947 tarihinde başlayan birinci dalgada 17 kişi tutuklandı.  Yüzlerinde yumruk atılmamış yer kalmayıncaya kadar işkence edildiler. Önceden hazırlanmış tutanaklarını imzalamaya zorlandılar.  
Yücelcilerin avukat tutmalarına bile müsaade edilmedi. Mahkemenin tayin ettiği avukatlar da, tutuklanma korkusundan, müdafa yapmadılar. 

20-25 Ocak 1948 tarihleri arasındaki göstermelik yargılama neticesinde; Şuayb Aziz İshak, Ali Abdurrahman Ali, Nazmi Ömer Yakup ve Adem Ali Adem, tüm medeni ve siyasi haklarından mahrum ve mallarının müsadere edilmesi suretiyle, idama mahkûm edildiler. Diğer 13 kişi ise toplam 195 sene hapis cezasına çarptırıldılar.     

Mayıs 1948’deki ikinci dalgada tutuklanan 29 kişi de toplam 100 sene hapis cezasına çarptırıldılar. Üçüncü dalgada tutuklanan 18 kişi, nispeten daha ‘şanslı’ idi. Birkaç aylık sürgün ile kurtuldular.

İdamlarına karar verilen Yücelciler, 27 Şubat 1948 günü İdrisova Hapishanesi’nden bilinmeyen bir yere götürüldüler. (Makedonya Türk edebiyatçılarından Avni Engüllü, Suşitsa Köyü’nü işaret ediyor.) Kurşuna dizilerek idam edilen bu dört Müslüman Türk, kahramanca şahadet şerbetini içtiler.  Boraltan Köprüsü’nde Azeri kardeşimizi Moskof’a teslim edenler, Yücelcilerin şehit edilmesini de görmezden geldiler. 
Sözde yargılamalar ve idamlar, sadece Trakya Postası isimli bir yerel gazetenin 9 Mart 1948 tarihli nüshasında yer aldı: “Bu haksızlıkları unutmayacağız. Üsküp’te oynanan kanlı dramdan medeniyet utansın!” [Yücel Teşkilatı, Sayfa 49]
Bugün dahi mezar yerleri bilinmeyen Yücel şehitlerimiz, rahmetli Şuayb Aziz İshak’ın ifadesiyle, gözlerini kırpmadan “milletinin kurbanı” oldular.  
Yücel Davası’nın 69. yılında, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan ricamız şudur: Yücel şehitlerinin mezar yerleri tespit edilip, iade-i itibarları sağlansın.

Ayhan Demir

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 18