MakalelerMedeniyetimiz

Türkler İslamın Bayraktarı

T

ürkler’in Müslüman olmaları, dünya tarihinin önemli olaylarından biridir. İslamiyeti kabul eden ilk Türkler, VII. yüzyılda bugünkü Türkistan’da yaşadıkları bilinen Karahanlılar’dır. X. yüzyıl başında Buğra Han, kendi inançlarına uygun düşen İslâm dinine girdi. Afganistan’da oturan Gazneliler de az sonra Müslüman oldular. Gazneliler Sultan Mahmud XI. yüzyılın ilk çeyreğinde Hindistan’ın kuzeyini fethederek bu ülkeyi İslamlaştırdı.

Aral Gölü’nün kuzeyinde yaşayan Oğuz Türkleri’nin Kınık boyundan Selçuk’un öncülüğünde, 960 yılına doğru Maveraünnehr’e göç etmeleri ve Selçuk’un torunu Çağrı Bey’in kumandasında 1040’da Dandanakan muharebesinde Gazneli Mahmud’un ordusunu yenmeleri sonunda, Horasan’da Selçuklu Devleti kuruldu. Tuğrul Bey’in Bağdad’ı 1055’de zaptederek Abbasi halifesini himayesine alması, Türkler’in İslam dünyasına hakim olmasını sağladı.

1072’den 1092’ye kadar süren Melikşah’ın saltanatı zamanında Büyük Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşamıştır. Bu devirde imparatorluğun hudutları Çin’den Akdeniz kıyılarına kadar uzanıyordu. Osman Turan’a göre “Selçukluların Medeniyet tarihinde en büyük hizmetleri, İslâm dünyasının her tarafına cami, medrese, kütüphane, tıp mektebi, hastane, imaret, zaviye, kervansaraylar ile doldurmaları, bu müesseselere büyük vakıflar yapmaları”dır. Sultanlar İslam alimleri ve sanatçılarını da saraylarında korumuşlar, onlara bol atiyeler vermişlerdi. Büyük Selçuklu Devleti, Sencer’in 1157’de vefatiyle yıkılmıştır.

İkincin Vatan Anadolu

Ne var ki, Çağrı’nın oğlu Sultan Alparslan’ın 1071’de Malazgirt muharebesinde Bizans ordusunu yenmesi ardından Selçuklular Anadolu’yu fethetmişler ve burasını Türklerin ikinci vatanı yapmışlardır. Kutalmışoğlu Süleyman Bey’in İslam gazileri başında savaşarak kurduğu devlet, Abbasi halifesi tarafından tanındığı gibi, adaletli yönetimiyle de yerli Hıristiyanların desteğini sağlamıştır. Sultan I. Kılıç Arslan, Anadolu’da ilerleyen Haçlı ordularına kahramanca direndiği, II. Kılıç Arslan da 1176’da Miryakefalon’da Bizanslılara karşı kazandığı zaferden sonra, memleketin iktisadi ve kültürel gelişmesine önem verdi.

Gıyaseddin Keyhüsrev’in 1207’de Antalya’yı, oğlu İzzeddin Keykavus’un 1214’de Sinop’u fethetmesiyle halkın refahı daha da arttı. Alaeddin Keykubad’ın saltanatında Anadolu Selçuklu Devleti altın çağını yaşadı. Gerçekten, 1220’den 1237’ye kadar devam eden dönemde payitaht Konya’da, Kayseri, Sivas, Erzurum ve diğer şehirlerde camiler, medreseler, hastaneler, hanlar ve türbeler inşa edildi, şehirleri birbirine bağlayan ticaret yollarında, köprüler, kervansaraylar yapıldı. Memlekette hakim olan hoşgörü, ünlü mutasavvıflar Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi, Horasan’dan Muhyiddin-i Arabi’yi Endülüs’ten Konya’ya çekmiştir. Bu yıllarda Yunus Emre’de en güzel Türkçe ilahileri Anadolu’da söylemiştir.

XIII. yüzyıl ortalarında başlayan Moğol istilası, bu medeniyeti duraklatmış, fakat 1308’de Selçuklu Sultanlığının ortadan kalmasından sonra da Anadolu’da teşekkül eden Türk beylikleri memleketin Türklüğüne hayatiyet kazandırmışlar ve medeniyeti yaşatmışlardır.

Nöbet Osmanlılarda

Anadolu Selçuklu Devleti’nin halefi Karamanoğlu veya Germiyanoğlu gibi büyük beylikler değil, Bizans’a karşı cihad sürdürmeye coğrafi bakımdan en müsait durumda bulunan küçük Osmanlı beyliği oldu. Beyliğin kurucusu Oğuzlar’ın Kayı boyuna mensup Osman Bey’dir. Aşiretiyle Bilecik yakınlarındaki Söğüt’e gelip yerleşmişti. Oğlu Orhan Bey, 1326’da Bursa’ya girdi. Osmanlılar 1354’de Çanakkale boğazından Avrupa’ya geçtiler, I. Murad zamanında da Rumeli’nin fethine başladılar.

Tarihçi Paul Wittek “Osman Gazi’nin halefleri Sultanlar haline geldiler; onların etrafından, karakterini, dil ve ırktan ziyade din ve medeniyetin tayin ettiği bir Osmanlı cemiyeti teşekkül etti” görüşünü açıklar.

Osmanlılar, fethettikleri memleketlere barış getiriyorlar, halka adaletli davranıyorlardı.
Nitekim XV. Yüzyıl başında Yıldırım Bayezid’in Ankara civarında Timur’a yenilmesi üzerine, devlet parçalanma tehlikesi ile karşılaştıysa da, Osmanlı yönetiminden memnun olan Balkan Hıristiyanları ayaklanmamışlardır.

II. Mehmed’in 1453’te İstanbul’u Bizanslılardan alması, Osmanlı Devleti’ne İmparatorluk vasfı kazandırdı. Yavuz Sultan Selim Suriye ve Mısır’ı imparatorluğa kattıktan başka, Mekke ve Medine’nin anahtarlarını teslim alarak “Hâdimü’l-Harameyn” unvanını elde etti. 1520’den 1566’ya kadar padişah olan Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Osmanlı medeniyeti en yüksek seviyesine ulaşmıştır.

Edebiyatta Baki ile Fuzuli, İslami ilimlerde Kemal Paşa-zâde ve Ebussuud Efendiler, mimaride Sinan, hat sanatında, Karahisarî ölümsüz eserlerini bu devirde meydana getirmişlerdir. Hayırsever kişilerin vakıfları sayesinde pek çok din ve eğitim müessesesi yaşatılmış, imaret, hastane gibi muhtaçlara fîsebîli’llâh hizmet veren tesisler kurmuştur.

Osmanlı Devleti XVII. Yüzyıl sonunda askeri ve siyasi sahalarda gerilemeye başlamış, buna rağmen kültür hayatında ilerleme durmamıştır. Nitekim, o yüzyılda Evliya Çelebi ünlü Seyahatnamesi’ni yazmış, XVIII. yüzyılda Topkapı Sarayı önünde Sultan Ahmed Çeşmesi gibi bir mimari şaheser inşa edildikten başka, şair Nedim ve musiki ustası Itrî yetişmiş. XIX. yüzyılda da Cevdet Paşa “Mecelle” adlı hukuk abidesini ortaya koşmuştur.

Osmanlı sosyal hayatında tarikatların önemli yeri olmuştur. Gerçekte tekkeler, son zamanlarda gerilemiş olmakla birlikte, kültür ve sanat merkezleriydiler. Celaleddin Rumi’nin Konya’da kurduğu Mevlevilik toplumun yüksek tabakasına manevi destek sağlamış, Horasan erenlerinden Hacı Bektaş’ın Selçuklu çağında temelini attığına inanılan Bektaşilik ise sonraları Yeniçeri ocağının tarikatı, Hacı Bektaş da pîr olarak kabul edilmiş ve halk arasında yayılmıştır.

 

Prof. Dr. Ercüment Kuran

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 18