MakalelerMedeniyetimiz

Türk İslam Ülküsü’nün Büyük Mütefekkiri: Seyyid Ahmet Arvasi

S

eyyid Ahmet Arvasî, Seyyid soyundan gelen ve
manevi dünyamızın karanlıklarını aydınlatan muhterem bir babanın saygıdeğer bir
evladı. İlimde, irfanda, ihlâs ve imanda daima emredilene layık olmaya çalışan
ve emredileni kulluğu gereği yaşayıp anlatmaya çalışan büyük bir dava adamı.

Ülkemizin çileli günlerinde hele de Abdülhakim
Arvasi Hazretleri’ne yöneltilen ağır baskı ve saldırıların döneminde dünyaya
gelen ve bütün sızıları yüreğinde hissederek yaşayan bir gönül adamı.

Resmi görevli olduğu zaman okullarda yetiştirdiği
binlerce memleket evladının arasına, emekliliği döneminde de binlercesine
katmayı başaran çalışkan bir insan. Günün büyük kısmını ibadet ve ilimle
geçirmeyi fazilet kabul eden, insanları hoşnut etmeyi meslek haline getiren ve
en büyük cihat olarak Allah düşmanlarıyla ve memleket düşmanlarıyla uğraşmayı
gören büyük mücahit.

Maharetin kalpleri tamir etmek olduğunu, gönül
kırmanın bir mabed yıkmak olduğunu söyleyen olgun bir kişi. Cumhuriyet
döneminde yetişen gönül ve ilim simalarından birisi Seyyid Ahmet Arvasi Hoca. Kitaplarında,
makalelerinde, seminer ve sohbetlerinde hep yeniden kurulmaya çalışılan,
emperyalizmin boyunduruğundan çıkmaya çalışan Türk milletinin ve onun Müslüman
evlatlarının yöntem ve yollarını işliyordu. İnsan nasıl olmalıdır, Müslüman
nasıl davranmalıdır, Türk insanın sorunları nelerdir, bu sorunların kaynağı
neresidir, kurtuluş için millet olarak ne yapmalıdır onun anlatım ve öneri
konularıydı.

İnsani değerlere çok kıymet veren ve Allah’ın yer
yüzünün efendisi olarak yarattığı insanı her zaman en şerefli yerde olması
gerektiği şeklinde uyaran Arvasî Hazretleri, dostlarına ve gönüldaşlarına her
zaman kapısını açık tutan, gelenine karşı hizmetini bizzat kendisi gören
âlicenap bir kişi idi. Onunla şerefyab olan, onun lezzetli sohbetlerini dinleme
imkanına kavuşan binlerce kişinin gönlünde hep ondan bir iz kalmıştır. Bazı
sevenleri onun meclisinde bulunup da sohbetinin tersirinde kalınca kullandığı
sözcükler şunlar oluyordu:

 “- Hocam ne
kadar tesirli konuşuyorsunuz.”

Hocanın cevabı da şu oluyordu:

“- Söze kuvvet
ve tesir veren Allah’tır. Biz sadece dile getiririz.”

Mütevazi kişiliği her zaman olayların gerisinde
durmayı ve olayları gönül süzgecinden tahlil edip, öylece hükümleştirmeye
götürürdü. Dünyalıklarda, maddi kazançlarda hiçbir zaman gözü olmadan yaşadı.
Yaptığı işlerin ve eylemlerin altında yazan tek gerçek “Allah rızası için insanlara yararlı olabilmek idi.”

Rıza-i İlahi’ye öylesine iman etmişti ki,
kapısından isteyeni hiçbir zaman geri çevirmezdi. Ayetlerin ve hadislerin
emrettiği şekli yaşamayı kendisine şiar edinmişti. Zira, o Allah’tan gayrı
gidilecek, ondan gayrı teslim olunacak ve ondan başka hesap verilecek hiçbir
makam ve merci olmadığına inanıyordu.

Türk milletinin buhrana düştüğü, diniyle, diliyle,
kültürü ve coğrafyasıyla saldırıya maruz kaldığı dönemlerde saldırganlara karşı
mücadelenin bizzat icine girerek görev yapmış bir mücadele eri idi. Memleket
evlatlarının yabancı ideoloji ve entrikaların oyununa gelerek aldatılmasından
ötürü düştüğü sıkıntılı anlar, yine memleketin saf ve samimi çocukları olan
ülkücülerle beraber hareket etmesine ve bu teşkilatlarda aktif görevler
almasına yol açmıştır. O, Türk milletinin islamın yücelmesi için Allah
tarafından görevlendirilmiş bir millet olduğuna ve bu görevi de son zamanları
hariç layıkı ile yaptığına inanıyordu. İslam’ın ve Müslümanların yaşadığı kötü
hallerin, Türk milletinin bir müddet bayrağı elinden bıraktığı için meydana
geldiğini ve millet olarak dirilmenin ve kurtulmanın zamanının geldiğin
söylüyordu. Bunun için de ilmi ve imani esas alan bir eğitim metodunun şart
olduğunu savunuyordu.

Öylesine genç bir ruha sahipti ki, öldüğü ana kadar
dostlarından hiçbir zaman uzaklaşmadan, uzlete çekilmeden yaşadı. Son gününe
kadar, gençlerle olan sohbetlerini kesmedi ve onlara hep çalışmayı ve İslam
esasları çerçevesinde yaşamayı nasihat etti.

İnsandaki iç zenginliğinin önemine dikkat çeken,
cemiyet içinde varlığını muhafaza etmek isteyen herkesin öncelikle bir kul olma
şuuruna varmasının gerekliliğini vurgulayan Arvasî Hoca, ömrünü hep mükemmeli
oluşturmak ve olgunluğa ulaşmak için geçirdi. Eşref-i Mahluk, İnsan-ı Kamil
davasıyla uğraştı ve bunu yakalamayan hiçbir davanın nihai hedefe ulaşamayacağına
dikkat çekti.

 

Hasan Yılmaz

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28